banner1199

banner1202

banner1197

banner1203

24.01.2013, 17:19

Uğurlu gün Perşembe!

Baskın günü, eski takvimle 10 Kanunisani (23 Ocak) Perşembe, öğleden sonra olarak kararlaştırıldı. Perşembe, Talat Bey'in uğurlu günü idi. Baskından önce Kara Kemal'in başkanlığında silahlı 40- 50 kişi Sirkeci kahvelerinde, özellikle Meserret Oteli'nin altında hazır bulunacaklardı. Bu ekip saat 15. 00'te Babıâli'nin önünde olacaktı. Merkez-i Umumi binası “Pembe Konak”ın karşısında Menzil Karakolu’nda Cemal Bey’in odasında bekleyen Enver Bey kır bir ata binerek, yanında Sapancalı Hakkı, Mümtaz (sonradan Enver Paşa’nın yaveri olacaktır), Yakup Cemil ve Mustafa Necip ile birlikte harekete geçecekti. Bir başka fedai grubu Sapancalı Hakkı, Silahçı Tahsin, Filipeli Hilmi, Yenibahçeli Şükrü’den oluşuyordu. Şükrü’nün kardeşi Yenibahçeli Nail, Azmi ve Sudi beylerle birlikte polis merkezini basarak idareyi ele alacaklardı. Kara Kemal bir grup fedai ile birlikte İstanbul Telgrafhanesi’ni zaptedecek, haberleşmeyi önleyecekti. Talat Bey ise Mithat Şükrü (Bleda) ile Babıâli önünde Enver Bey'i bekleyecekti, Bu arada İttihatçıların ünlü hatibi Ömer Naci, Nafıa Nezareti’nin (Bayındırlık Bakanlığı) önünde ( geçen yılın son ayında yanan İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü binası) halkı coşturacak bir konuşma yapacak böylece eyleme kitlesel bir görüntü verilecekti. Bazı kaynaklar, Babıâli Baskını’nda ünlü romancımız Ömer Seyfettin’in de yer aldığını belirtmektedir. Gazeteci- yazar Soner Yalçın, “Teşkilatın İki Silahşoru” adlı kitabında bu görüşü paylaşmaktadır.
Her şey planlandığı gibi gerçekleşti. Baskın sırasında, Harbiye Nazırı Nazım Paşa, Yakup Cemil tarafından öldürüldü. Eğer silah bir santim şaşsa, kurşun paşanın sağında olan Sapancalı Hakkı'ya isabet edecekti. Sapancalı Hakkı Bey, o günleri anlatırken, "O günden beri bedava yaşadık" der. Ünlü fedai Mustafa Necip ise Sapancalı kadar şanslı olmayacak, baskın sırasında Sadaret Yaveri Nafiz Bey tarafından öldürülecekti. Cenazesi bir gün sonra büyük bir törenle Fatih camisinin haziresine defnedilecekti.

Mustafa Necip’i öldüren Nafiz Bey, Halaskâr Zabitan üyesiydi. Harbiye Nazırı ile birlikte vurulanlardan Tevfik Bey ise sonradan Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne iltihak eden Ahrar Fırkası mensubuydu.

Toplantı salonuna giren Yarbay Enver, "Millet sizi istemiyor, istifa ediniz" diyerek Kâmil Paşa'nın istifasını istedi. Paşa'nın elinden aldığı yazılı istifa ile kapıdaki bir otomobile binerek Dolmabahçe Sarayı'na gitti ve Padişah Mehmet Reşat tarafından derhal huzura alındı. Padişah, Kâmil Paşa Hükümeti'nin istifasından başka, Yarbay Enver Bey'in diğer önerisini de itirazsız kabul ederek, hükümeti Mahmut Şevket Paşa'nın kurmasına razı oldu.

Hükümet, sözcüğün gerçek anlamında uyumuştu. Bâbıâli basılıp, Harbiye Nazırı öldürüldükten sonra, İstanbul Merkez Kumandan Muavini Binbaşı Saip Bey, İstanbul Muhafız Komutanı Memduh Paşa'nın huzuruna çıkıp, "Efendim, devriyeleri artıralım mı?" deyince, Memduh Paşa hiddetle bir küfür patlattıktan sonra, "Ulan, herif (Nazım Paşa) öldükten sonra mı devriyeleri tezyid edeceksin, yıkıl karşımdan" diye bağıracaktı!

Sadrazamlığa Mahmut Şevket Paşa, Erkânı Harbiye Umumiye Riyaseti'ne Ahmet izzet Paşa, Dahiliye Nezareti'ne de Talat Bey getirildi. Cemal Bey, İstanbul Muhafız Komutanı, Enver Bey'in amcası Halil Bey İstanbul Merkez Komutanı, Azmi Bey de İstanbul Polis Müdürü oldu. Tamamen İttihatçılardan oluşan yeni bir hükümet iş başına geldi, İttihat ve Terakki'nin "tam iktidar" dönemi böyle başladı.
Bir süre önce yitirdiğimiz araştırmacı- yazar Tevfik Çavdar, "Talat Paşa" adlı kitabında, Bâbıâli Baskını'nı şöyle yorumlar:
“Bâbıâli Baskını' diye bilinen hükümet darbesi, planlanışı ve uygulanışı açısından aklın zor kabul edebileceği ölçüde cüretkâr, adeta bir macera diye adlandırılabilecek bir girişimdir... Gerçekten de bir imkânsız olay başarılmış ve yolu üzerindeki tehlikelerin hiçbirine aldırılmayarak, tam anlamıyla bir can pazarı biçiminde düzenlenen bu baskın sonuçlandırılmıştır. Bunda iki kişinin payı büyüktür: Örgütlenme yönünden Talat Bey ve olayı akıl almaz cesareti ile sürükleyen Enver Bey. Kuşkusuz İttihat ve Terakki cemiyetinin gözüpek militanlarını da bu arada hesaba katmak durumundayız. Zaten böylesine bir militan güce sahip olmasaydı cemiyetin bu baskını başarıyla sonuçlandırması ve iktidarı alması mümkün olamazdı."

Doç. Dr. Barış Doster ise “Şu İngilizler Canımı Çok Sıkıyor” kitabında şöyle der:
“Babıâli Baskını, inandıkları dava uğruna ölmeyi ve öldürmeyi yüzde yüz göze almış bir gruba liderlik eden Enver Paşa’nın hayatındaki önemli dönüm noktalarından biridir.”

Yazımızın başındaki düşüncemizi yineleyelim:
Babıâli Baskını, milli mücadelenin başlangıcıdır, işaret fişeğidir. Bu eylem olmasaydı İttihat ve Terakki iktidarı bütünüyle eline alamaz, ordu, eski rejim yanlısı “alaylı” paşalar temizlenemez, reform yapılamaz, modern ve disiplinli bir ordu kurulamaz ve o devrimci genç subaylarla Çanakkale zaferi kazanılamazdı. Babıâli Baskını olmasaydı Cumhuriyet olmazdı!

BALKAN FACİASI

1911’de İtalya, Osmanlı’nın Afrika’daki son toprak parçası Trablusgarp’ı işgal etti. Yerli halkla birlikte İtalyan işgaline karşı gerilla savaşı vermeye gidenler arasında Enver, Fethi, Mustafa Kemal, Halil, Kuşçubaşı Eşref, Yakup Cemil gibi İttihatçı genç subaylar vardır. Trablus savaşı sürerken Balkan savaşı patlak verdi. Gerilla savaşı vermeye Afrika’ya koşan subaylar döndüklerinde Rumeli kaybedilmiş, düşman Çatalca önlerine gelmiştir. Balkan savaşı, 500 yıldır Osmanlı toprağı olan Rumeli’nin tümden elden gitmesine neden oldu.

1912, Osmanlı için tam bir felaket yılıdır. Balkan devletleri, emperyalist büyük devletlerin desteğiyle Osmanlı Devleti'ne karşı birlikte savaş açmaya karar vermişlerdi. 8 Ekim 1912'de Karadağ, 17 Ekim 1912'de Bulgaristan ile Sırbistan ve 19 Ekim 1912'de de Yunanistan Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.

Savaş kısa sürdü. Osmanlı ordusu her cephede yenildi. Bulgarlar karşısında Çatalca'ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Sırbistan'a Kumova'da yenildi. Osmanlı payitahtı, artık düşman ordularının bir adım ötesindeydi.

Asıl korkunç haber, 8 Kasım 1912 günü geldi. Selanik, İngiltere’nin baskısıyla bir tek kurşun atılmadan Yunan ordusuna teslim edildi. Yüzyıllardır Osmanlı toprağı olan Selanik, artık düşman elindeydi. Yanya, İşkodra, Ohri, Manastır, Edirne ... Rumeli'nin en güzel kentleri kuşatma altındaydı. Makedonyalı genç subaylar için bundan daha yıkıcı bir haber olamazdı. Üç Osmanlı vilayetini Kosova, Selanik ve Manastır’ı kapsayan Makedonya’da İttihatçı olmayan subay bulmak neredeyse imkansızdı. Makedonya’da iki bin “mektepli subay” İttihat ve Terakki’nin üyesiydiler. İşte şimdi Cemiyet’in kalbi elden gidiyordu. Rumeli'nde kurulan bir imparatorluk Rumeli'nde dağılıyordu.

Hükümet Edirne’yi gözden çıkarmıştı. Harp Okulu öğrencileri Edirne’ye gitmek için gönüllü olmuşlardı. Onlar, gelecekte Çanakkale’nin genç subayları olacaklardı. 26 Mart 1913 günü Bulgarlar Edirne’ye girdi, kent teslim oldu. Osmanlı askeri, Almanlar tarafından eğitilen disiplinli Bulgar ordusu karşısında tutunamadı.

Osmanlı'nın başkenti İstanbul, bir savaşın dehşetini ilk kez bu kadar yakından yaşıyordu. Düşman Çatalca'daydı, top sesleri "Dersaadet"ten duyuluyordu. ilk kez Balkanlar'dan İstanbul'a Müslüman halk akın akın göç etmek zorunda kalmıştı. "Balkan göçmeni", “muhacir” sözcükleri dilimize bu dönemde girmiştir. Şişli, Kabataş, Topkapı muhacirlerle doludur. Yüz binler İstanbul’a göç etmiştir. İstanbul sokaklarında hastalık ve ölüm kol gezmektedir. Kolera, kente hakim olmuştur. Balkan savaşlarında Türk, Boşnak, Arnavut, Pomak olmak üzere tarihçilere göre 600 bin ile 1 milyon arasında Müslüman katledilmiştir.

28 Kasım 1912'de savaşı fırsat bilen Arnavutluk da bağımsızlığını ilan etti. Savaş meydanındaki başarısızlıklar üzerine, Osmanlı Devleti, ateşkes istedi. 28 Kasım 1912'de Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında Çatalca'da görüşmeler başladı. 3 Aralık 1912'de ateşkes antlaşması imzalandı. Yanya ve İşkodra savunmaları sürdüğünden, Yunanistan ile Karadağ bu antlaşmaya katılmadılar. Sadece Bulgarlar ile yapılan bu antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti, Bulgarlar'ın kuşatması altında bulunan Edirne'ye yardım göndermeyecek ve barış antlaşması Londra'da toplanacak bir konferansta yapılacaktı.

17 Aralık 1912'de Londra Barış Konferansı toplandı. 26 Mart 1913'te Edirne, Bulgarlar'ın eline geçti. 6 Mart'ta Yanya, 23 Nisan'da İşkodra düştü. Birinci Balkan Savaşı, 30 Mayıs 1913'te imzalanan Londra Antlaşmasıyla sona erdi. Antlaşmaya göre; Trakya'da Osmanlı- Bulgar sınırı Midye- Enez hattı oldu. Trakya, Edirne Bulgaristan'a, Güney Makedonya, Selanik ve Girit Yunanistan'a, Kuzey ve Orta Makedonya Sırbistan'a, Silistre Romanya’ya verildi, Arnavutluk'un bağımsızlığı kabul edildi.

Hikmet Çiçek
ulusalkanal.com.tr



Yorumlar (0)
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P