banner1199

banner1202

banner1197

banner1203

18.05.2015, 15:16

Türkiye'nin yakın tarihini yordamak-3

2010- 2013 Evresi, TAKKELİ DEVRİM HAZIRLIĞI
Türkiye, asker, polis, gazeteci, akademisyenlerden kurulduğu iddia edilen Ergenekon isimli bir örgüt nedeniyle yapılan tutuklamalardan sarsılıyor, şoka uğratılıyordu. Kimler yoktu ki tutuklular arasında? Gazeteci Tuncay Özkan, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Doğu Perinçek, Emniyet eski özel hareket dairesi başkanı İbrahim Şahın gibi daha nice isimler yer alıyor.
“Ben bu davanın savcısıyım” diyen zamanın başbakanı olan Erdoğan ve devleti yönetenler, henüz aldatıldıklarını bilmiyorlardı.
"Derin devlet" örgütü üyesi suçlamasına maruz kalanlar, AKP hükümetine darbe planları, Danıştay Saldırısı, Malatya'da Zirve Yayınevi katliamı eylemleri ile suçlanıyorlardı.
Düzmece Ergenekon örgütü operasyonları 2007'de, Ümraniye'de bir gecekonduda “27 el bombası” bulundu diye başlatılmıştı. Tam bir yıl sonra, Ekim 2008'de Silivri Cezaevi duruşma salonunda yüzlerce masum insan Ergenekon üyesi olmaktan dolayı yargılanıyordu.
Yargılamalar sürerken Taraf Gazetesi Ocak 2010 ‘tarihli bir haberi ile, Mehmet BARANSU isimli birinin bavul dolusu belgeyle savcılığa gitmesi ile cumhuriyet başsavcılığı harekete geçiyor , soruşturma başlatıyor ve Balyoz isimli bir uydurmaca dava ile 365 subay tutuklanıyor, kovuşturmaya uğruyordu.
Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına'nın da aralarında bulunduğu nice masum insan "Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek" suçlaması ile mahkum ediliyorlardı.
Tüm bu olaylar yaşanırken suya sabuna dokunmayan, bu subayları hiç tanımamış ve onlarla hiç çalışmamış gibi ses çıkarmayan, ama güya adaletin tecellisini bekleyen TSK’nın yüksek komuta kademesi, “arkadaş durun, siz ne yapıyorsunuz. Biz bu insanlarla senelerdir beraberiz, bunlar bu suçu işlemiş olamazlar” diyemiyordu.
Ergenekon’dan sonra Balyoz davası ile sükut-u hayale uğrayan subaylarımız, üstlerine karşı nasıl bir duygu besleyeceklerini bilemiyorlardı.
Hala devletimiz ve Türk Milleti uyanmamıştı. Ancak Ergenekon, Balyoz ve diğer dava mağdurlarına sahip çıkma adına, çok az insan cesaretle meydanlara çıkıyor, çok az gazete ve gazeteci bu konularda eleştirisel yazılar yazabiliyordu.
O günlerde basının susturulmasına, çıkarcı yazarların bukalemun gibi renk değiştirmelerine ve daha birçok şeye şahit oluyorduk.
Devlete karşı, devletin temel direği olan kurumlara karşı acımasız bir karalama ve iftira kampanyası sürüyordu. Türk Devleti, Türk Milleti ve Atatürk’ü savunan bütün kurumlar hızla hırpalanıyor, değişime uğratılmaya çalışılıyordu.
Ergenekon operasyonları ile önce üniversiteler, basın ve iş dünyası susturulurken, Balyoz ve benzeri davalarla Türk Ordusu insiyatifsizleştiriliyordu.
Tutuklu subay eşlerinin oluşturduğu Vardiya Bizde Platformu, haksızlığa itiraz ederek ve sessiz çığlık eylemlerini başlatıyordu.
Aynı tarihlerde Türkiye Gençlik Birliği, kısa adı ile TGB ve İşçi Partisi büyük gayretler sarf ediyor, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Türkiye Emekli Subaylar Derneği de yanı alanda mücadele veriyordu. Az sayıda STÖ’leri, Balyoz ve Ergenekon yargılamalarının düzmece delillerle yapıldığını ve bir kumpas olduğunu dünyaya haykırıyordu.
Polisin ve yargının her hareketi anında yandaş basına servis ediliyor, Zaman ve Taraf gazeteleri ile Samanyolu TV olayların en merkezinde yer alıyordu.
Yandaş basın, en acımasız yorum ve haberlerle Ergenekon, Balyoz ve Askeri casusluk davalarında adı geçen insanları peşin peşin suçlu ilan ediyordu. Bazı gazeteler, TV kanalları ve köşe yazarları kumpasın bir parçası gibi davranıyorlardı.
Yandaş basını görevini icra ediyor, her türlü düzmece delili, gerçek delil diye halka sunuyordu.
Okyanus ötesi de denilen bir cemaat, her olayın içinde vardı ve her yerdeydi. Gülen cemaati kime ve neye hizmet ediyordu ve neyin peşindeydi kimse o günlerde bilemiyordu?
Bu olayların sonlarına doğru baş organizatörler, Türkiye’de sıranın siyaset geldiğini düşünerek siyaseti dizayn etmek üzere ekiplerini devreye sokuverdi.
Basından edindiğimiz bilgiye göre, o günlere yakın tarihlerde, Amerikan Derin Devleti‘nin kontrolünde olduğu iddia edilen Johns Hopkins Üniversitesi‘ne bağlı Amerikan-İsveç merkezli Silkroad Enstitüsü tarafından Ekim 2008‘de yayınlanan rapor dikkat çekiciydi. Türkiye‘yi sarsacak öngörüleri vardı.
Raporda, “CHP‘den istifa etmeye ikna edilecek Deniz Baykal‘la, yolsuzluklar konusunda kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Kılıçdaroğlu yer değiştirecek. CHP, yeniden Avrupa tarzı bir sosyal demokrat parti olarak ortaya çıkacak.” Deniyordu.
Bu rapor yazıldığında, Deniz Baykal CHP’nin güçlü başkanıydı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun esemesi bile okunmuyordu.
Ancak birileri bu enstitünün öngörülerini art arda gerçekleşiyordu. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal‘ın uygunsuz kasetlerini internete veriliyor, Deniz Baykal zorla istifa ettiriliyor, bu sayede de Kemal Kılıçdaroğlu planlandığı şekilde CHP‘nin başına geçiriliyordu.
Bu konuda ki haberin paylaşımını aşağıdaki linkten görebilirsiniz.
https://www.facebook.com/Mustafa.Kemali.Seviyorum/videos/10150175676843970
Aynı şekilde MHP’de Devlet Bahçeli’nin etrafındaki şahinler grubu da aynı yöntemlerle istifaya zorlanıyordu.
AKP’nin siyasi ömrü uzatan CHP’ye ve MHP’ye yönelik operasyonlar niçin yapılmıştı?
Ergenkon, Balyoz, Askeri Casusluk, Baykal’ın CHP’den uzaklaştırılıp yerine Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi, Bahçelinin etrafının boşaltılması neye ve hangi akla hizmet ediyordu?
Kılıçdaroğlu’nun eline geçen YENİ CHP yönetimi bilerek ve isteyerek BALYOZ ve ERGENEKON davalarından uzak durmak istese de, CHP tabanı, CHP içindeki yurtseverler ve Atatürkçü milletvekilleri Ergenekon, Balyoz kumpas mağdurlarına ve Atatürk değerlerine sahip çıkıyor ve her yere yetişmeye çalışıyorlardı.
Halk, polisin, Balyoz ve Ergenekon tutuklularına sahip çıkmaya çalışan insanlara nasıl biber gazı sıktığını, polisin Toma’larla insanları nasıl dağıttığını ve hırpaladığını görüyordu.
O günlerde polise destan yazdıranlar kimlerdi? Polise halkı düşman gibi gösterenler kimlerdi?

O buhranlı günlerde Bahçeli’nin zapturapt altına aldığı MHP, ne Silivri’de, ne Gezi olaylarında ne de Sessiz Çığlık eylemlerinde yer almıyordu. MHP, AKP iktidarı boyunca hiç ortalıkta görülmedi. Sürekli sessiz ve hep suskun kaldı. Kritik zamanlarda AKP’den desteğini hiç esirgemedi. Salıdan salıya meclis grup toplantıları ile milleti ve kendilerini oyaladı.
Halkımız ısrarla strese sokuluyor, geriliyor ve kutuplaştırılıyordu. Muhalefetin, AKP’ye alternatif bir iktidar çıkarma çabası da yoktu. Muhalefet liderleri, sanki AKP’yi iktidarda tutabilmek için her türlü desteği veriyorlar gibiydi. Halk yılgındı. Halk umutsuzdu. Halk mutsuzdu.
2013 yılında sudan bir sebeple, İstanbul Taksim’de park ağaçları bahanesi ile sosyal medyanın etkisi ile, özellikle kariyer sahibi beyaz yakalı insanların da arasında bulunduğu gençler, yani Atatürkçü gençlik; AKP’nin uygulamalarından bunalmış olmalıydı ki, bir anda dünyada örneğine rastlanmayacak sivil itaatsizlik eylemine başladılar.
Olaylar ülkeye yayıldı ve yediden yetmişe herkes sivil itaatsizlik eylemine katılıyor. Polisin Toma’larına, biber gazlarına, plastik mermilerine halk aldırış etmiyordu. Yakıp yıkmadan, kırıp dökmeden yapılan eylemlerin, ne bir organizatörü, ne de planlamacısı vardı. İnsanların itirazi yanları ve sağduyusu harekete geçmişti.
Fakat Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Burak Can Karamanoğlu, Mehmet İstif, Elif Çermik ve iki polisimiz hayatını kaybetmişti.
Meclisteki hiçbir parti Gezi olaylarında etkin olarak yoktu. CHP içindeki yurtseverler, Atatürkçüler, bireysel tercihlerini kullanarak tüm benlikleri ile oradaydılar.
Gezi olaylarında Türkiye Gençlik Birliği vardı. AKP iktidarının uygulamalarına karşı varlık gösteriyor ve gerektiğinde iki yüz elli bin genci organize ederek eylemler gerçekleştiriyordu.
Gezi sivil itaatsizlik eylemleri, Mustafa Kemal’in değerlerine sahip çıkanlar tarafından gerçekleştiriliyordu. Bazı fraksiyonların eylemleri, olayın bütününe zerre kadar etki etmiyordu.
Gezi olaylarının nereye varacağını bir tek ABD anladı, ama yanlış anladı.
ABD, Gezi olayları ile paniğe kapılmıştı. AKP hükümetinin uygulamalarının Türk halkının ABD’ye alerji duymasına sebep olduğunu düşünüyor olmalıydı. Türk halkının ABD aleyhtarlığı, BOP projesinin Türkiye ayağını, yani ABD’nin Türkiye’yi değiştirilip dönüştürme planını tehlikeye atatıyordu.
Evet, ABD, Gezi olaylarında paniklemişti. Aynı şekilde AKP’de, Gezi olaylarının bir dış güç tarafından organize edildiğini düşünerek polisiye tedbirleri azami kullanmıştı.
Ama gerçekler ne ABD’nin ne de AKP’nin düşündüğü gibiydi.
Gezi Olaylarının ruhunu ne ABD, ne AKP, ne Yeni CHP, ne MHP ve Bahçeli ne de HDP anlayamamıştı. Hepsi şaşkındı. Çünkü gezi olaylarında her partiden insan vardı. Türkü, Kürdü, Çerkez’i, Boşnak’ı, Arnavut’u, kısaca Atatürk’ün tarif ettiği millet oradaydı.“ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKI” oradaydı.
ABD, başta kendisi olmak üzere tüm maskeleri indirecek stratejik bir hata yaptı. Türk Ordusu ve Türk Devletin tüm kurumlarını hızla ele geçirmek ve kansız bir darbe yapmak niyetiyle ve hatta AKP’yi de devre dışı bırakarak bir ılımlı İslam devleti kurmak üzere TAKKELİ DEVRİMİ başlatmaya karar verdi. Kontrolündeki tüm güçlerini ve cemaatini topyekûn harekete geçirdi. Bu müdahale Türkiye’deki dengeleri altüst edecek bir müdahaleydi.
AKP ve özellikle dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Gezi olaylarının ABD tarafından organize edildiğini düşünse de, Gezi olaylarına bu gözle bakarak yaklaşsa da ,sonuçta bir karara vardı.
ABD kararına paralele , BOP’a alternatif, Ortadoğu için AKP’nin “Büyük Yeni Türkiye Projesi” devreye alınıverdi.
“Büyük Yeni Türkiye Proje”, Kuzey Irak, Kuzey Suriye’yi de içine alan yeni bir devleti, YENİ TÜRKİYE’yi inşa etmeyi hedefliyordu.
AKP açısından, AKP-HDP&PKK anlaşmasının maksadı da buydu. Yeni bir İslam devleti, yeni bir sitem yeni devlet başkanlığı demekti.
Fakat Türkiye’de halk uyanmaya başlamıştı. 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde siyasi partileri protesto eden 14 milyon insan sandığa gitmezken, gidenlerden de neredeyse bir milyon insan geçersiz oy kullanıyordu.
AKP’ye oy verenleri “göbeğini kaşıyan adam” suçlamasına maruz bırakanlar, şimdilerde YENİ CHP eliyle yoksul halkı iki maaş ikramiye ile “cüzdanını kaşıyan adama” çevirmeye çalışıyorlardı.
Halkın oyunu para vaat ederek çalma yarışına girenler, halkı da yaptıkları gösteriye şakşakçı yapıyorlardı. AKP gitmeliydi. Oylar bölünmemeliydi. YENİ CHP cici partiydi. YENİ CHP, ruh ikizi HDP’yi desteklemeliydi.
*****
2015 seçimlerinin meclisteki partiler açısından önemi ve amacı, açılım anayasasını hayata geçirmektir. Meclisteki partilerin yöneticilerinin gayesi Türk Milletini ve Atatürk değerlerini sahiplenmek ve Türk Devletini yaşatmak değil, Türk Devletinin anayasasını yok edecek, anayasasının değişmez maddelerini yırtıp atacak kadroları meclise taşımaktır



Ömer Yıldız
Ulusalkanal.com.tr

Yorumlar (0)
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P