banner1005

Çanakkale Zaferi'nin farklı yönleri

Enver Paşa’nın talimatıyla, bin 300 civarında yetersiz, beceriksiz, ordunun düzenini bozacak paşa ve subay süratle ordudan atılmıştı. Yapılan temizlik devrim niteliğinde olup, Enver Paşa’nın verdiği en yararlı hizmetlerden biridir. Bu genç, yurtsever, çalışkan, iyi eğitimli kurmay ve subaylar, Çanakkale zaferinin kazanılmasını sağlamıştır. Zaferden sonra, her ne kadar sansürlenmeye çalışılsa da, Mustafa Kemal’in başarılı sevk ve idaresi, İstanbul’a ve Anadolu’ya, direniş ruhu bütün orduya yayılmıştı

Çanakkale Zaferi'nin farklı yönleri

Çanakkale Savaşı bir savunma zaferidir. İtilaf Devletlerinin çok uzun süredir göz koyduğu topraklarda, dozu giderek artan saldırılarına karşı, bir ulusun kanı ve canıyla topraklarını, namusunu korumak adına yaptığı direniştir. Direnirken ölen, yaralanan, yaralansa da tekrar cepheye dönen subayın, askerin, Mehmetçiğin, Anadolu insanının emperyalistlerle şanlı mücadelesidir. Birinci Dünya Savaşı’nda kurulan ittifakların bir cephesinde Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Türkiye, diğerinde ise İngiltere, Fransa, Rusya, Avustralya ve Yeni Zelanda bulunmaktaydı. Rusya’ya pay olarak Boğazlar sözü verilmişti.

ÇANAKKALE SAVAŞI

3 Kasım 1914 günü, Mondros Limanı’nda (Limni Adası) üslenen İtilaf Devletlerine ait savaş gemileri, Çanakkale Boğazı’ndaki Türk savunma gücünü ve topların menzilini ölçmeyi amaçlayan bir deniz saldırısı gerçekleştirmiş ve sonra çekilmiştir. Ancak pusuda bekleyen donanma, 19 Şubat 1915’te, 12 savaş gemisi ile geri döndüğünde, Çanakkale Savaşı başlamış oldu. Yoğun top düelloları, hatta Seddülbahir’e yapılan başarısız bir çıkarmayla sonuçlanan bir dönemin sonunda Birleşik Kuvvetler Boğaza hakim olamadılar. Tüm şiddeti ile tekrar 18 Mart’ta taarruz eden ve Türk batarya ile tabyalarını yoğun ateş altına alan düşman, yine bir netice alamamış ve büyük bir hezimete uğratılmıştır. Taarruzlarını aşamalar halinde denizde ve deniz altında sürdüren Birleşik Donanma, ilk kara çıkarmasını ise 25 Nisan’da, güneyde Seddülbahir’e, batıda Arıburnu Koyu’na yapmıştır. Arıburnu yöresinde, Mustafa Kemal’in yerinde müdahaleleri sayesinde, Anzak kuvvetleri hedefledikleri hakim tepeleri alamamış, buna karşılık her iki taraf büyük kayıplar vermiştir.

Aynı şekilde, Seddülbahir bölgesinde, beş ayrı noktadan yapılan düşman çıkarması sert Türk direnişi karşısında çaresiz kalmış, yarımadanın içerlerine doğru ilerleyememiştir. 2 Ağustos’a kadar sürecek deniz destekli kara taarruzlarından sonuç alamayan İtilaf Kuvvetlerinde hayal kırıklığı yaşanacaktır. Bunun üzerine, donanma komutanı General Hamilton, çok gizli ve etkili, sürpriz bir planı devreye sokacaktır. Buna göre düşman, 6 Ağustos’ta, şaşırtıcı olabileceğini düşündüğü bir hareketle, Arıburnu ve daha kuzeyde Suvla Körfezi’ne çıkmayı planlamıştır. Plan dahilinde Seddülbahir’de ve Saros Körfezi’nde oyalayıcı taarruzlar da düşünülmüştür. Maksatları önce kuzeye ilerlemek, ardından ani bir dönüşle güneybatıya yönelerek Anafartalar ve Kocaçimen Tepeleri ile Conkbayırı’nı almak, Kilitbahir’e ulaşmaktır. Bu ise Boğaza hakim Türk savunmasının tamamen çökmesi demektir.

Türk kurmayı ve Mustafa Kemal için şaşırtıcı olmayan, zaten beklenen hareket tarzı, Boğazların savunmasından mesul, çapsız ve deneyimsiz I. Ordu Komutanı Mareşal(!) Liman von Sanders’in karar ve emirlerinde ne kadar hatalı olduğunu göstermiştir (Ona göre düşman başta Saros ve Asya yakasında Beşige’ye çıkacaktı). Düşmanın amacını derhal farkeden Mustafa Kemal’in, yerinde ve zamanında yaptığı müdaheleler, karaya çıkan kuvvetleri önce durdurmuş, sonra ise tutundukları tüm mevzileri terketmek zorunda bıraktırmıştır. Savunmanın zaferi, donanma komutanı General Hamilton’ın 15 Ekim’de görevden alınması ile sonuçlanır. Hamilton’ın ayrılmasıyla, işgalci İtilaf Kuvvetleri, Türklere hissettirmeden toparlanıp sessizce ve kayıpsız kaçacaklardır. Bir Türk subayı arkalarından “Savaşta kötü değiller ama kaçmada dahiler” diyecektir.

KİME RAĞMEN KAZANDIK

Zamanın Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı Enver Paşa idi. Kendisi cesurluğu, yurtseverliği ve dürüstlüğü ile bilinse de, Alman hayranıydı. Almanya’da bir manevrada tanıdığı Liman Paşa’yı, Türk Ordusunun eğitilmesi için Ordular Genel Müfettişi yapmıştı (1913). Daha sonra bu Paşayı Gelibolu’da 1. Ordu Komutanlığına getirecektir. Liman Paşa’nın hiçbir savaş deneyimi yoktu, tümenden büyük birliğe komuta etmemişti. Gelmeden önce, Alman İmparatoru tarafından Orgeneralliğe yükseltilen rütbesi, Osmanlı Ordusu’nda bir kademe daha yükseltilince Mareşal olmuştu.

18 Mart zaferinden sonra Liman Paşa, Gelibolu’ya Ordu Komutanlığına atandı. Ancak Türk subaylarını küçümsüyor, ordunun kabiliyetinden şüphe duyuyordu. İlk iş olarak araziyi gezme düşüncesi Türk subaylarında sevinç yaratsa da, kısa sürede tekrar umutsuzluğa kapıldılar. Çünkü Gelibolu’daki coğrafyayı ve şartları iyi okuyamayan Paşa, Türk kurmaylarını dinlemiyor, hiçbir tartışmaya izin vermiyordu. Kıyıda büyük birlikler bulunmayacak, asıl kuvvetler 7-8 km geride tutulacak, çıkarma olursa tüm birlikler yardımlaşarak kıyıya çıkmış düşmanı denize dökecekti. Ona göre en tehlikeli çıkarma yerleri Saros Körfezi ve Asya tarafında Beşige idi.

Ancak Mustafa Kemal ve Türk subaylarının tahmin ettiği gibi, çıkarma ağırlıklı olarak Seddülbahir, Arıburnu ve Suvla Körfezi’ne yapılmıştır. Liman Paşa gereksiz ve temelsiz Saros korkusuyla iki Tümeni yerinde tutmuş, savunmayı zor durumda bırakmıştır.
Liman Paşa’nın yanlış kararları; savaşın yaklaşık 9 ay daha uzamasına, kayıpların, şehit ve yaralıların sayıca artmasına sebep olmuştur. Bazı Türk tarihçi ve araştırmacıların üzerinde birleştiği nokta; Paşa verdiği emirlerle İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu’da uzun süre oyalamış, Avrupa’da, Almanya’ya büyük sorun yaratacak Batı cephesine yoğunlaşmalarını önlemiştir.

DENİZALTI SAVAŞLARI

İtilaf Kuvvetlerinin diğer büyük bir hedefi ise denizaltılarını Boğazlardan geçirebilmekti. Bunun kendi askerlerine kazandıracağı moral, İstanbul’a ulaştıklarında yaratacakları korku ve yıkım, her şeye bedeldi. Üstelik Boğaz trafiğinin kesilmesi ile savaş çok kısalabilirdi. Türklerin denizaltıları yoktu. Ancak torpidobotlar denizaltı avlamak için sürekli devriye geziyor, mayın gemilerimiz mayın döşüyordu.

Çanakkale Boğazı’nı ilk geçme görevi bir İngiliz denizaltısına (E-11) verildi. En büyük korkuları ise batıda Kilitbahir ve Asya’da Dardonos’tan başlayarak Boğazın en dar bölgesinin kuzeye doğru mayınla döşenmiş olmasıydı. Denizaltı mayınlı bölgeyi yavaş ve dikkatlice geçecek, üstlerinde uçacak bir İngiliz uçağı ise denizaltıya gözkulak olacaktı. Ancak bir sebeple su yüzeyine çıkan denizaltı, batarya gözcüleri tarafından farkedilerek topa tutuldu. Yara alan, akabinde batan denizaltı mürettabatından sağ kalanlar, Türkler tarafından gemiye alınarak kurtarıldılar.

Birleşik Donanmada gitgide yaygınlaşan “Çanakkale geçilemez” düşüncesini kırmak gerekiyordu. Bu sefer bu görev bir Avustralya denizaltısı olan AE-2’ye verildi. Kaptanı uzun zamandır hazırlık yapıyor, bu göreve hazırlanıyordu. AE-2 mayın hatlarını yavaşça geçti, yükselip periskobunu çıkardı, fakat farkedilince tekrar daldı. Geçitin sığ kısımlarında karaya oturacak ancak her şeye rağmen yoluna devam ederek geçmeyi başaracaktı. Sonunda, Sultanhisar torbidobotu tarafından farkedilen AE2 Marmara’da batırıldı. Batırılmadan önce, birkaç gemiye saldırabilen denizaltı, hiçbirini vuramamış, buna karşılık düşmanın cüret ve cesaretini artırıcı etkisi olmuştur.

Denizaltılar arasında en büyük hasarı E-11 vermiştir. E-11 Bakırköy önlerinde bir torbidobotumuzu batırmış, Galata rıhtımına sokulmuş, asker ve cephane yükleyen iki gemiye saldırsa da vuramamıştır. Türklerin denizaltıları olmadan, Boğaz’da ve Marmara’da toplam 8 İngiliz, Fransız ve Avustralya denizaltısı batırılmıştır.

SAVAŞIN CİLVELERİ

Kara savaşlarında hakim tepeleri ele geçirmek çok önemliydi, elde edilen her karış toprak için her iki taraf siperlerini ne pahasına olursa olsun korumaya çalışıyor, bir adım dahi geri adım atmak istemiyorlardı. Arıburnu cephesinde, siper savaşları ve süngülü mücadele devam ederken, aradaki alanlarda çok fazla yaralı ve ölü bulunmaktaydı. Yaralıların bir kısmı ümitsizce bekliyor, acı çekiyor ve su diye yalvarıyordu. Yakındaki yaralılar sürüklenerek siperlere alınmışlardı, ancak uzaktakilere ulaşmak için yapılan her hamleyle yüzlerce tüfek ateşleniyordu. Bir ara Türk siperlerinde beyaz bir gömleğin sallandığı görüldü. Az sonra siperden çıkacak bir Türk askeri, yaralı Anzak subayını kucağına alarak düşman siperlerinin önüne kadar taşıyıp bıraktı ve yavaşça geri döndü. Ayrıca, ateşkes çerçevesinde, yaz sıcağı altında kalan şehit ve yaralıların taşınması, görevli askerlerin gıda ve eşya alışverişi yapmalarına fırsat doğuruyordu.

Arıburnu’nda, Balıkçı Damları yöresinde, Türk sakalar güzel bir su kaynağı keşfetmişlerdi. Fakat bir gün, kaynağa yaklaştıklarında, Anzak sakalarının bidonlarını doldurduğunu gördüler. Bocalamakla beraber, bir kenarda sıralarını beklediler. O günden sonra, gösterilen bu saygı, karşılıklı olarak korunmuştur.

Seddülbahir yöresinde, çıkan birliklerin tuttuğu kıyıda karanlıkta, Türkler bazı şüpheli kıpırtılar farketmişlerdi. Yakında bulunan River Clide gemisinden çıkarma yapılıyor olabilirdi. Bu karartılara ateş eden Türk askerleri, bunların sıhhıyeci olduğunu farkedince ateşi kesmiş, yaralıların taşınmalarına fırsat vermiştir. Türklerin gösterdiği mertlik, İngiliz resmi tarihine yarım ağızla ve şu notlarla düşülmüştür: “Sahilde kalan yaralıların kurtarılması için faaliyete geçildi. Bu işe düşmanın pek müdahalesi görülmedi.” Buna karşılık, İngilizlerin uçakla, sürekli olarak Türk sargı yerlerini ve hastaneleri bombaladığı bilinmektedir.

ZAFERİN GETİRDİKLERİ

Çanakkale Savaşı, yeni bir kimliğe sahip askerle kazanılmıştır. 1912 Bulgar Savaşı hezimetinden sonra orduda uyanış başlamıştı. Göreve getirilen Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı Enver Paşa, görünümü, kıyafeti, geri kafalı olmayışı ile genç subayları etkiledi. Enver Paşa’nın talimatıyla, bin 300 civarında yetersiz, beceriksiz, ordunun düzenini bozacak paşa ve subay süratle ordudan atılmıştı. Yapılan temizlik devrim niteliğinde olup, Enver Paşa’nın verdiği en yararlı hizmetlerden biridir. Bu genç, yurtsever, çalışkan, iyi eğitimli kurmay ve subaylar, Çanakkale zaferinin kazanılmasını sağlamıştır.

Zaferden sonra, her ne kadar sansürlenmeye çalışılsa da, Mustafa Kemal’in başarılı sevk ve idaresi, İstanbul’a ve Anadolu’ya yayılmıştı. Bu sayede, kendisinin Milli Mücadele önderliği kolaylaşmıştır. Çanakkale’de, dar alanlarda, birliklerini yöneten komutanlar, Kurtuluş Savaşı’nda büyük yararlıklar göstereceklerdir. Direniş ruhu bütün orduya yayılmıştır.

İngiliz ve Fransızlar’dan yardım göremeyen Rusya’da, Çarlık rejimi çökerek yerini sosyalist yönetime devretmiştir. Rusya Kurtuluş Savaşı’nda, Türkiye’ye maddi manevi yardımlarda bulunacaktır.

Çanakkale’ye asker gönderen Müslüman sömürge ülkelerinde, emperyalizmin yıkılabileceği düşüncesi kuvvetlenmiştir. Para, can sıkıntısı, ülke görmek gibi milli olmayan keyfi sebeplerle Çanakkale’ye düşen Anzaklar’da, milli duygular yeşermiş, güçlenmiştir.

Özellikle 18 Mart 1915’te, düşmanın Türk batarya ve tabyalarını ezebilmek, Çanakkale’yi geçebilmek için yaptığı şiddetli taarruzlara gösterilen şerefli direniş, halk arasında hızla yayılacak ve bugün gururla tekrarladığımız “Çanakkale Geçilmez” söylemine dönüşecektir.

KAYNAKÇA:

1- Diriliş Çanakkale 1915, Turgut Özakman, Bilgi Yayınevi, Mart 2008.

2- Mehmetçik Televizyonu, http://www.mehmetciktv.com.tr/haber/3904/abdnin-ilk-fotograf-ajansi-tarafindan-cekilen-canakkale-savasi-fotograflari-ilk-kez-yayinlandi.html#.XIuVAygzbIU

BUMİN ERGENEKON
ulusal.com.tr
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.