banner1199

banner1202

banner1197

banner1203

'Libya'da Türk-Rus işbirliği zorunlu'

Rusya’nın dış politikasına yön veren isimlerden Aleksandr Dugin, Batı’nın Doğu Akdeniz’de Türk çıkarlarını görmezden geldiğine dikkat çekti. Dugin, ‘Ankara’nın Kremlin’e kendi Mavi Vatan stratejisini anlatması hiç olmadığı kadar önemli’ dedi.

GÜNDEM 24.12.2019, 09:37
'Libya'da Türk-Rus işbirliği zorunlu'

Rusya’nın dış politikasına yön veren isimlerden Aleksandr Dugin, Rusya ve Türkiye’nin Libya’da işbirliği için somut bir temel olduğunu söyledi. Dugin, “Bu, her şeyden evvel Suriye’deki ortaklığın yarattığı tecrübe ve Doğu Akdeniz’de Rus ve Türk çıkarlarının her ihtimalde hesaba katılması konusundaki fikir birliğidir” dedi.

Libya’ya asker gönderme ihtimali bulunduğunu açıklayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Libya’daki gelişmeleri görüşmek üzere Moskova’ya bir heyet gönderdi. Ocak ayının ilk günlerinde de Türkiye ve Rusya devlet başkanları arasında Ankara’da bir buluşma planlanıyor.

Aleksandr Dugin ile Türk-Rus ilişkileri çerçevesinde Libya krizi üzerine yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz:

‘SURİYE’DE DE İŞBİRLİĞİ HEMEN SAĞLANMADI’

Türkiye ve Rusya, Esad’a karşı farklı tavırları olmasına rağmen Suriye’de başarılı bir işbirliği içindeyken Libya meselesinde neden farklı taraflarda yer alıyorlar?

Hatırlatmak isterim ki, Moskova ve Ankara arasındaki başarılı işbirliği hemen oluşmadı. İlk başta Türkiye, başka bir stratejiye sahipti, radikal Esad muhaliflerine daha yakındı. Rusya ise tam faal bir şekilde çatışmaya müdahil olmak istemiyordu.

Ancak süreç içinde her şey değişti, Rusya ve Türkiye yakınlaştılar. Her şeyden önce Batı güçlerine ve Suudiler nezdinde Amerikan vesayetine dayanan selefi aşırıcılara, Kürt terör güçlerine (PKK ve YPG), Suriye’yi iç savaşta boğarak parçalama fırsatı vermemek için.

Bu süreçte Rusya, Batı’nın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Arap ülkelerini parçalamasını durdurmak (ve de ayrıca Akdeniz’de kendi varlığını sağlamak) adına hareket etti. Türkiye ise BOP’un bir parçası olan “büyük Kürdistan”ın kurulması ihtimalinden rahatsızlığa kapıldı. Böylece Rusya ve Türkiye’nin çıkarları örtüştü, ortak hareket iki ülkenin de çıkarlarının korunmasını sağladı.

‘İKİ ÜLKE DE LİBYA’DA BARIŞ İSTİYOR’

Türk-Rus ortaklığı adım adım pekişti ve stratejik bir karakter kazandı. Libya, bugün onun sağlamlığı konusunda bir sınav. Libya’da Rusya, Hafter güçlerini destekliyor; Türkiye ise Serrac’ı ve geleneksel olarak Erdoğan’la iyi ilişkileri bulunan Müslüman Kardeşler’le bağlantılı farklı grupları.

Ancak çok önemlidir ki, hem Rusya hem de Türkiye Libya’da barış istiyor ve aynı zamanda Batıcı güçlerin (kesin olarak söylenebilir ki Libya’da bu türden güçler bulunmuyor) zafer kazanmasını istemiyor. Bütün Libyalılar, ABD ve AB ülkelerinin keskin müdahalesinin ülkelerine nasıl büyük acılar getirdiğini çok iyi biliyorlar. Bu sebeple Rusya ve Türkiye’nin Libya’da işbirliği için somut bir temel var. Bu, her şeyden evvel Suriye’deki ortaklığın yarattığı tecrübe ve Doğu Akdeniz’de Rus ve Türk çıkarlarının her ihtimalde hesaba katılması konusundaki fikir birliği.

‘GÖRÜŞMELERE HEMEN BAŞLANMALI’

Bu arada Hafter’in konumu açık bir şekilde sağlamlaşırken, Serrac zayıflıyor. Teorik olarak bile durumun radikal bir şeklide Serrac lehine dönmesi mümkün görünmüyor. Bundan hareketle Libya meselesi konusunda Türkiye’nin konumunu gözeterek ve Erdoğan’ı da tatmin edecek ve Türkiye’nin askeri-siyasi çıkarlarını da garanti altına alacak bir çözüm bulmaya çabalayarak, Moskova ve Ankara arasında çok daha faal görüşmelerin yürütülmesi ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Batı, tabii ki iki ülkenin Libya konusundaki farklı yaklaşımlarını kullanarak Türk-Rus ilişkilerinde bir gerginlik yaratmaya çalışıyor. Ancak eminim ki, hem Putin hem de Erdoğan buna izin vermeyecek bilgeliğe sahipler.

‘DOĞU AKDENİZ’DE GÜÇLENMENİZ RUSYA’NIN LEHİNE’

Bugün Türkiye açısından temel mesele Ankara ve Trablusgarp arasında imzalanan mutabakatın korunması. Bu mutabakat, Mavi Vatan doktrinin hayata geçirilmesinin uluslararası hukuk zeminini oluşturuyor. Hafter’in kazanması bu anlamda Türkiye açısından büyük bir risk taşıyor. 
Moskova da mutabakatın, Amiral Cem Gürdeniz tarafından formüle edilen Türk stratejisinin önemli bir parçası olduğunu görüyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendi egemenliğini korumak ve güçlendirmek istiyor. Türkiye, ABD-İsrail-Yunanistan-Mısır ekseninin lehine Türk çıkarlarını açık bir şekilde görmezden gelmek isteyen Batı ülkelerinin hareketleriyle keskin bir şeklide karşı karşıya kalıyor. Rusya açısından Türk egemenliğinin Doğu Akdeniz’de güçlenmesi olumludur, Moskova’nın çıkarınadır. Ama, doğal olarak, bu Moskova’nın temel hedefi olamaz.

‘MUTABAKATIN ÖNEMİNİ ANLIYORUZ’

Moskova, Türkiye-Libya mutabakatının önemini kavramış durumda. Ancak sorun, eğer Serrac iktidarı kaybederse, bu mutabakatın boş bir belgeye dönüşmesinde. Bu nedenle gelişmeleri takip etmek ve ona uygun adımlar atmak gerekir. Türk Ordularının Libya’daki olaylara doğrudan müdahalesinde dahi, çatışmanın gidişatını radikal olarak değiştirmenin mümkün olmayacağı açık.

Bu sebeple geleceğe bakalım. Benim bakış açıma göre Ankara’nın Kremlin’e kendi Mavi Vatan stratejisini anlatması hiç olmadığı kadar önemli. Kısa bir süre önce Kuzey Kıbrıs’taydım, Amiral Cem Gürdeniz ve Kıbrıs Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen “Mavi Savaşlar” konferansına katıldım. Ankara’nın düşünce tarzını tamamen anlıyorum. Ancak Türkiye’nin kendi stratejik bakış açısını her türlü kanalla, siyasi, diplomatik, askerî, uzman, iletmesi çok önemli. Bu yapılmadan Ankara için net olan şeyler, Moskova açısından tamamen net olmayacaktır.

‘LİBYA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ TEMEL İLKEMİZ’

Sizce Libya’da Türk-Rus işbirliğinin somut ilkeleri ne olabilir?

Bu ilkeler açık ve iki ülke tarafından da paylaşılıyor. İlk önce Libya’nın toprak bütünlüğünün korunması, iç savaşın sonlandırılması, terörizmle mücadelenin gerekliliği. Ayrıca İdlib’de olduğu gibi Rusya’yla birlikte gerginliği azaltma bölgesi kurulabilir. Bana ulaşan bilgilere göre Türk askerî çevrelerinde bu seçenek de değerlendiriliyormuş.

Devamında da tüm Ortadoğu ve Mağrip ülkelerinde çok kutuplu dünya modelinin pekiştirilmesi adına genel ilkeler üzerinde çalışılır. Bu model, hegemonyasını korumaya ve “böl ve yönet” politikasını Arap dünyasında sürdürmeye çalışan Batı’nın maceracı müdahalelerine ciddi bir set çekecektir.

‘MUTABAKATIN CİDDİ BİR TEMEL KAZANMASI İÇİN...’

Ve son olarak Libya’daki iç çatışmaların gelişiminden bağımsız olarak Türkiye-Libya mutabakatı üzerinde çalışılır ve Türkiye’nin stratejik çıkarları sağlanır. Böyle bir durumda bu mutabakat, çok daha ciddi bir temele sahip olur. Ve bunun için Rusya’nın otoritesi ve ağırlığı değerlendirilir.

Ardından sıra Kuzey Afrika’da çok kutuplu dünyanın inşasının temel stratejisine gelir. Ayrıca Çin’in bölgede yükselen rolüne de dikkat çekmek gerekir. Çin’in de bölgede çok kutupluluğun inşasına faal olarak katılması önemlidir.

Bu bakımdan Ankara tarafından tek taraflı atılacak acele adımlar, mesela şu an Sarac’a destek için asker gönderilmesi gibi, sadece bizi hedeflerimizden uzaklaştırmaz, ayrıca bundan koparabilir de.

Bu, Türkiye’nin İslam dünyasındaki liderliği açısından da tehlikelidir. Rusya’nın inanç durumundan hiçbir zaman böyle bir iddiası olamaz. Ama Türkiye’nin Sünni ülkeleri arasında çok sayıda karşıtı ve rakibi var. En başta Mısır ve Suudi Arabistan. Bu bakımdan Erdoğan için Rusya gibi bir müttefike sahip olmak böyle bir liderlik için anahtar işlevi görebilir. Rusya’nın Türkiye’ye ihtiyacı da bundan az değildir.

‘RUSYA, MESELEYE FAYDACI YAKLAŞIYOR’

Peki Rusya, böyle bir durumda Libya sorununda neden Washington’un, Suudilerin, Fransızların yanında yer alıyor?

Durum tam böyle değil. Batı, Libya’da kimi destekleyeceğini tam olarak bilmiyor. Çünkü orada bütün güçler Batı’ya karşı. Bir taraftan ABD ve Avrupa, son ana kadar bizzat Serrac’ı destekledi. Ancak Türkiye’yle fazla (Batı’nın gözüyle) yakınlaşınca, Türkiye de Batı’dan fazlasıyla uzaklaşınca Serrac’dan vazgeçtiler.


Diğer taraftan da Hafter’in başarılarını görünce Batı (ilk önce Fransa) ve İsrail ve Mısır gibi Batıcı güçler, onun üzerine oynamaya başladı. Rusya’nın yaklaşımı tamamen faydacı. Libya, geleneksel olarak Rusya’ya dost bir ülkeydi. Rusya’nın otoritesi tüm Arap dünyasında yükseliyor. Bu nedenle Moskova’ya bugün Hafter de Serrac da daha küçük güçler de başvuruyor. Rusya şu ilkelere sadık: Barış, düzenin kurulması, terörizmle mücadele. Bu yönde çalışan herkesi desteklemeye hazır.

Ancak Rusya ve Türkiye, nesnel güç dengesini gözeterek ve barışı sağlamaya yönelerek Libya sorununda birlikte hareket ederse, etkilerini çatışmanın seyrinden bağımsız olarak birkaç kat artırırlar.

Batı’nın böyle bir perspektifi yok. Bizzat Washington ve Paris, faal bir şekilde Libya trajedisinin kanlı olaylarına yol açtılar. Artık onlara kimsenin güveni yok.

‘RUSYA’YLA ANLAŞIP ASKER GÖNDERİLSİN’

Erdoğan, Libya’ya asker gönderme ihtimalinden bahsediyor. Siz, bu duruma nasıl bakıyorsunuz?

Birincisi; Türkiye, egemen bir devlet ve istediği gibi hareket eder. Bunun Türk-Rus ilişkileri açısından aşılmaz bir engel olacağını düşünmüyorum. Ama iyiye götürmeyeceği kesin.

Eğer Suriye’de olduğu gibi Türkiye, Rusya’yla bazı bölgeler (hepsinden önce Mısrata bölgesi) konusunda anlaşırsa ve bu bölgeyi sorumluluğuna alırsa, iş başka tabii. Türkiye, Serrac ve bazı diğer siyasi güçler için somut bir güvence olabilir. Rusya, dediğim gibi, faydacı bir yol benimsiyor. Moskova için önemli olan barış ve düzen, ayrıca da bölgede terör tehdidinin engellenmesi. Eğer Erdoğan, Ankara’nın Libya’dan tam ne istediğini rasyonel bir şekilde anlatırsa, bana göre, hesaba katılacaktır.

Ama eğer Türk Ordusu, Hafter’in tarafında bulunan hayali ya da gerçek Rus güçlerine gönderme yaparak, doğrudan Rusya’ya karşı denge amacıyla gönderilirse, bu durum, bu sefer Putin tarafından olumlu karşılanmayacaktır.

Rusya’nın kendisinin de Libya’da her şeyden önce Libyalıları tatmin edecek ve ayrıca Türkiye’nin çıkarlarını da gözetecek çözüm planı üzerinde çalışması gerekiyor. Bu noktada yine Mavi Vatan konseptiyle ve Türkiye-Libya Mutabakatı’yla karşılaşıyoruz. Bugünkü durumda Türk Ordularının Libya’ya gönderilmesi, sadece Akdeniz’de Türk-Rus ortaklığının olumlu senaryosunun zayıflamasına yol açar.

‘TÜRK-RUS GERGİNLİĞİ HER ŞEKİLDE ENGELLENMELİ’

Son yıllarda Tür-Rus gerginliğinin iki ülkeye de çok olumsuz etkileri olduğunu gördük. Böyle bir cepheleşmeden kaçınma imkânı varsa, bunu yapmak için her yol aranmalı.

Diğer taraftan askerî bir gücün Libya’ya gönderilmesi sadece Türk askerî kayıplarına yol açmaz (bu bir argüman değil tabii ki, ne de olsa Türkler gerçek savaşçılar ve vatanlarının çıkarı için canlarını vermeyi bilirler), ayrıca silahlı çatışmaya son verilmesini de geciktirir. Bu, barış istemeyen güçlerin işine gelir ve alçak planları için onlara yeni bir şans verir.

‘ANKARA, AYRINTILARA DİKKAT EDİYOR’

Moskova’nın Ankara’ya Libya meselesinde bir önerisi var mı? Kremlin, bu konuda ne düşünüyor?

Bildiğim kadarıyla bu konuda tam bir netlik yok. Rusya, gelişmelerin mantığı çerçevesinde bir yol izliyor ve daha çok Libya tarafının taleplerine cevap veriyor. Tam kendisine ait bir stratejik bakış açısına sahip değil. Moskova, zaman zaman gelişmeleri etnik, politik, dini vb. ayrımları gözetmeden, oldukça genel bir bakışla değerlendiriyor. Bölge, bizim sınırlarımızdan oldukça uzakta. Ancak Ankara, tam tersi, ayrıntılara oldukça dikkat gösteriyor.

Erdoğan’ın üzerinde, Arap dünyasının farklı dini gruplarıyla yakın ya da çok eski geçmişten gelen ilişkilerinin yükü var. Bu, bir yorum çatışmasına yol açabilir. Bundan kaçınmanın en iyi yolu, Akdeniz’de Türk-Rus ortak stratejisini geliştirmeye başlamak: Moskova, dini faktörleri daha somut anlamaya başlayacak, Ankara ise daha önceki dönemlerden devam eden ve bugün artık milli çıkarlarının farkına varmasıyla güncelliğini yitirmiş, oldukça yerel kalmış olan bakış açısını ve belli bir ataleti üzerinden atacaktır.

Yorumlar (0)
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P