banner1199

banner1202

banner1197

banner1203

14.04.2015, 08:47

Türkiye'nin koalisyona ihtiyacı var

Acı bir hikâye daha…

Hoca Cuma namazından önce camide toplanan kalabalığa heyecanla vaaz veriyordu:
“Allah’a olan inancımız bugünden sonra daha da artacak. Onların küstahlık ve hilelerine rağmen zaferi biz kazanacağız. Amerika’ya ölüm!  İsrail’e ölüm! Yahudilere lanet olsun!  Zafer İslam’ındır! Allahu ekber!” dedi.
Kalabalığın arasından genç bir delikanlı ayağa kalktı, o da; “Allahu ekber” diye bağırdı. Ve arkasından, üzerindeki bombayı patlattı. 
Bu olay 22 Mart 2015 tarihinde Yemen’in başkenti Sana’da bir Şii camiinde gerçekleşti. Bombayı patlatan Amerika’nın baş düşman (!) olarak gördüğü IŞİD’in bir militanıydı. 2 Şii camiine yapılan eş zamanlı saldırıda 173 kişi öldü, 351 kişi yaralandı.
Sonra ne mi oldu? 
Suudi Arabistan liderliğinde, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Ürdün, Fas ve Mısır’dan oluşan koalisyonun uçakları, 26 Mart’tan itibaren ülkeyi bombalamaya başladı. 
Ne ilginç ki, El-Kaide’nin en tehlikeli grubuyla mücadele etmek için insansız hava araçları ile birlikte özel kuvvetlerini Yemen’e getiren Amerikalılar, cami bombalamalarından 2 gün önce ülkeyi terk etmişti. Amerikan askerlerinin El-Kaide ile mücadele için Yemen hükümetine teslim etmek üzere ülkeye getirdiği 500 milyon dolar değerindeki silah ve mühimmatın akıbeti ise bilinmiyor. Washington,  bu silahların İran destekli Husiler veya El-Kaide’nin eline geçmesinden korkuyormuş!
Sonuç: İran’ın desteklediği iddia edilen Şii Husiler ile Arap Baharı vasıtasıyla devrilen eski Başkan Ali Abdullah Salih'e bağlı güçlerin bir tarafta olduğu, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteklediği Sünnilerin ise diğer tarafta olduğu bir iç savaş başladı. Aktörler arasında El-Kaide ve IŞİD de var; ama onların hangi tarafta olduğunu kimse bilmiyor! Böylece dünyada üretilen petrolün neredeyse yarısının geçtiği Bab'ül Mendep boğazının kapsındaki Yemen tam bir kaosa sürüklendi. 
Dini siyasete alet edenler perişan oluyor 
Başlıkta “Türkiye’nin Koalisyona İhtiyacı Var” yazıp, bize niye Yemen’i anlatıyorsun diyeceksiniz. Anlatmak istediğim başka. Aynı senaryo Irak, Libya, Mısır ve Suriye gibi birçok Müslüman ülkede oynandı ve oynanmaya devam ediyor. 
Biz niye bu mezhep savaşlarının dışında kaldık biliyor musunuz? Laiklik sayesinde.
Yatıp kalkıp din ile siyaseti birbirinden ayıran Atatürk’e dua edelim. Yoksa şimdi Allahu ekber diyerek birbirimizi kesiyorduk.
Bütün Müslüman âlemi, mezhep savaşlarında kendi kanında boğuluyor. Hristiyanların Ortaçağda yaşadığını, Müslümanlar 21. Yüzyılda yaşıyor. Niçin?
Bu sorunun tek ve çok basit bir cevabı var: Dini siyasete alet ettikleri için. 
Zamanla çıkarlar siyasete, siyaset tarikata, tarikat mezhebe ve sonunda mezhep de dine dönüşüyor. Bir de bakıyorsunuz,  inandığınız din, bambaşka bir şey olmuş. 
Biz de bu tuzağın eşiğindeyiz. 
Valiye bakıyorsun AKP’li. Belediye başkanı, o da öyle. Rektör farklı mı? Değil. Bürokratlar, artık devleti değil, AKP’yi temsil ediyor. Tam bir parti devletine dönüştük. Otomatikman kutuplaşma ve ayrışma da başladı.
Bir ülkenin kutuplaşma yaşayarak zayıfladığını nereden anlarsınız, biliyor musunuz? İçerdeki siyasi parti veya gruplar ortak bir dış politika da buluşamazlar. Tarafların milli tehdit algılamaları bile değişir.
AKP öncesi hükümetlere bakın; çoğu koalisyondu. Ama dış politika konuları, hep milli mesele olur, dışarıya tek bir vücut görüntüsü verilirdi. 
Şimdi ne oldu?
Süreci Abdullah Gül başlattı. Eski Cumhurbaşkanı, eşi Hayrunnisa hanımın başörtüsü için Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet ederek, hakem arayışı içinde, dış güçleri iç işlerimize karışmaya davet etti. Geldiğimiz noktada Kemal Kılıçdaroğlu kapı kapı dolaşıp, AKP’yi Amerika ve Avrupa’ya şikâyet ediyor. Cemaat polisleri büyükelçiliklerde brifingler vererek tasfiye edileceklerin onayını alıyor. Ayrılıkçı Kürt hareketini (PKK) hiç saymıyorum; zaten onlar yabancı istihbaratların hiçbir zaman kucağından inmediler. 
Koalisyon iyidir
Bize ne oldu? Birbirimize niye kem gözlerle bakmaya başladık? Zannedersem koalisyon hükümetlerinin bitişi bizi bu noktalara getirdi. Koalisyon hükümetlerinde herkes pastadan pay alıyordu. Bir şekilde ortak noktada buluşmak, iktidar olmanın şartıydı. 3 dönemdir AKP çıkıp, hepsi benim deyince, işler bozuldu. 
PKK meselesinde bile ayrıştık. Terör örgütü neredeyse kurtarıcımız oldu! Oy vermeyi bile düşünenler var!
Konuya Yemen örneği ile girmemin sebebi şuydu: Birileri önce ülkeleri parçalıyor, sonrada tarafları bir koalisyon altında bir araya getirerek, güya ülkedeki istikrarı yeniden tesis etmeye çalışıyor. Irak, Libya ve Suriye’de durum böyle değil mi? 
Gelin şu koalisyonu biz peşinen yapalım. Laikliğe geri dönelim. Birbirimizi yemeden bu iş bitsin. 
Bana göre AKP’nin 4 sene daha tek başına iktidar olması, ülke bekası açısından tehdittir. Hele hele başkanlık sistemi ülkeyi bitirir. Diyelim bir 2 sene daha AKP’ye dayandık; ama umarım fazlası olmaz.
Aranızdan peki ekonomik istikrar ne olacak diye soranlar çıkabilir. Hiç korkmayın! Çok partili hayata geçtiğimiz 1946’dan AKP’nin tek başına iktidar olduğu 2002 yılına kadar geçen 57 yılda Türkiye’nin ortalama büyümesi % 5,1 olarak gerçekleşmiştir. AKP döneminde ise (2002-2012) bu oran % 4,9’da kaldı.  
Unutmayın! Koalisyon dönemlerinde çalmak zordur; ortak var; herkes birbirinin şahidi. Tek parti döneminde ise çalmak kolaydır. Çünkü şahit yok. Hırsızı kim yakalayacak? O da yok… 
Osman Başıbüyük

ulusalkanal.com.tr
Yorumlar (0)
parçalı bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P