Kılıçdaroğlu’nun itirafı: “İktidar iddiam yoktur!”


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

17 Temmuz 2017, 14:13

CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nun Alman Der Spiegel dergisine, 2019 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin olarak yaptığı açıklama, bir çok açıdan ibret vericidir ve ibret verici olduğu kadar da “aydınlatıcıdır.”
Kılıçdaroğlu Der Spiegel’e; Cumhurbaşkanlığına kesinlikle aday olmayacağını, “Partiler üstü bir aday” istediğini söylemektedir.

Bugünden havlu atmak
Bu sözlerden hareketle hemen yapılacak iki tespit bulunuyor:
Birincisi; Kılıçdaroğlu, 16 Nisan referandumu ile yapılan Anayasa değişikliğinden bihaber görünüyor.
Referandumla birlikte kabul edilen yeni Anayasa’ya göre önümüzdeki ilk seçimde belirlenecek olan Cumhurbaşkanı hükümeti kuran kişi olacaktır. Yani bugünkü adlandırmayla “Başbakan” olacaktır.
Kısacası Kılıçdaroğlu, “Ana Muhalefet Partisi” başkanı olarak Başbakan olmak iddiasını bırakmakta, yani “Hükümet olmak istemiyorum” demektedir.
Dolaysıyla ikinci olarak Kılıçdaroğlu, bu ifadesiyle gerçekte, Erdoğan’a rakip olmaktan vazgeçmekte, başka bir ifadeyle seçim yoluyla AKP iktidarına son verme hedefinin olmadığını da söylemiş olmaktadır.

PKK ve FETÖ ile yürümenin anlamı
Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, “Adalet yürüyüşü” birlikte dünya aleme ilan ettiği stratejisiyle uyumludur. CHP bilindiği üzere, yapılan bütün uyarıları kulak ardı ederek PKK ve FETÖ ile birlikte “adalet” yürüyüşüne çıktı.
2017 Türkiyesi ile ilgili olarak belirtilecek en büyük gerçek şudur:
Bu ülkede PKK ve FETÖ’nün, halk desteğini alarak iktidar olmaları ihtimali milyonda bir bile değildir.
Emperyalizmin yedeğinde Türkiye’ye karşı savaşan bu iki terör örgütü ile birlikte hareket ederek AKP’ye alternatif olmak, Recep Tayyip Erdoğan’ı seçim sandığında yenmek de mümkün değildir.
Kılıçdaroğlu’nun daha bugünden aday olmayacağını açıklamasının ardındaki gerçek budur.

16 Nisan tuzağı”nda kendisine verilen rolü oynamak
Peki ne yapacaktır Kılıçdaroğlu?
Kılıçdaroğlu ne yapacağını Maltepe’de açıkladığı 10 maddelik programda ve arkasından yabancı gazetelerde yayınlanan yazılarında açıklamış bulunuyor.
Buyurun Maltepe konuşmasına:
“Toplumsal barışımızı bozan tüm anti demokratik uygulamalara eşit vatandaşlık temelinde son verilmelidir.”...
Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemizin içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısırdöngü yaratmıştır. Adalet sadece iç politikaya ve toplumsal yaşama değil uluslararası ilişkilere de hakim olmalıdır. Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapılmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir.
Şimdi burada kullanılan bazı ifadelerin gerçekte ne anlama geldiğine bakalım.
Eşit vatandaşlık: PKK’nın etnik topluluklar arası eşitlik talebi için formüle ettiği kavram.
Saldırgan dış politika: PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonlara ve Fırat kalkanı harekatına karşı olmak.
Türkiye coğrafyasındaki tüm halklar: Türk milletini Ortaçağa ait etnik ve dinsel toplulukları canlandırarak bölme programının ifadesi
Uluslararası hukuka saygılı dış politika: ABD’nin çıkarlarına uygun dış politika
İnsan haklarına önem veren milletler ailesi: ABD ve AB

Dünya çapındaki saflaşmada yerini belirleme
Kılıçdaroğlu’nun Guardian gazetesindeki yazısı ise Batılı güçlere sunulan bir dilekçe gibidir.
“Dünya aşırıcıların, hoşgörüsüz popülistlerin ve diktatörlerin yükselişine tanık oluyor. Baskının derecesinde önemli farklar olmakla birlikte önemli ortaklıklar da var. Diktatörler birbirlerinden öğreniyorlar. Demokrasiye karşı birlikte dolap çeviriyorlar. Ülkelerini mahvedip insanlarını göçe zorluyorlar. Liberal demokratlar buna nasıl karşılık vermeli? Hoşgörüsüz popülistlerin ve diktatörlerin gücünü sarsmak için uluslar arası açıdan yeni demokratik araçlar geliştirmeli ve paylaşmalıyız.”
Burada kullanılan bazı ifadelerin de gerçekte ne anlama geldiğine bakmak gerekiyor:
Aşırıcılar, hoşgörüsüz popülistler ve diktatörler: Putin, Esat, Şi Jin Ping, Hameneyi, Erdoğan vd.
İnsanlarını göçe zorlayan diktatör: Esat
Liberal demokratlar: ABD ve AB
Uluslararası açıdan yeni demokratik araçlar: ABD’nin örgütleyeceği dış müdahale

Saflaşma ve Strateji
Kılıçdaroğlu bu iki paragraftaki görüşleriyle hem kimlerle birlikte hareket edeceğini, hem de “iktidar stratejisi”nin ne olduğunu açıklıyor.
Kılıçdaroğlu’nun düşmanları dünyadaki “diktatörler”; yani başta Esad, Putin olmak üzere İran, Çin ve diğer benzer konumdaki ülkeler…
Dostları ise ABD ve AB….
Ülke içinde ise PKK ve FETÖ yol arkadaşları olarak seçilince doğal olarak bütün milli güçler, Türk milletinin ezici çoğunluğunun karşıya alınması kaçınılmaz oluyor.
Böyle bir saflaşmada milli güçlerin karşısında konumlananlar seçimde bir başarı elde edemeyeceklerini bilirler. Bu durumda bütün ümitler, iç kargaşalığa ve dış müdahaleye bağlanır.
Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin açıklamasını böyle okumak gerekiyor.


Mehmet Bedri Gültekin
ulusal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.