Kürtlerin Türkiye ile gönül bağı kopuyor mu?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

01 Haziran 2016, 10:16

Selahattin Demirtaş, Cumhuriyet gazetesinin kendisi ile yaptığı röportajda, (30 Haziran 2016) Türk Ordusunun Bölgede PKK’ya karşı yürüttüğü mücadelenin sonuçlarını; “Kürtlerin gönlünde bir daha Türk devleti ile bir aidiyet ilişkisi kurulamayacak” sözleri ile değerlendiriyor.

Gerçek böyle midir yoksa Demirtaş gönlünden geçenleri mi dillendirmektedir?

Doğru cevabı bulmak için olgulara bakmak gerekir?
 
Süreç ve olgular

PKK, “Açılım süreci”nin kendisine sunduğu olanaklardan yararlanarak daha 2009 yılında Oslo görüşmeleri kayıtlarıyla da belgeli olduğu üzere bölgeyi patlayıcılarla doldurdu. Silahlı adamlarını yerleşim yerlerine, önünde hiçbir engelin olmadığı koşullarda yerleştirdi.

Elinde bulunan yerel yönetim olanaklarını halka hizmet için değil, güvenlik kuvvetlerine şehir savaşı yürütebilmek için gerekli hazırlıkları yapmada kullandı.

En sonunda ABD’nin, Suriye stratejisinin gereği olarak Türkiye’nin içinde de harekete geçmesi yönündeki isteğini bir “tarihi fırsat” olarak değerlendirdi ve çeşitli şehirlerde “özerklik” ilan etti. Türkiye Cumhuriyetinin otoritesini tanımadığını açıkladı.

Bütün bu gelişmelerin sonunda TSK 24 Temmuz 2015’te harekete geçti. O günden bu yana önemli bir kısmı PKK’nın yerleştirdiği patlayıcılardan olmak üzere binlerce ev yıkıldı. Bölgenin birçok il ve ilçesi yaşanamaz hale geldi. Halk evini barkını, işini terk etmek zorunda kaldı.
 
Aidiyet ama nereye?

Evini, işini terk etmek zorunda kalan insan nereye gider? Selahattin Demirtaş’ın sözcükleriyle ifade edecek olursak böyle durumlarda öncelikle kişinin aklına  “aidiyet ilişkisi olan yer” gelecektir.

Güneydoğulu yurttaşlarımızın hemen yanı başında (Kuzey Irak) tam 26 yıldır bir Kürt yönetimi var. Öte yandan Kuzey Irak’ın Türkiye sınırı boyunca uzanan bölgesi, Kandil de dahil olmak üzere PKK’nın denetiminde bulunuyor.

Suriye’nin kuzeyinde ise tam üç yıldır PKK’nın yönetiminde olduğu “kantonlar” var. Üstelik kantonlardan ikisi geçen yıl ABD uçaklarının koruması altında birleştirildi. ABD şimdi, daha da net bir şekilde bütün gücüyle PKK bölgesinin hamiliğini üstlenmiş bulunuyor.

Ama Güneydoğu’da evini terk etmek isteyen yurttaşlarımızdan hiç kimse Barzani bölgesine veya PKK’nın hakimiyet alanlarına gitmedi. Göç edenler ya yakın il ve ilçelere ya da Türkiye’nin Batısına göçtüler.

İşte olgu budur. “Aidiyet ilişkisinin” ne olduğunu da boş sözler değil halkın zor durumdaki davranışı, tercihi belirler.

Araştırma kuruluşu YORSAM’ın 20 – 25 Mayıs tarihlerinde Diyarbakır’da yaptığı araştırmaya göre Diyarbakırlıların yüzde 60 ‘ı son yaşanan gelişmelerden sonra bölgeyi terk etmek istiyor.

Bu tespiti, halkın yüzde 60’ı PKK’dan kaçmak istiyor diye de okuyabiliriz. Elbette ki Kuzey Irak ya da Suriye’deki“kantonlara” değil Türkiye’nin Batısına!
 
HDP’den kaçan seçmen

Demirtaş’ın söylediklerinin gerçeklikle ilişkisinin olmadığını gösteren bir diğer kanıt şudur:

Eğer gerçekten bölge insanının Türkiye ile gönül bağı kopsaydı HDP’nin oy oranının düşmesi değil yükselmesi gerekirdi.

Oysa biliyoruz ki HDP’nin oyu 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar olan süre içinde yüzde 20’nin üzerinde düştü. PKK’nın silah tehdidinin olmadığı yerlerde ise düşme, yüzde 45’lere kadar vardı.

Sur halkı geçenlerde HDP milletvekillerini kovaladı. HDP’nin “sokağa çıkın” çağrılarına halk itibar etmedi.  PKK, kazdığı hendeklere gömülürken halk PKK’nın değil asker ve polisin yanında saf tuttu.

Son olarak yapılan kamuoyu yoklamalarında ise HDP’nin oy oranı yüzde 7’lere kadar düşmüş bulunuyor.
 
Kürtler nereden kopuyor?

YORSAM’ın sözünü ettiğimiz araştırmasının ortaya koyduğu gerçekler de önemlidir.

Buna göre halkın çoğunluğu çatışmaların yeniden başlamasından PKK’yı sorumlu tutmaktadır.

Hendek siyasetini yanlış bulanların oranı yüzde 90’dır. Halkın yüzde 40’ı çatışmaların yeniden başlamasının siyasal tercihlerinin değişmesine yol açtığını belirtmiştir. Gene halkın yüzde 90’ı, çatışmaların kente taşınmasının yanlış olduğunu belirtmiştir.

PKK’nin ilan ettiği “özyönetim”i yanlış bulanların oranı ise yüzde 80’dir. “Fikri olmayanlar”ı da dahil edersek bu oran daha da yukarılara çıkar.

Evet, bütün bu veriler gerçekten de artık bir daha kurulamayacak bir “aidiyet ilişkisi”nin varlığını gösteriyor. Kürt yurttaşlarımızın küçümsenmeyecek bir kesimi, yaşanan bütün bu gelişmelerden sonra, Türkiye veya Türk Devleti ile değil ama PKK veya Demirtaşların “ayrı meclis açılabilir” sözleriyle vaat ettiği ayrılıkçılıkla bundan sonra hiçbir “aidiyet ilişkilerinin” olamayacağını ilan etmiş oluyorlar.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adil Aydın - 1 yıl önce
Katil pkk'yı temsil edenlerin " meclisi cezaevi ".