banner1199

banner1197

14.02.2012, 01:58

Pırlantanın Ekonomi Politiği

Yerkabuğunun 150 km. kadar derinliklerinde sıcak ve basınçla kristalleşen karbon atomlarından oluşan ve volkanik patlamalarla yeryüzüne çıkan taş, kesim ve biçimine göre elmas ya da pırlantaya dönüşmektedir. Pırlanta daha parlak, daha zor yani daha çok yüzey kesimli ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz, yüzey sayısı ise 12 ile 37 adet arasında değişmektedir. Elmasın değeri ile, pırlantanın değeri kıyaslandığında, pırlantanın işçiliği daha ince olması nedeniyle daha değerlidir. Taşların yüzde 95’i renksiz, diğer kısmı renkli olup fantezi olarak adlandırılır, örneğin kıt olan Avustralya pembe pırlantası.  

PIRLANTANIN ÖLÇÜLERİ

Pırlanta 4C ile ölçülür.  Pırlantanın ağırlığını gösteren karat (ilk elmasın bulunduğu Hindistan´da keçiboynuzunun çekirdeği ölçü olarak alınırdı ve bir karat eşittir bir gramın beşte biri ya da 200 miligramdı). Pırlantalı mücevherlerin ticaretinde kullanılan diğer üç C ise,   kesim (cut), berraklık (clarity) ve renk (color) olarak tanımlanır. Elmasın en beyazına D-color deniyor. En koyusuna doğru Z’ye dek gidiyor. Türkiye piyasasında daha çok G, H, I renk pırlanta bulunuyor. Uzakdoğu’da daha çok K, L, M renkleri gidiyor. Berraklık konusu da önemli. ABD’de en beyaz taşlar gidiyor ama en az berrak dört tip daha yaygın. Uzakdoğu’da ise berraklık önemli. Türkiye’deki tüketiciler de berraklığa büyük önem veriyorlar. Pırlantanın esas değeri kesimden kaynaklanıyor.

PIRLANTA VE ELMASIN ÇIKARILMASI

Elmas bulmak için büyük sınai faaliyet yürütülebileceği gibi, gibi küçük ölçekli yöntemler de mevcuttur.  Bir karat pırlanta için 250 ton kaya, kum ve çakılın çıkarılması gerekir. Dünyadaki yıllık üretim 100 milyon karata eşittir ki, bunun sadece yüzde 50´si mücevher kalitesindedir. Bir karatlık pırlantanın pahalı olmasının nedeni burada yatmaktadır. Kıtlık, çıkarmanın aşırı maliyeti, bir de üstüne çok ince işleme işçiliği.
Bir de yapay pırlantalar da pazara sunuluyor ve Rusya bu konuda oldukça iddialı.

PIRLANTA VE ELMASIN KULLANIM ALANI YALNIZCA TAKI KESİMİ Mİ?

Hayır. Elmas, kesici özelliğiyle, sanayide de, cerrahide de kullanılıyor.

PIRLANTANIN TARİHSEL GELİŞİMİ

M.Ö. 800’de Hindistan’da bulunan ilk elmas taşı, daha sonra Brezilya’da (18.yy), Güney Afrika’da (1866), Rusya’da (1948), Avustralya (1979) ve Kanada’da(1990)  bulunur.   
Bu taş, Romalılar tarafından 'tanrının gözyaşları', Yunanlılar tarafından Eros'un okunun ucundaki taş, Hindistan kralları güç ve iktidar olarak algılanmıştır. Eski çağlarda, yenilmezlik ve sihrin bir parçası olarak, elmas sahibi olabilmek, yalnızca kral ve toplum liderlerinin tekelindeydi. Ayrıca elmas çıkarılan yerlerin sınırlı olması (yalnız Hindistan) ve madencilik tekniklerinin ilkelliği hem elmas miktarı hem de kalitesini olumsuz etkilemekteydi. Buna rağmen özellikle Hint Kralları sahip oldukları bazı eşsiz elmaslarla (İdol Gözü, Kaplan Gözü, Goncolde Kraliçesi,Cennetin Aynası) kendi tahtlarını ve 'bahtlarını' korumuşlardır.
İlk elmas mücevher örneğini 11. yy' da Macar bir prensin tacında görüyoruz. Kesilmemiş bir parça elmas kudretin ve gücün simgesi olarak belirmiştir. Böylece kraliyet taçlarına elmas koyma geleneği kök salar.
1330' da ilk elmas kesimi, 20.yy.ın başına dek elmasın başkenti unvanını koruyan Venedik'te gelişir; 14.yy da Hindistan´da elmas cilalama bulunur; bu işlem elmasın tozları kullanılarak yapılır.
15. yy' la gelindiğinde elmas yeni bir anlam kazanır; Avusturya arşidükü Maximillian ilk nişan yüzüğünü Burgundy' li Mary' e verir ve böylece elmas artık bir anlamda gücün paylaşımını ve sonsuz aşkı simgelemeye başlar. 16. yy' da Antwerp´te pembe elmas keşfedilince, elmas esneklik kazanır. 17. yy' da elmas 58 yüzeyli kesimle pırlanta halini alır, ve daha değerli bir mücevher haline gelir.
20. yüzyılda ise ilerleyen teknoloji ve yayılan sermayenin işbirliği tam olarak bir elmas 'çılgınlığı' yaşanmasına sebep oldu. Günümüzde markiz kesim, damla kesim gibi türleri de mevcuttur.
Bu arada Koh-l Noor’dan söz etmemek olmaz. Dünyanın en ünlü elmaslarından biri olan ve Işık Dağı anlamına gelen bu elmas, uzun süre dünyanın en büyük elması idi. Anavatanı Hindistan’dı. Moğollar, Persler, Afganlar bu elması ele geçirmek için savaşanlardan. Derken birileri bu elması Hint prensinden çaldı. Sonra 1870’lerde İngilizlerin eline geçen elmas şu anada İngiliz Kraliyet Hazinesi’nin malı. Kadınlara iyi, erkeklere kötü geldiği savlanıyor.

PIRLANTANIN AŞK-SEVGİ SİMGESİ HALİNE GELMESİ

İlk olarak Avrupa feodalitesinde egemen aristokratlar tarafından, evlilik ve bağlanmanın simgesi olarak görülmüş ve değerli bir hediye olarak atfedilmiştir. Fakat pırlantanın yalnızca kısıtlı bir kesim tarafından elde edilebilmesi bu kültürün de sınırlı yayılımını beraberinde getirmiştir. XIX. yüzyılın sonunda Cecil Rhodes tarafından kurulan De Beers ise elmasın geniş kitlelere yayılma görevini üstlenmiş ve maden yataklarının %90'ını ele geçirerek tekel haline gelmiştir. Tekel olmanın gücünü kullanarak pırlantaya anlamlar yükleyen şirket, bunları tarihsel mirasla gerçeklerle harmanlayıp sunmuştur. Özellikle elmasın eşsiz, sonsuz ve aşkın simgesi olmasına vurgular yapılmış ve bu her pırlantanın tek ve eşsiz olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bilinen en dayanıklı madenlerden biri olan elmas; ışıkla olan muhteşem dansı ve her pırlantanın kendine özgü estetik yapısıyla bu sömürüyü destekleyen maddi bir alt yapı sunmaktadır.

PIRLANTA FİLMLERE ŞARKILARA KONU OLMAYA DEVAM EDİYOR!


Titanic filminde ‘‘okyanusun kalbi´´olarak ve sonsuz aşkın simgesi olarak sunulan mavi bir elması filmi izleyenler bilir. Hatta sonradan bu elmasın II.Abdülhamit’e ait olduğu ve kara elmas denildiği savlanmıştı.  Bir de müzik parçası analım: Nil Karaibrahimgil’in pırlanta adlı parçası. Bu çizelgeyi uzatmak olanaklıdır.
Bir de tekellerin elmas madenciliğinin kanlı ve karanlık yüzünü anlatan filmler var, örneğin, 2006 ABD yapımı olup, 2007’de Türkiye’de de vizyona giren Edward Zwick’in yönettiği Kanlı Elmas filmi. 1990’ların Sierra Leone’sinin iç savaş ortamının konu alındığı filmde kaçak elmas ve silah ticareti arasındaki korkunç bağlantı net bir biçimde anlatılıyor.   

DÜNYA’DA PIRLANTA ÇIKARIMI VE TİCARETİ


Afrikada uluslararası şirketlerin denetimindeki çeteler ham elmasları insanlık dışı yöntemler ile çıkarıyor ve yasadışı yollarla dünyaya satıyor. Burada bir şirket ortaya çıkıyor: De Beers.  Belçika merkezli dev şirket şu anda ham elmas tedarikinde dünyanın bir numarası. De Beers kendi madenlerinden çıkan ham elmasları kendine bağlı 70’e yakın şirkete satıyor. Bütün dünyaya dağıtımı bu şirketler yapıyor. Her ne kadar 2004’de hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarının çabasıyla  Kimberley süreci denilen bir çalışma kapsamında elmas arzının Afrika içi çatışmaların dışındaki kaynaktan geldiğine ilişkin setifikalandırma başladıysa da bu kimilerine pek inandırıcı gelmiyor. Afrika’daki iç çatışmaların finansmanının ham elmas madenlerinden sağlandığı uzun süredir biliniyor.  Dünyada geçerli iki sertifika var. Biri ABD merkezli GIA sertifikası. GIA’nın Türkiye’de ofisi yok. İkincisi ise Belçika merkezli Dünya Elmas Konseyi (HRD).

Dünya genelinde ham taş tedarikinde Belçika bir numara.  Pırlanta işleyiciliğinde ise İsrail ve Hindistan başı çekiyor. Dünyada yıllık pırlantalı mücevher satışı son 25 yılda üç kat artarak 72 milyar dolara ulaşmış.  Dünya dışsatım liginde İtalya ve Hindistan’dan sonra Türkiye’nin üçüncü sırada yer aldığı belirtiliyor.  

Bu arada belirtilmesi gereken bir bilgi daha, dünyada değerli taş ticaretinin hala Anvers ve Rotterdam’daki bazı Yahudi ailelerin elinde olduğu ve onlarla iyi geçinmeyen, onlardan “onay” almayan “girişimciler”in dünya piyasalarında iş yapamayacağı!

TÜRKİYE’DE PIRLANTA SEKTÖRÜ

Son yıllarda Türk şirketleri, elmas / pırlanta taşı ithal edip, burada yüzük ve kolye gibi ürünlere işleyip satmaktadırlar. Dışalımda Belçika, İsrail, Dubai,
Hindistan, Rusya ve Çin başı çekiyor.  Ham elmas fiyatları 2011’de 2010’a göre ikiye katlandı. Buna karşın sektör hız kesmiyor. İşten asıl parayı kazananların elmas kesme işin en iyi bilenler. Türkiye’de elmas kesimi yapılmıyor.
Örnekse Kapalıçarşı’daki taş işçiliği ustaları yavaş yavaş bu dünyadan göçerken yerlerine yenileri yetişmediğinden bu işten Türkiye’ye ekmek kalması da pek olası gözükmüyor. Çin’in buradaki rekabeti işi götürüyor. Sektörde el işçiliğinin yerini makineleşme almaya başlamış.
Jival Yönetim Kurulu Başkanı Naim Gençoğlu ‘Türkiye’de kaliteli ve markalı pırlanta işinin 2000’den sonra esasen başladığını’ söylüyor.
Türkiye’deki elmas-pırlanta sektöründeki aşırı büyümeye koşut olarak, HRD dünya genelindeki ikinci büyük laboratuarını geçtiğimiz aylarda Türkiye’de açtı. HRD Türkiye üst düzey yöneticisi (CEO) Mehmet Can Özdemir, Türkiye’de mücevhere ilginin çok büyük olduğunu söylüyor.
Elmas devi De Beers Türkiye’yi son 10 yıldır yakın markaja almış durumda. Bu yakın ilginin toptan elmas tedarikçileri üzerinden TV dizilerine (örneğin, Adını Feriha Koydum vb.) ve reklam aralarına dek uzanıyor. Dizide esas kızın ağabeyi 45 bin dolarlık elmas yüzüğü denize atıyor. Ertesi gün insanlar o yüzüğü aramak için mücevhercilere akın ediyor.

Bir şirketin reklamı aşağıya alınmıştır:
‘Pırlantayla aşkınız biraz renklendirmeye ne dersiniz?....11 adet sarı, 9 adet konyak, 2 adet pembe ve 135 adet pırlantayla tasarlanan, toplam 4,27 karatlık bu çok özel tasarımda sunduğumuz ışıltı çok özel’.
Bir başkası ise pırlanta ile parfümü birleştirmiş, pırlantayı alana parfüm de veriyor. Reklam sözleri ise şöyle: ‘Aşkın kokusu’. Maşukun yani aşık olunan kişinin kokusunu anladık da aşkın kokusun ne oluyor?    
Türkiye’de işçilik ucuz olduğu için pırlanta fiyatları da ucuz olmaktadır, bu ucuzluk oranı, yüzde 100’den başlıyor, yüzde 300-400’lere dek çıkıyor. Örneğin, işte bu nedenle, Türkiye’ye gelen turistlere, pırlanta satın alabilmeleri için pırlanta turları da düzenleniyor.

 Yenilikçi pazarlama teknikleri de kullanılıyor. Örneğin Atasay, pırlanta satışları için ‘çadır satışları’ da düzenliyor. Şirket 2001 Aralık ayında düzenlediği etkinliğin ilk gününde 3870 altın ve pırlantalı ürün sattı. Çadır’ın en pahalı 3 karat tek taş pırlanta yüzüğü 30 bin liraya yakın bir fiyattan alıcı buldu.  Sektördeki kampanyaların ardı arkası kesilmiyor: bir alana bir bedava, sektörün en avantajlı taksit olanağı vb. Örneğin, her yıl yüzde 100’ün üzerinde büyüyen Divas Diamond, tanesi 69 liradan başlayan fiyatlarla pırlanta takı satıyor. Şirket yetkilileri, Türkiye’nin her yanından her gelir grubundan sipariş aldıklarını söylüyor. Yukarıda da değindiğimiz üzere Türkiye piyasasında daha çok G, H, I renk pırlanta bulunuyor. Türkiye’deki tüketiciler berraklığa da büyük önem veriyorlar.
Dünya Elmas devi De Beers’e bağlı Diamond Trading Company (DTC) verilerine göre (ve ayrıca İstanbul Altın Borsası verilerine göre de) Türkiye’deki pırlantalı mücevherat pazarı 1,5 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu rakkam 2003 yılına göre üç kat artışı ifade ediyor. Dünya ortalamasının 25 yılda kat ettiği yüzde 300’lük artış, bizde 8 yılda kat edilmiş!  Yukarıda da değindiğimiz gibi dünyada pırlantalı mücevherat dışsatım liginde dünya üçüncüsü olan Türkiye’de pazarın yüze 35’i iç pazara kalanı ise yurtdışına gidiyor.

Sıfır KDV desteğiyle doymak bilmeyen sektör şirketleri pırlantadaki yüzde 20’lik Özel Tüketim Vergisi’nin de kalkmasını istiyorlar. Üstelik bir kısmını da iade almalarına rağmen! Bununla da bitmiyor, hammadde ithalatı yahut mamül pırlantanın ithalatındaki vergi düzenlemeleri, işi kitabına uydurmayı bilen vergi kaçırıcılar için tam bir altın yumurtlayan tavuk. Hele de önüne yem konup, kalkınca altından yumurtası kolayca alınan tüketiciler de mevcutsa. Sektör şirketlerinin bir çoğu cemaate yakın ve/veya iktidara yakın. Hatta iktidar yetkililerini yargıdan kurtaranlar, onlarla ortak olanlar bile var.    
Son tahlilde Türkiye bir pırlanta üreticisi değil, bir pırlanta tüketicisi.
Özel günler ekonomisi pazarlaması ve pırlanta Kapitalizmin pazarlama –satış pompalaması tekniklerinden biri olan özel günler pazarlamacılığı olarak anılan araç üzerinden, “sevgililer günü”nde pırlanta, en yaygın armağanlardan biri durumuna getiriliyor, tamamen duygusal! nedenlerle.

Doç. Dr. Melih Baş

ulusalkanal.com.tr

Yorumlar (13)
cr.ahmet 8 yıl önce
pirlanta ne i$e yarar be üstad,kalpler pirlanta gibi olmadiktan sonra.

pirlanta pirlanta gibi kalplere yaki$ir!!
yoksa birbirimizi kandirmaktan ba$ka bir i$e yaramaz..
Melih Baş 8 yıl önce
ben de yazıda bu pırlanta denen meretin hem emperyalizm hem de islam kılığına girmiş haçlı irticanın elinde nasıl kullanılageldiğini işlemeye çalıştım yazıda zaten.
Melih Baş 8 yıl önce
ek bilgi (dünya gazetesi, 17.2.2012 tarihli nüshadan):

kemal merim (istanbul yenibosna'daki wedding world kuyumcukent başkanı): 10-14 şubat tarihlerinde en çok satılanlar arasındaki pırlanta satışları iki katına çıktı.

goldaş kuyumculuk ceo'su sedat yalınkaya: en çok pırlantalı .... ürünler, tektaş pırlanta yüzük ilgi görüyor.

atasay mağazalar koordinatörü aytaç demir: sevgililer gününde satışlarımız yüzde 30 arttı...

evet...uzun söze ne hacet....
EDİP BEN 8 yıl önce
vermiş olduğunuz arkeolojiye ( yanliş yazmiş olabilirin ) bağli ekolojik bilgilerin yanisira doktoru ve kurbanlik hayvanin bile ithal edildiği bir ülkede pirlanlantanin lafimi olur.ithal etmediğimizi düşünelim.. yurdumun altinda yatan hangi değerli madenin işletmesi ve çikarilma hakki yabanci kaynaklarda değil.çevap veriyorum. kööömür.neden ?? seçim zamani dağitilmak üzere. bilgilerinize ve araştirmaniza hayran kaldim.değinmeki stediniz konuya çözüm evet çözümünüz varmiiiii..
mikail gökalp 8 yıl önce
sayın melih baş bukanuda tecrübeniz varmı yani sadece bilgi amaçlımı yoksa bu dalda bir çalışmanız oldumu meslekle bi ilginiz varmı?
Melih Baş 8 yıl önce
merhaba hem mali müşavir olarak hem de finans doçenti olarak sektörü yıllardır yakından (içinden ve dışından)izlemekteyim. yoksa kuyumcu değilim.katkılara açığım. selamlar.
Hasiyet Tugrul 8 yıl önce
cok sayin melih bey, yazinizi cok begendim.ben de bir katkida bulunayim: "pirlanta kalpli " deyince güzel de neden " ta$" kalpli denince kötü anlama gelir?aslinda pirlanta ta$i cok sert bir ta$tir.en derin saygilarimla
Melih Baş 8 yıl önce
sn. hasiyet tuğrul...önce teşekkürler...sorunuza esprili ve bilimsel bir yanıt verebilirim ancak...tüm duygu ve düşünceler beyindedir...kalp dediğimiz organın duygu merkezi gibi bir şye sahip olmadığını biliyoruz tıbben...o yüzden bu tür benzetmeler tartışmaya açık...ne desek olur da olmaz da...selamlar...
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P