İşte Ergün Atalay'ı hedef alan kampanyanın nedenleri

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Merkez İşçi-Sendika Bürosu Başkanı Yıldırım Koç, Ergün Atalay'ı hedef alan kampanyanın nedenlerini açıkladı

İşte Ergün Atalay'ı hedef alan kampanyanın nedenleri

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Merkez İşçi-Sendika Bürosu Başkanı Yıldırım Koç, yaptığı açıklamada Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ı hedef alan yaygın sosyal medya kampanyasının nedenlerini açıkladı. 

"Ergün Atalay’a yönelik sistemli saldırı, esasında Türk-İş’in devlet politikalarıyla uyumlu millici çizgisine yöneliktir" diyen Yıldırım Koç, şunları belirtti:

"Türk-İş ile kamu işveren sendikaları TÜHİS ve Kamu-İş arasında 2019 yılı kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolü 12 Ağustos 2019 günü imzalandı. Bu protokol, kamu kesimindeki işçilerin örgütlü bulunduğu Türk-İş üyesi sendikaları bağlıyor.  

Hayatında hiç toplu sözleşme görüşmesine katılmamış ve hatta bir kez bile bir toplu iş sözleşmesini baştan sona okumamış veya eline bir toplu iş sözleşmesi almamış bazı kişilerin bu metne ve Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’a gösterdikleri ölçüsüz tepki son derece haksızdır ve yanlıştır.  

Her toplu iş sözleşmesi işçilerle işverenler arasında bir mücadeledir. İşçilerin ücretleri ve yan ödemeleri, çalışma süreleri, iş güvenceleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği ve işçilerin işyerinde çalışma düzenine ilişkin hakları ve yükümlülükleri, toplu iş sözleşmeleriyle belirlenir.  

İçinde yaşadığımız kapitalist düzende, bu koşullar bilimsel verilere veya adalete göre belirlenmez. Bir toplu iş sözleşmesinin işçiler açısından sağlayacağı hak ve yükümlülükler, iki önemli etmene göre belirlenir. Birinci etmen, tarafların karşılıklı gücüdür. İkinci etmen, toplu iş sözleşmesinin giderlerinin karşılanmasında kullanılacak mevcut kaynaklardır.  

Sendikaların gücü işçiden başlar. İşçi, toplu iş sözleşmesi sürecinde nasıl tepki verecektir? Sendikasını sıkıştıracak mıdır? Yoksa satınalma gücünün pek de düşmediği koşullarda, işsizlik korkusu ve ödemek zorunda kaldığı kredi kartı ve tüketici kredisi taksitleri nedeniyle, eylemlerden ve grevden kaçınacak mıdır? Sendikaların tavrı nasıldır? Sendikalar, halkın da desteğini alacakları bir hazırlık süreci yaşamışlar mıdır? Üyesi bulunduğu konfederasyon üzerinde bir baskı uygulamakta, alınacak kararlar için destek garantisi vermekte midir? 

Toplu sözleşmede nasıl bir sonuç alınacağını, ekonomik büyüme ve ekonomik kriz dönemleri de etkiler.  

Bunlar ve bunlar gibi onlarca etmen dikkate alınmadan bir toplu iş sözleşmesi değerlendirilemez.  

1974 yılından başlayarak toplu sözleşme görüşmelerine katıldım. Bazı sendikalarda toplu sözleşme uzmanı olarak çalıştım. 1993-2003 döneminde de Türk-İş ile hükümetler adına kamu işveren sendikaları ile yapılan görüşmelerde uzman olarak yer aldım. Bu deneyimin ışığında 2019 kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolünü kısaca değerlendireceğim.  

Kamu kesiminde işçilerin ücretlerinin satınalma gücü son yıllarda düşmedi; biraz arttı.  

Cumhurbaşkanlığı 2019 Yılı Programı’nda belirtildiğine göre, kamu kesiminde gerçek net ele geçen ücretler 2015 yılında yüzde 4,4 oranında arttı; 2016 yılında yüzde 0,1 oranında düştü ve 2017 yılında yüzde 5,6 oranında yükseldi. 2018 yılında yükselen enflasyon oranı nedeniyle gerçek gelirlerde bir düşme olduysa da 2017 yılında imzalanan çerçeve protokolü uyarınca enflasyon nedeniyle meydana gelen kayıplar telafi edildi.  

2019 çerçeve protokolünde 6 ayda bir yapılacak ücret zamlarında ikinci, üçüncü ve dördüncü dilim zamlarından sonra, enflasyon oranının bu zammın üstünde gerçekleşmesi durumunda, aradaki farkın ödeneceği belirtilmektedir. Türk-İş, IMF’nin isteklerine karşın, gerçekleşen enflasyon temelinde ücret zammı politikasını kabul ettirmiştir. Halbuki, IMF Yönetim Kurulu’nun 30 Nisan 2018 tarihli Türkiye raporunda, ücret zamlarında gerçekleşen enflasyonun değil, hedeflenen enflasyonun esas alınması isteniyordu.  

Türkiye giderek derinleşen bir ekonomik kriz yaşıyor. Ekonomik büyümeden değil, küçülmeden söz ediyoruz. Türk-İş’in imzaladığı protokolde, kaynakların azalmasına karşın gerçek gelirlerin korunmasının sağlanması, başarıdır.  

Buradaki sorun, gelir kaybının yaşanması ve ancak 6 aylık dönemin sonunda kaybın geri alınabilmesidir.  

Diğer maddeler de dikkate alındığında, 2019 çerçeve protokolünün içerdiği düzenlemeler açısından mevcut hakları korumaya odaklandığını, işçi hakları açısından yeni mevzi kazanmadığını, ancak önemli bir kayba da neden olmadığı söylenebilir.  

Bu toplu sözleşme görüşmeleri sürecinde kamu kesiminde örgütlü sendikaların ve bu sendikaların üyelerinin, daha iyi gerçek ücretler ve daha iyi çalışma koşulları için bir eylemliliği yaşanmadı. Süleyman Demirel’in “ne kadar ekmek, o kadar köfte” deyişi bu alan için de geçerlidir. İşçilerin öncelikli gücü mitinglerdir, yürüyüşlerdir, halkın desteğini alacak etkinliklerdir. Kamu kesimi işçileri ve sendikaları böyle bir girişimde bulunmadı. Son derece gerçekçi olan işçiler, mevcut koşullarda alabileceklerini hesap ettiler, ihtiyaçlarını değerlendirdiler ve sessizliği tercih ettiler. Bu durumda, Ergün Atalay’ı yalnız bıraktılar. Bu tavırdan sonra, bazı çevrelerin Ergün Atalay’ı günah keçisi durumuna sokmaya çalışması haksızlıktır.  

Türk-İş, kurulduğu 1952 yılından beri devletin genel politikaları dışına çıkmaz. Bir dönem, devlet politikalarıyla hükümet politikalarının çeliştiği koşullarda tereddütler yaşadı; ancak böyle durumlarda bile genellikle devlet politikaları ağır bastı. Günümüzde devletimizin politikası, ülkemizin bütünlüğünü ve milletimizin birliğini sağlamaya yönelik milli bir çizgide gelişmektedir. Türk-İş, devletimizin bölücü terör örgütü ve Fethullahçı casusluk ve terör örgütüyle mücadelesini desteklemektedir. 15 Temmuz 2016 gecesi Ergün Atalay’ın sokaktaki tavrı son derece önemlidir. Türk-İş’in, devlet politikalarıyla uyumlu bu millici tavrı korunmalı ve daha da güçlendirilmelidir. Çerçeve protokolü vesilesiyle Türk-İş’e ve Ergün Atalay’a yönelik sistemli saldırı, esasında Türk-İş’in devlet politikalarıyla uyumlu millici çizgisine yöneliktir. Yoksa, 2019 protokolü ile 2017 protokolü arasında esaslı bir fark yoktur. 2017 yılında susanların bugün sosyal medyada fırtınalar yaratmaya çalışmasının nedeni, Türk-İş’in devlet politikalarıyla uyumlu çizgisidir.  

Türk-İş’in millici çizgisi son derece önemlidir ve sosyal medyada çerçeve protokolü vesilesiyle Türk-İş’e ve Ergün Atalay’a yönelik yaygın kampanyanın asıl nedenidir. Toplu sözleşme konusunda bilgisi olmayanların getirdikleri eleştiriler dayanaksızdır. İşçiler ise gerçekçidir. Kamu işçilerinin imzalanmış ve bağlayıcılığı olan bu çerçeve protokolüne kitlesel bir tepkisi söz konusu değildir. İşçiler, onlar adına konuşma hakkı olmayanların sosyal medya üzerinden sürdürdükleri saldırıları ciddiye almamaktadır.  

Ancak Türk-İş’in devlet politikalarıyla uyumlu millici tavrı, onun önemli eksikliklerinin gözardı edilmesine de neden olmamalıdır. Türk-İş’in ve bağlı sendikaların eksiklik ve hataları, dostça bir anlayış ve yaklaşımla, dile getirilmelidir.

Türk-İş’in ve bağlı sendikaların büyük bölümünün önemli eksiklikleri vardır. Ancak bütün bu eksiklik ve hatalar, Türk-İş’in devletimizin politikalarıyla uyumlu millici çizgisi nedeniyle sistemli bir saldırıya uğradığı koşullarda onun bu konudaki tavrına destek vermeye engel değildir. Türk-İş, üye sendikalarda örgütlü işçilerin girişimleriyle ve Vatan Partisi’nin dostça uyarı ve önerileriyle, bu eksiklikleri giderecek, millici çizgideki tavrını güçlendirecektir."

ulusal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.