Doğu Perinçek gündemi değerlendirdi: "Kesinlikle kaza değil!"

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, katıldığı Çıkış Yolu programında Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehit edilmesinin kesinlikle bir kaza olmadığını, arkasında TSK ve emniyet içine sızmış geniş bir FETÖ/Gladyo ağının bulunduğunu belirtti.

Yağmur Biçen Kaplan Yağmur Biçen Kaplan

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, katıldığı Çıkış Yolu programında Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehit edilmesinin kesinlikle bir kaza olmadığını, arkasında TSK ve emniyet içine sızmış geniş bir FETÖ/Gladyo ağının bulunduğunu belirtti. Operasyonun Ankara’daki NATO zirvesinin hemen ardından başlamasına dikkat çeken Perinçek, Türkiye’de "milli kuvvetler ile NATO’ya teslimiyetçiler" arasında tarihi bir çarpışma yaşandığını vurguladı.

Nadir Temeloğlu: Çıkış Yolu programından herkese iyi akşamlar diliyoruz. Bu akşam Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’le gündemi ve gelişmeleri yorumlayacağız. Yanımızda her zaman olduğu gibi Aydınlık Gazetesi’nden Özlem Konur Usta var. Hoş geldiniz. Sayın Perinçek, gündem yoğun. Son günlerde Türkiye’nin en çok konuştuğu konu Muhsin Yazıcıoğlu suikastı. Yeni dosyalar açılıyor, davanın üzerine gidiliyor ve belli merkezlere doğru yönelen bir operasyon olduğunu görüyoruz. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğu Perinçek: Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehit edilmesi; Eşref Bitlis suikastı ve Uğur Mumcu suikastıyla, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) yani Fethullah Gladyosu tarafından uygulanmış olması bakımından benzeşiyor. Ancak teknik açıdan hiç benzemiyor. Uğur Mumcu suikastında arabasında patlayan bir bomba var; birkaç kişinin uygulayabileceği bir eylem. Eşref Bitlis suikastında düşürülen bir uçak var; o da az sayıda personelle yapılabilir. Fakat Muhsin Yazıcıoğlu suikastı bambaşka.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği helikopterin üzerinden Türk Silahlı Kuvvetleri Hava Kuvvetleri’ne ait jet uçakları uçuyor. Bu jetler yaptıkları gaz yayınıyla, helikopterin oksijenini vesaire keserek düşürüyor. Bu kesinlikle bir kaza değil, bilinçli bir düşürme eylemidir. İş burada da bitmiyor; helikopter düştükten sonra içindekilerin sağ kaldığı görülünce, suikastı yapan organizasyon tarafından ikinci bir helikopter yollanıyor. Helikopterden inenler kalanları şehit ediyor. Ardından üst düzey emniyet görevlileri devreye girerek arama kurtarma birliklerini yanlış yönlere sevk ediyor ve delillerin üzeri kapatılıyor. Cihazlar çalınıyor, sonradan gelenlerin çektiği videoları bulunduran kişiler veya yakınları şüpheli şekilde öldürülüyor.

Görüldüğü üzere Hava Kuvvetleri’nin o zamanki çok üst düzey komutanlarından emniyet içindeki ağlara kadar uzanan, çok geniş bir FETÖ ağı var. Bu suikastın üzerine yürünmesi, FETÖ’nüş bugüne kadar koruduğu merkezi unsurları tehdit ettiği için çok önemlidir.

Özlem Konur Usta: Peki, Muhsin Yazıcıoğlu neden hedefti? Sizin kendisiyle bir tanışıklığınız da vardı diye biliyorum.

Doğu Perinçek: Evet, yakından tanışırdık. Hatırlarsanız, 2004 yılının Şubat ayında Sayın Tayyip Erdoğan bir televizyon programında ABD’nin Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eş başkanlarından biri olduğunu ifade etmişti. Biz o günlerde Muhsin Yazıcıoğlu ile buluştuk, görüştük ve dedik ki: "Bu kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye’nin başbakanı başka bir devletin hiyerarşisi içinde görev yapamaz. Bu durum anayasaya aykırıdır." Hatta bunu dönemin Cumhurbaşkanına götürüp Başbakanın azledilmesini talep etmeyi kararlaştırdık. Üçüncü bir kişi olarak Deniz Baykal'ı aradım ama kendisi "Cumhurbaşkanını zor durumda bırakırız" diyerek çekindi.

Sorunuza dönersek; Muhsin Yazıcıoğlu'nun başlangıçta Fethullah Gülen ile yakın ilişkileri vardı, bunu gizlemiyordu da. Fakat zaman içerisinde Fethullah Gülen'in "İkinci İsrail" planı içindeki rolünü, ABD ve Mossad'la ilişkilerini kavrayınca aralarına büyük bir soğukluk ve gerginlik girdi. Nitekim o dönem Kuzey Irak ve Suriye'deki büyük bir Kürt aşiretinin reisi beni ziyaret ettiği gibi onu da ziyaret etmişti. Aşiret reisi bize ABD-İsrail’in Kürdistan projesinde yer almayı kabul etmediklerini ve Türk devletiyle hareket etmek istediklerini iletmişti. Muhsin Yazıcıoğlu da benim gibi bu konuda çok net, milli bir tavır aldı. İşte bu yüzden hedef haline geldi. Tıpkı Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu gibi, ABD ve İsrail’in Türkiye’deki planlarına karşı bir engel oluşturduğu için Gladyo tarafından şehit edildi.

Nadir Temeloğlu: Tam da Ankara’da NATO zirvesinin yapıldığı günlerin hemen ardından bu operasyonun başlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Doğu Perinçek: Bu çok anlamlı bir zamanlama. Bir yanda NATO zirvesinde Mehmetçiğin NATO'nun emrine verilmesi, adeta kanının satılması gibi AK Parti iktidarının ağır uygulamaları sahnelenirken; diğer yanda zirveden 3-4 gün sonra birdenbire NATO Gladyosu’na karşı Muhsin Yazıcıoğlu suikastıyla ilgili Adalet Bakanlığı’nın operasyonu başlıyor. Burada Türkiye’de çarpışan iki gücü görüyoruz. Bir yanda NATO’ya teslimiyet güçleri var, diğer yanda ise NATO’nun Türkiye’deki Gladyosu’nun üzerine giden milli kuvvetler var. Bu, tarihi bir çarpışmadır.

Burada Aydınlık Gazetesi’ni ve Ulusal Kanal’ı kutluyorum. Ankara temsilcimiz İsmet Özçelik jet uçakları gerçeğini ilk defa Türkiye’ye duyurmuştu. Özlem Konur Usta'nın hazırladığı son haber ise konuyu bilen uzmanlarca bugüne kadar yapılmış en mükemmel ve gerçeği yansıtan haber olarak değerlendirildi. Ayrıca partimizin MYK üyesi Nusret Senem’in ta 2014 öncesinde yazdığı "Fethullah ve Susurluk" kitabında bu suikast ilk defa kapsamlıca işlenmişti. Biz daha en başından bunun kaza olmadığını söylemiştik, bugün yaşananlar bizi doğruluyor.

Özlem Konur Usta: Bir taraftan Gladyo temizleniyor diyoruz, diğer taraftan ise NATO zirvesinde bildirilerin altına imzalar atılıyor. Aynı devlet içinde yaşanan bu çelişkiyi nasıl açıklayacağız?

Doğu Perinçek: Hayat çelişkilerden ibaret. Fransız Devrimi’nde de Türk Devrimi’nde de hep devrimcilerle karşı devrimciler çarpışmıştır. Bugün de Türkiye'de iki temel kuvvet çarpışıyor: Üretim devrimini başarmak, ABD-İsrail’in "İkinci İsrail" projesini engellemek isteyen milli güçler ile ABD güdümündeki kuvvetler. Sınıfsal düzeyde bir tarafta işçiler, çiftçiler, küçük üreticiler ve milli sermaye; diğer tarafta ise büyük faizciler, dolar vurguncuları, sıcak para komisyoncuları ve tarikat rantçıları var.

FETÖ ile AK Parti 2014’e kadar ülkeyi beraber yönettiler, sonra savaşa tutuştular. AK Parti içinde de iki cephe var; hem milli kuvvetlerin yanında duran hem de ABD-NATO cephesine göz kırpan bir denge siyaseti yürütülüyor. Ancak bir gerçek var ki, Türkiye devleti tarihi bir temizlik yaşıyor. Bugüne kadar 24 bin subay, 30 bin polis, 14 bin yargıç ve savcı temizlendi. Hapishanelerimizde ABD'nin generalleri, NATO generalleri var. Ama aynı devlet gidip NATO’nun İran ve Rusya’yı hedef alan düşmanca planlarına imza atıyor. Bunu da "Lider ülke olduk" kibriyle halka yutturmaya çalışıyorlar.

Nadir Temeloğlu: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise Türkiye’nin NATO’da "kurucu ve lider aktör" olduğunu savunuyor.

Doğu Perinçek: Neresi lider aktör? Mehmetçiği piyon yaptığınız yerde lider mi olursunuz? Daha on beş gün önce "Amerika-İsrail şer ittifakından" bahseden MHP yöneticileri, şimdi o şer ittifakının patronu olduğu NATO'da Türkiye'yi "merkez ülke" ilan ediyor. ABD üslerinin sınırımıza yığıldığı, Teksas’tan Ankara’ya söylemlerinin havada uçuştuğu bir ortamda Türkiye’yi ABD’nin bir eyaleti düzeyine indiriyorlar.

Yunanistan sınırında, Meriç Nehri'nin hemen karşısında yapılan NATO tatbikatında yan yana dizilen tankların üzerinde hangi bayraklar vardı? NATO, ABD, Yunanistan ve İsrail bayrakları. Bu tanklar Türkiye’ye karşı nehir geçme tatbikatı yapıyor, açıkça bizi tehdit ediyor. Biz gidip Edirne’den haykırdık: "Meriç'i ancak ölüleriniz geçebilir!" dedik. Gerçek milliyetçilik budur. Biz bu sözleri Sayın Bahçeli’den duymak isterdik. Sırf AK Parti iktidarına yaranmak adına NATO’ya sadakat göstermek, MHP tabanını tamamen eritiyor ve diğer partilere kaydırıyor. MHP tabanı bu duruma kesinlikle razı olmayacaktır.

Nadir Temeloğlu: S-400 füzelerinin Katar gibi üçüncü bir ülkeye satışı da gündemde. Bu durumu nasıl görüyorsunuz?

Doğu Perinçek: Satamazlar! S-400’leri hiçbir ülkeye satmaya güçleri yetmez. Ama burada utanç verici bir gerçek var. Katar devleti bile İsrail saldırısında ellerindeki Amerikan Patriotlarının ve F-35'lerin hiçbir işe yaramadığını, bilgisayar yazılımlarının İsrail’i vurmaya izin vermediğini yaşayarak gördü ve akıllandı. Bizimkiler ise S-400 gibi elimizdeki yegane gerçek savunma silahından vazgeçerek ülkeyi silahsızlandırmaya çalışıyor.

Konuştuğum hiçbir ciddi askeri komutan S-400’lerden vazgeçilmesini onaylamıyor. F-35’ler ise uçan tenekedir; bilgisayar sistemleri tamamen NATO’nun kontrolündedir. ABD, müttefiklerine güya silah vererek aslında onları silahsızlandırıyor, kendisinden bağımsız savunma yapamaz hale getiriyor. Doğu Akdeniz’den, Ege’den, Meriç’ten namlular Türkiye’ye çevrilmişken silahsızlanmayı kabul etmek liderlik değil, piyonluktur.

Özlem Konur Usta: Uluslararası alanda çok önemli bir konferans haberi aldık. Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (Dünyamer), İstanbul'daki "Güvenlik ve NATO" konferansının ardından şimdi de Ankara’da büyük bir zirveye hazırlanıyor.

Doğu Perinçek: Evet, 18-19 Temmuz’da Ankara’da, "Dünyayı Büyük Savaştan Kurtaracak İttifak" başlığıyla olağanüstü bir konferans gerçekleştirilecek. Dünyamer Başkanı Sayın Semih Koray çok büyük bir iş yapıyor. Konferansa Rusya, ABD, Çin, İran ve Batı Afrika dahil 17 ülkeden çok üst düzey katılım var.

En önemli misafirlerimizden biri Rusya’dan Aleksandr Galuşka. Kendisi Rusya’da Putin’den sonraki lider olarak konuşulan, özellikle Rusya’nın doğu bölgelerinin kalkınmasına önderlik etmiş, devletin merkezinde yer alan çok güçlü bir siyasetçidir. Putin’in kendisi gelemediği için en güvendiği ismi, adeta kendisinden sonraki en önemli Rus liderini gönderiyor. NATO zirvesinin hemen ardından Ankara’da bir Avrasya zirvesinin toplanması, insanlığı savaştan koruyacak kuvvetlerin bir araya gelmesi açısından tarihi bir yanıttır. Bu konferans, çöken emperyalist liderlerin sığlığıyla kıyaslanamayacak derecede derin ve entelektüel bir birikim sunacak. Tüm oturumlar iki gün boyunca Ulusal Kanal ekranlarından canlı yayınlanacak.

Özlem Konur Usta: Türkiye’nin iç gündeminde ise Ahbap Derneği ile ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. Siz büyük depremin yaşandığı dönemde sivil toplumculuğun devlet düşmanlığına alet edilmemesi gerektiğini savunmuştunuz. Bugün gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz?

Doğu Perinçek: Biz bunu tam üç yıl önce söyledik ve bugün hepsi dökülüyor. Deprem muazzam bir felaketti; yollar yarıldı, köprüler çöktü. Siz böyle bir felaketle ordu olmadan, polis, itfaiye, devletin lojistik gücü olmadan "ahbap-çavuş" ilişkileriyle mücadele edebilir misiniz? O dönem sivil toplumculuk adı altında açık bir devlet düşmanlığı körüklendi. CHP’nin o dönemki yöneticileri, Muharrem İnce ve diğerleri "Devlet nerede?" diye bağırarak devleti yıpratmaya çalıştı. Milletin temiz yardımseverlik duygularını istismar eden bir yağma düzeni kuruldu.

O dönem Ahbap’ı göklere çıkaranlar bugün ona vuruyorlar; burada da ayrı bir tutarsızlık var. Gerçek şu ki, yıkılan köprüyü ancak devlet tamir eder, o enkazın altından insanı ancak devlet çıkarır. Vatan Partisi o gün de cesaretle milli devleti savundu, bugün de savunmaya devam ediyor.

Kaynak: Ulusal Kanal Haber Merkezi

Doğu Perinçek gündem