banner999

İnme tedavisi için ilk 3 saat kritik önem taşıyor

BEYİNDER Başkanı Prof. Dr. Uludüz, "İnme tedavi edilebilir bir hastalıktır ancak bunun için hastanın inme başlangıcının ilk saatlerinde hastaneye ulaştırılması gerekli." dedi.

İnme tedavisi için ilk 3 saat kritik önem taşıyor

Beyin Damar Hastalıkları Hasta Derneği (BEYİNDER) Başkanı Prof. Dr. Derya Uludüz, inmenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak bunun için hastanın inme başlangıcının ilk saatlerinde hastaneye ulaştırılması gerektiğini belirterek "Tedavi ilk 3 saatte yapıldığında 7 hastanın biri, ilk 4,5 saat içinde yapıldığında 11 hastanın biri tamamen iyileşiyor." dedi.

Uludüz, 29 Ekim Dünya İnme Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında felç olarak bilinen inmenin aniden ortaya çıkan, beyin fonksiyonlarında kayıpla sonuçlanan bir durum olduğunu söyledi.

Vücutta kalbin pompaladığı kan hacminin yüzde 20'sinin beyni beslediğini, kalpten çıkan damarın önce beyne sonra diğer organlara kan verdiğini belirten Uludüz, yaşam için kalpten çıkan ve beyni besleyen damarların sağlıklı çalışmasının önemli olduğunu vurguladı. Uludüz, kalpten çıkan ana damarın ağaç köküne benzediğini ifade ederek "Ağacın uç dalları, beyni besleyen küçük damarlardır. Bir pıhtı parçası kalpten çıkıp beyinde en uç bölgeye ulaşana kadar bu yol üzerinde tıkanmaya neden olabilir." diye konuştu.

Beyne giden pıhtının sadece kalpten kaynaklanmadığını, beyin damarlarının da yaş ilerledikçe yaşlandığını ve damar sertliği denilen sürecin ortaya çıktığını anlatan Uludüz, bunun damar üzerinde pıhtı oluşturabileceğini belirtti.

Pıhtı damarı tıkadığında beynin beslenmesinin bozulduğunu aktaran Uludüz, beslenemeyen beyin dokusunun öldüğünü ve işlevini kaybettiğini vurguladı. Uludüz, "İşte bu durumda inme şikayetleri ile hasta karşımıza gelir. Şikayetleri belirleyen tıkanan damarın büyüklüğüdür, eğer küçük bir damar tıkanırsa yakınmalar daha hafif olur. Büyük ana damarlardan biri tıkandığında ise çok daha şiddetli yakınmalar ortaya çıkar." ifadelerini kullandı.

Türkiye'de her yıl yaklaşık 200 bin kişinin inme geçirdiğini bildiren Uludüz, "Geçen her 3 dakikada bir kişi inme geçiriyor. İnme, Dünya Sağlık Örgütü listesinde ölüm nedenleri arasında 3. sıradaydı ancak özellikle son 20 yıldır tanı ve tedavi alanında hızlı gelişmeler sayesinde tedavi edilebilir bir hastalık durumunda ve sakatlık ile ölüm riski hızla azalmakta." dedi.

"Vücudun yarısında güçsüzlük ve uyuşmaya dikkat"

Prof. Dr. Uludüz, inmenin en sık 60 yaş üzerinde görüldüğüne ancak 40-45 yaşlarında damar sertliği riskinin de belirginleştiğine dikkati çekti.

Aile öyküsünün önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Uludüz, şöyle devam etti:
"30'lu yaşlardan itibaren damarlarda ateroskleroz dediğimiz kireçlenme başlayabiliyor ve 40 yaşlarında inme sıklığı iyice artıyor. Genç hastalarda ritim bozukluğu, geçirilmiş kalp krizi varlığı inme için risk oluştururken ilerleyen yaşlarda hipertansiyon, diyabet hastalığı, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı, sık alkol kullanımı inme riskini ortaya çıkarmakta. Bu nedenle tüm bu risklerin dikkatlice kontrolde tutulması inmenin önlenmesinde son derece önemli."

Uludüz, inme belirtilerine ilişkin şunları aktardı:
"İlk belirti, en sık rastladığımız vücudun yarısında güçsüzlük ve uyuşma, kolunu bacağını kaldıramama, hissizlik yakınmasıdır. İkinci sık rastladığımız yakınma hastanın konuşmasında zorluk çekmesidir. Hastada ya kelimeler anlaşılmaz bir şekilde çıkıyor veya doğru kelime çıksa bile bunu telaffuz edememe, dilin dönmemesi, peltek konuşma olabiliyor. Konuşma bozukluğunun en vahim tarafı karşınızdaki kişinin sizin söylediklerinizi anlamamasıdır. Ani baş dönmesi, çift görme ve dengesizlik görülebilir. Bulantı ve kusma baş dönmesi ve dengesizliğe çok sık eşlik eden bir durum. Bir kişi aniden dengesizleşiyor ve kusmaya başlıyorsa ilk akla gelecek şey beyinde bir sorun olmalı. Felç geçiriyor olabilir diye düşünmek lazım."

Kusmanın sıklıkla fışkırır tarzda yoğun bir şekilde olması, baş ağrısının da özellikle "hayatımın en şiddetli baş ağrısı, sanki beyinde bir bomba patlıyor gibi" tanımlanması halinde inmeden şüphelenilebileceğini anlatan Uludüz, "İnme hastaları çoğu zaman örneğin kalp krizinden farklı olarak yaşadığı sorunu anlatamayabilir. Konuşma problemi, anlama problemi çeken bir hasta problemini dile getirmekte zorlanabilir. Bu hastalarda yanındaki kişinin hastalık hakkındaki farkındalığı, bilgisi o kişinin hayatını kurtarabilir." uyarısında bulundu.

Tedavide "zaman" hayati önem taşıyor

"İnme tedavi edilebilir bir hastalıktır ancak bunun için hastanın inme başlangıcının ilk saatlerinde hastaneye ulaştırılması gerekli." diyen Uludüz, her geçen dakikada milyonlarca beyin dokusunun beslenemediği için öldüğünden zamanın çok değerli olduğunu, bu nedenle tedaviye hızlıca başlanması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Uludüz, şunları kaydetti:
"İnme tedavisinde girişimsel anlamda yeni bir yaklaşımla, pıhtı oluştuktan sonra oksijensizliğe hassas beyin dokusunu kurtarmak ve oluşacak hasarı önlemek gerekiyor. Toplardamar yolu ile pıhtı eritici tedavilerin inmenin ilk 4,5 saatinde, beyin anjiografisi yapılarak damarda pıhtının çıkartılması yöntemi yani mekanik pıhtı çıkarma yöntemi ise ilk 8 saatte hastaya mutlaka uygulanmış olmalı. Tedavi ilk 3 saatte yapıldığında 7 hastanın biri, ilk 4,5 saat içinde yapıldığında 11 hastanın biri tamamen iyileşiyor."

Kişilerin inme riskinin azaltılması için 8 basit değişiklik hakkında bilgi veren Uludüz, "Aktif olun, kolesterolünüzü kontrol altında tutun, daha sağlıklı beslenin, tansiyonunuzu kontrol altında tutun, kilo verin, kan şekerinizi düşürün, sigarayı bırakın, alkolü azaltın. Bunlardan birinin bile yapılması hastalığın önlenmesinde etkilidir ancak tümünün kontrol altına alınması felç riskini önemli oranda düşürür. Örneğin, tansiyonun normal seviyelere düşürülmesi felç riskini yüzde 50, sigara kullanmamak veya sigarayı bırakmak da riski yüzde 40 azaltır." bilgisini paylaştı.


Kaynak: AA
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.