Osmanlılar


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

09 Kasım 2014, 12:16

Kendilerine “Yeni Osmanlılar” dediler. 2002 yılında iktidara geldiklerinde ilk yaptıkları iş TBMM lojmanlarını ve makam arabalarını satmaktı. Aslında araçlar da lojmanlar da gayet mütevazıydı ama halka bunu son derece lüksmüş gibi anlattılar. “Böyle ayrıcalık mı olur, halkın içinde yaşasın” dediler. Tevazuya bak. İnandı halkımız. Alkışladı.

Ama…
Kanun değişiklikleriyle bir milletvekili hem görev maaşı hem de emekli maaşı almaya başladı. Şu anda 20 bin lira maaş alıyorlar. Aldıkları maaş, dolar bazında 10 bin dolar görünen milli gelirin yüzde 56’sına tekabül ediyor ki, dünyada eşi benzeri yok. Danışmanları ve şoförleri oldu. Trafik cezası bile yazılamıyor.
Bir de sarayları oldu. Abdullah Gül Çankaya Köşkü'nü tadilatı bahane ederek kullanmadı. Dışişleri konutuna trilyonlar harcanarak yenilendi. Sırf mobilya alımı için Cumhurbaşkanlığı bütçesi 30.7 milyon TL arttırıldı.
Bu arada Dışişleri Bakanı derseniz, 39 bin TL kirayla tutulan yeni konutu kullandı. Meclis Başkanı yeniden yapılan Başbakanlık konutunu beğenmeyince 8 milyonluk yeni Köşk yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir de Huber Köşkü'nü kullanıyordu. Cumhurbaşkanlığı bitince Demirel gibi Güniz Sokak’a taşınmadı. Huber Köşkündeki Cumhurbaşkanlığı armasını yolladı. Orada oturmaya devam ediyor. Emrine tahsisli 95 personel ve 12 makam arabasıyla birlikte.

Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca buralarda oturur muydu? Yeni bir saray yapıldı hepiniz biliyorsunuz, dünyada eşi yok. 1000 odalı, 1 milyar 370 milyon TL’ye mal oldu, bu sarayın giderleri için Cumhurbaşkanlığı ödeneğinin 1,1 milyar TL’ye çıkarılması planlanıyor... Değirmenin suyu nereden derseniz, yine Bakan açıkladı, memur ve emekliye yüzde 3 zam yapılacak, enflasyon oranları ise yansıtılmayacak, yani senden benden, güzel kardeşim.

Gerçek Osmanlılara gelince. Topkapı Sarayı’nda oturdular. Bakın, taştan bir çadır gibidir. Sade, güngörmüş, sonradan görmeliğin izini bulamazsınız.

Aklıma Dolmabahçe Sarayı geliyor. Sultan Abdülmecid, 3 milyon kese altın borç alarak yaptırmıştı. Şatafat abidesiydi. Sadece 6 ay oturabildi. Çünkü Osmanlı’nın mirasını yiyordu.
Bakalım bu kaç ay oturabilecek…

ALAN HÂKİMİYETİ

İçişleri bakanı Efgan Ala, “kırsal’da ve şehirlerde alan hâkimiyetinin PKK’ya geçtiğini” buyurmuş.
Kim verdi bu hâkimiyeti?

PKK şehirlerin ortasında diploma törenleri düzenlediğinde… Gündüz gözüyle yol kesip haraç topladığında… Eli silahlı teröristler şehirlerde cenaze törenleri yaptığında… Şehitlikler kurup, orta yerine kocaman heykeller diktiğinde… Devleti temsil eden adamlar olarak sadece izlediniz. PKK ile çatışmaya girmeyi yasak, hatta günah haline getirdiniz. Karakollarımız bastılar, karakolları savunan askerlerin tüfeklerini incelediniz. Kimin ateş ettiğini bulmak için. Yasaktı, hatta günahtı onlara karşı karakolunu savunmak.
İş o noktaya gelmişti ki…

Tarih, 9 Ağustos 2011. Yer, Tunceli kırsalı. Türk ordusu, kendi ülkesinin dağlarında devriye gezerken, bir grup PKK’lıyla karşılaştı. Teslim olmadılar. Çatıştılar. 7 PKK’lı terörist öldü. Askerler, sadece canları pahasına vatanlarını korudular. Derhal günahkâr ilan edildiler. Çünkü ölenler, terörist değil “duygusal devrimcilerdi.” Nazlı Ilıcak hesap sordu: “O PKK’lılar, gerçekten saldırı hazırlığı mı yapıyorlardı, yoksa sadece bekliyorlar mıydı? Operasyon emrini kim verdi? O, 7 PKK’lı neden öldürüldü?”
21 Mart 2013’te, Diyarbakır’daki Nevruz’da, Abdullah Öcalan’ın yazıp devlet görevlilerine verdiği mektuplar okundu. Diyarbakır meydanında toplanan kalabalığa şöyle diyordu: “Bu bir isyandır, ben de lideriyim.” O sırada sizler de açılım, çözüm mözüm türküleri söylüyordunuz.
Bu alan hâkimiyeti kaybedilmedi, teslim edildi.

ŞAHDI, ŞAHBAZ OLDU
Etyen Mahcupyan… Cemaat’in gazetesi Zaman’dan ayrıldıktan sonra önce “akil” adamlara katıldı. Şimdi de Başbakan Ahmet Davutoğlu hazretlerine danışman olmuş. Başbakan’ın buna ne danışacağını da şöyle açıklamış. Önümüzdeki 8-10 yıl içinde cumhuriyet yeniden kurulacakmış, kendisinin vereceği danışmanlık hizmeti de bu konuda olacakmış.

Adama bakın cumhuriyeti yeniden kuracakmış.
Size “Özgürlük Yolunda” başlıklı yazısının girişini aktarayım da kuracağı cumhuriyet hakkında fikriniz olsun: “Ermeni meselesi, unutulmak istenen, hafızadan silindiği sanılan bir bataklıktır. Türkiye bu olayla kolay kolay yüzleşemez... Çünkü bugün ‘Ermeni soykırımının inkârı’ olarak özetlenebilecek olan tutum, Türk kimliğinin kurucu öğelerinden biri.”

İşte yapacağı danışmanlığın özeti budur. Her yazısında diline doladığı “Ermeni soykırımı” yalanı ve Türk kimliği… Neredeyse unutuyordum, bunun karşılığında maaş da alacak… Biz vereceğiz…

SABAH’IN BOP SEVİNCİ
Obama kongre seçimlerinde çoğunluğu cumhuriyetçilere kaptırdı. Neo-con’lar dersek daha iyi anlaşılır. Sabah gazetesi haberi internet sitesinde şöyle duyuruyor: “Cumhuriyetçilerin zaferi ise ABD'nin en yakın müttefiklerinden Türkiye için iyi haber anlamına geliyor. Görüşlerini aldığımız uzmanlara göre başta Suriye meselesi ve Ermeni sorunu olmak üzere dış politika alanında Türkiye'ye yakınlığıyla bilinen Cumhuriyetçilerin önümüzdeki 2 yıl boyunca Türkiye ile uyumlu çalışmaları oldukça muhtemel.”
Artık Esad hedef alınabilecek ve tampon bölge kurulabilecekmiş. Başka deyişle BOP ve Kürdistan…

KESİN GİNE’DE YAŞIYOR
Önceden de buna ilişkin bir takım şüphelerim vardı ama artık kesinleşti. Türkiye’ye ilişkin birkaç kitap okumuş, bütün bilgileri onunla sınırlı, ne gazete okuyor ne haber gündemini izliyor. Yani Şafak’tan Ali Nur Kutlu…

Aynen şöyle yazmış: “Yıllardan beri ABD'nin PKK'ya yardım ettiği iddiaları konuşulurdu, Kobani'de bu ilişki açığa çıktı. Türkiye'nin itirazına rağmen ABD, havadan silah yardımı yaparak örgütle olan ilişkisini somutlaştırdı. Önceki gün Kandil'den yapılan açıklamada, çözüm sürecine ABD ve uluslararası güçlerin müdahil olmasını istenmesi de bu ilişkinin ne kadar derin olduğunu bir kez daha ortaya koydu. ABD'nin, en büyük müttefiki Türkiye'nin can düşmanı ve 40 bin insanın katili bir terör örgütünü resmen korumaya alması ve silahla desteklemesi derin güven bunalımına neden olacak gibi.”(5 Ekim)
ABD’nin PKK’ya yardım ettiği yeni ortaya çıkmış. O peşmerge konvoyu da zaten Türkiye’den değil Peru’dan geçti. Peşmergelerin eğitilmesi ve donatılması için yardıma hazır olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan değil, Japon imparatoruydu. Ayrıca İmralı kapısında mektup bekleyenler de MİT yöneticileri değil Londra zabıtasıydı…

Bunları bu hale getiren yandaşlık mı, yoksa gerçekten bu kadar mı biliyorlar diye çok düşünüyorum. Korkuyorum…

CEMAATTEN 'BARIŞMA' TEKLİFİ
Zaman gazetesinden Ahmet Şahin yazısının başlığında şöyle diyor: “Sahabe nasıl özür diledi, Ehlibeyt nasıl affedip kucaklaştılar?”

Sıffin savaşında Muaviye cephesinde bulunan Amr İbn As’ın oğlu Abdullah’ın, kendisine küs olan Hz. Hüseyin ile barışmasını anlatıyor. Abdullah babasının ısrarıyla Hz. Ali’ye karşı cephede yer aldığını söyleyip, Hz. Hüseyin’e kendisini affettiriyormuş.

Yazısının sonunda da şu mesaj var: “Bilmem bu tarihî kucaklaşma bize de bir şeyler fısıldamış oluyor mu? Artık bizim de kucaklaşma günlerinde olduğumuzu hatırlatmış sayılıyor mu?”(5 Ekim)
Barış talebi açık. Ama hikâyede eksik kalan bir şey var. Bu barışmanın üzerinden fazla zaman geçmesine gerek kalmadı. Hz. Hüseyin, Kerbela’da Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından katledildi. Bütün ailesiyle birlikte…
Yani bu barışmanın sonu hayır değil, katliam oldu.

HAFTANIN YAĞ REKORTMENİ
Siz jöleli diye bilirsiniz. Önce yandaş, sonra baş danışman olunca saçından çok yazdığı köşe parlamaya başladı.

Yiğit Bulut… Şöyle buyurmuş:
“Sayın Erdoğan “aldığı oy oranı” ve güçlü karakteri ile “sistemin eksiklerini kapatıyor” ve YERLEŞİK DÜZEN’e karşı “DİK durabiliyor, Türkiye’ye ve Türk Halkına zaman kazandırıyor. Fakat bu güç “SİSTEM en noktasına geldi” anlamını taşımıyor. Kişisel çaba ile kapatılan fark, YAPI “bir üst kademeye” çekilerek mutlaka sistemsel olarak kapatılmalı ve Türkiye’nin 100 yıllık sentezi “Başkanlık” ile ortaya konmalı!”(Star, 10 Eylül)
Yeni sarayda kaç metrekare oda verdilerse artık… Ölçüsü terazisi kalmamış bunun…
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
lale akcan - 3 yıl önce
şu andaki yaşadığımız durum, atatürk'den başka vatansererimiz olmadığından.