Ekonomide ders çalışmamanın ağır bedeli


Çetin Ünsalan

Çetin Ünsalan

14 Kasım 2017, 08:45

Reklamların gölgesinde Türkiye’nin ‘cari açık’ı 40 milyar dolar sınırına yaklaştı. Eğer yükseliş bu doğrultuda devam ederse, geçmişte olduğu gibi bunun büyüyen ekonominin doğal bir sonucu oluğunu ve normal olduğunu söylemeye başlayacaklardır.
 
Diyeceksiniz ki, düşürmekle övünülüyordu. Bunun çok önemi yok. Çünkü ondan da öncesinde yüksek olmasının sorun değil, olumlu bir gösterge olduğunu anlatıyorlardı. Türkiye’de reel sektör ihracat yapmaya başladığı anda bu problem ortaya çıkıyor. Zira üretim yapısına yönelik asla ders çalışılması gerektiğine inanmıyorlar.
 
Ülkedeki cari açık sorununu besleyen temel faktör dış ticaret yapımızdaki sakatlık. Burada bir yükseliş olduğu anda, makas açılıyor. Fakat bunun Türkiye’ye ve üreticiye bedeli ağır oluyor.
 
Hiç yoruma, niyete bakmadan rakamlarla konuşalım. Türkiye en son cari açıkta 40 milyar doları ne zaman görmüştü? 2008 yılının Mayıs ayında… Cari açık, 40 milyar 375 milyon dolar olmuştu.
 
2017 yılına geldiğimizde açık, 39 milyar 267 milyon dolar. Orta noktayı 40 milyar dolar olarak aldığımızda nasıl bir finansman maliyeti ve bedel ile karşı karşıya kaldığımız çok daha net ortaya çıkacak.
 
2008 yılının Mayıs ayında dolar / TL kuru 1,25… Cari açık’ın Türkiye’ye maliyeti ise 50 milyar TL. Bugün itibariyle dolar / TL kuru 3,87 ve ülkeye maliyeti 154 milyar 800 milyon TL. Eski parayla 154 katrilyon TL.
 
Dolar basmadığımıza göre, en son 40 milyar dolar açıktan bu yana Türkiye ekonomisine üç katı maliyeti bulunuyor. Bu aynı zamanda firmalarımızın ve ekonomimizin üç katı daha çok fakirleştiği anlamına geliyor.
 
Analizi yaparken sadece bu açıdan da bakmamak gerekir. Petrol varil fiyatının üçte bire düştüğüne, ihracatta birim karlılığın azaldığına, turizm gelirlerinin en iyi ihtimalle gerilediğine, gerçekçi anlamda da para bırakmadığına dikkat etmek gerekir.
 
Ayrıca 2008 yılı daha küresel krizin belirtilerinin başladığı ama büyük çakılmanın olmadığı ve parasal genişlemenin sonlanmadığı bir fotoğraf veriyor. Türkiye ihracatta darbeyi bir sene sonra, yani 2009’da yaşadı. Hatırlarsanız o tarihte bizler teğet tartışmalarına bile başlamamıştık.
 
Bugün ise parasal genişleme sonlandırılmışken, ABD faiz arttırıp, bilançoyu daraltma sürecine girmişken, AB tahvil alımlarını kısmaya hazırlanırken, dünyada korumacılık eğilimi artarken, jeopolitik riskler yükselmiş, komşularımızla ticaret yapamaz hale gelmişken, en kırılgan ülke olarak ilan edilmişken üç katı maliyetle karşı karşıyayız.
 
Yani 2008 yılının 1 doları ile, 2017 yılının 1 doları arasında anormal bir maliyet ve erişilebilirlik farkı bulunuyor. Bu ne mi? Ekonomide ders çalışmamanın ve sürekli kendini kandırmanın ağır bedeli.

Çetin Ünsalan
[email protected]
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.