Hasan Taşkın yazdı: Yarım asrı aşan bir siyasi liderlik: Doğu Perinçek

Yeniankara gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Taşkın, köşe yazısında Doğu Perinçek'in 1968'den bugüne uzanan siyasi çizgisini ele aldı.

Hasan Taşkın yazdı: Yarım asrı aşan bir siyasi liderlik: Doğu Perinçek

Yeniankara gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Taşkın, köşe yazısında Doğu Perinçek'in 1968'den bugüne uzanan altmış yıllık siyasi serüvenini kaleme aldı. Dev-Genç Genel Başkanlığı'ndan bugünkü Vatan Partisi'ne uzanan süreçte defalarca hapse giren ve partileri kapatılan Perinçek'in, tüm bu dönemler boyunca siyasi çizgisini nasıl koruduğunu değerlendirdi.

Taşkın'ın kaleme aldığı yazıda şu ifadeler yer aldı:

''1960’ların sonundan bugüne…

Neredeyse altmış yıl.

Türkiye siyasetinde bu kadar uzun süre aynı hareketin başında kalabilen, defalarca yasaklanan, hapse giren, partisinin adı değişen ama siyasi çizgisini koruyan isimlerin sayısı çok az.

Doğu Perinçek, bu isimlerin başında geliyor.

1942 Gaziantep doğumlu.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

1968’de hukuk doktoru oldu.

Aynı yıllarda Dev-Genç Genel Başkanlığı yaptı.

Aydınlık hareketinin kuruluşunda yer aldı.

Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi…

Türkiye İşçi Köylü Partisi…

Sosyalist Parti…

İşçi Partisi…

Ve bugün Vatan Partisi.

İsimler değişti.

Partiler kapatıldı.

Dönemler değişti.

Ama Perinçek siyasetten hiç çekilmedi.

Hapishaneler, yasaklar, yeniden başlangıçlar
12 Mart döneminde hapse girdi.

12 Eylül sonrasında yeniden cezaevi.

Ergenekon sürecinde tutuklandı.

2008’de başlayan cezaevi dönemi 2014’te sona erdi.

Toplamda yıllara yayılan bir hapislik hayatı.

Fakat her çıkışında yeniden siyasetin içine döndü.

Bu noktada Perinçek’i anlamak için sadece aldığı oy oranlarına bakmak yeterli değil.

Çünkü onun siyaseti hiçbir zaman yalnızca seçim sandığı üzerinden okunabilecek bir siyaset olmadı.

O, kendisini daha çok bir fikir ve mücadele hareketinin öncüsü olarak gördü.

Belki de en belirgin özelliği burada.

Soldan ulusalcılığa uzanan çizgi

Perinçek’in siyasi serüveni ilk dönemlerinde Maocu etkiler taşıyordu.

Daha sonra ulusal sol, Kemalizm, milliyetçilik ve Avrasyacılık ekseninde farklı bir çizgi oluştu.

ABD ve NATO karşıtlığı…

“Bağımsız Türkiye” vurgusu…

Rusya ve Çin’le stratejik yakınlaşma…

Üretim ekonomisi…

Güçlü devlet…

Cumhuriyetçi, milliyetçi ve halkçı siyaset…

Bugün savunduğu temel başlıklar bunlar.

Zaman içerisinde bazı politikaları ve ittifakları değişti.

Fakat Perinçek’in kendisi, değişenin Türkiye ve dünya şartları olduğunu; kendi temel tezlerinin ise giderek doğrulandığını düşünüyor.

İşte bu nedenle onu yalnızca “eski bir solcu” olarak tanımlamak da mümkün değil.

Klasik sağın içinde de değil.

Klasik solun içinde de değil.

Kendi terminolojisiyle söyleyelim:

Ulusalcı, Cumhuriyetçi, milliyetçi ve Avrasyacı bir siyasi çizgi.

İstanbul’da bir sohbet

Dün Vatan Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nda idim.

Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi Reklam Genel Müdürü Süleyman Alpaydın bana eşlik etti.

Mekân mütevazı.

Ama hareketli.

Orada Doğu Perinçek’le uzun bir sohbet etme imkânımız oldu.

84 yaşında.

İlk dikkatimi çeken şey enerjisiydi.

Zihni açık.

Sorulara doğrudan cevap veriyor.

Konuşurken cümlelerini tartarak kuruyor.

Ve en önemlisi…

Hâlâ bir “öncü” gibi konuşuyor.

Dinliyor.

Soruyor.

İtiraz ediyor.

Sonra kendi tezini ortaya koyuyor.

Yaş ilerlemiş ama siyasi refleksleri aynı.

Sohbetin önemli bölümü Türkiye’nin son dönemde yaşadığı gelişmeler üzerineydi.

Mekke Anlaşması konusunda çok net

11 Ağustos’ta yine aynı il merkezinde yaptığı basın toplantısında “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na yönelik sert eleştirilerini hatırlattı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan metni hukuki açıdan tartışmalı buluyor.

TBMM onayı meselesine dikkat çekiyor.

Anayasa’nın 90. maddesine atıf yapıyor.

Ve şu noktada ısrar ediyor:

Türkiye’yi bağlayan uluslararası nitelikteki bir metnin Meclis denetiminden geçmesi gerektiğini savunuyor.

Perinçek’in itirazı yalnızca hukuki değil.

Anlaşmanın Türkiye’nin güvenliğine somut katkı sağlamadığını düşünüyor.

İran, Filistin, Yemen ve Hizbullah başlıklarının kapsam dışında bırakılmasını da eleştiriyor.

Onun açısından mesele açık:

Türkiye’nin güvenlik politikası, Atlantik sisteminin değil Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarının merkezinde şekillenmeli.

Milli Dayanışma Kanunu

Sohbette bir başka önemli başlık da Meclis’ten geçen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun oldu.

Perinçek burada da oldukça net.

Terör örgütü PKK mensuplarının topluma dönüşü konusunda “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşme” şartının açık biçimde ortaya konulması gerektiğini savunuyor.

Onun itirazı, terörün sona ermesine değil.

Tam tersine, terörün sona ermesi gerektiğini söylüyor.

Ancak bunun hangi hukuki ve siyasi çerçevede yapılacağı konusunda farklı düşünüyor.

Perinçek’in yaklaşımının özeti şu:

Silah bırakmak başka, siyasi sonuç elde etmek başka.

Devletin bütünlüğü ve milletin bütünlüğü tartışmanın merkezinde olmalı.

Şehitler konusunda da sert

Şehitler meselesinde ise tonu daha da sertleşiyor.

İYİ Parti ve Zafer Partisi’ne yönelik eleştirileri var.

“Şehitler vatan için öldü, özel çıkarlar için değil” yaklaşımını savunuyor.

Bu cümle, Perinçek’in siyaset anlayışının önemli bir özeti aslında.

Devlet…

Vatan…

Millet…

Üretim…

Bağımsızlık…

Sohbet boyunca bu kavramların etrafında dolaşıyoruz.

Tarikatlar ve cemaatler

Perinçek’in yıllardır değişmeyen bir başka başlığı da cemaat ve tarikat yapıları.

Süleymancılar başta olmak üzere dini yapılanmalara yönelik eleştirileri biliniyor.

“Bunların hepsini bitireceğiz” şeklindeki söylemini sürdürüyor.

Bu konuda da oldukça kararlı.

Devletin içerisinde paralel yapılanmalara izin verilmemesi gerektiğini düşünüyor.

Peki, oy oranı?

Burada siyasetin en ilginç çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor.

Vatan Partisi’nin seçimlerde aldığı oy sınırlı.

Perinçek’in siyasi etkisi ile sandıktaki karşılığı arasında ciddi bir fark var.

Fakat o bunu bir yenilgi olarak okumuyor.

Tam tersine…

Tarihsel gelişmelerin kendi tezlerini doğruladığını düşünüyor.

Üretim Devrimi diyor.

Atlantik sisteminden çıkış diyor.

Türkiye’nin Rusya ve Çin’le ilişkilerini güçlendirmesi gerektiğini söylüyor.

Devlette ve millette bütünleşmeden söz ediyor.

Ve yıllardır aynı noktaya dönüyor:

Türkiye kendi kararlarını kendi vermeli.

Asıl mesele belki de burada

Doğu Perinçek’i sevebilirsiniz.

Eleştirebilirsiniz.

Siyasi görüşlerine katılmayabilirsiniz.

Ama bir gerçeği teslim etmek gerekiyor:

Perinçek, Türkiye siyasetinde yarım asrı aşan bir siyasi sürekliliği temsil ediyor.

Dönemler değişti.

İktidarlar değişti.

Partiler kapandı.

Yeni partiler kuruldu.

Dünya değişti.

Sovyetler Birliği dağıldı.

Soğuk Savaş bitti.

Türkiye NATO içerisinde kaldı.

Avrasya tartışmaları güç kazandı.

Ve Perinçek bütün bu dönüşümlerin içerisinde siyasette kalmayı başardı.

İstanbul İl Başkanlığı’ndaki sohbetimizde bende kalan izlenim de buydu.

84 yaşında bir siyasetçi…

Ama hâlâ kürsüdeki genç bir siyasi lider gibi heyecanlı.

Hâlâ itiraz ediyor.

Hâlâ tez savunuyor.

Hâlâ gelecek için iddia ortaya koyuyor.

Belki sandıkta karşılığı sınırlı.

Belki siyasette çok tartışmalı.

Ama siyasi hafızada bıraktığı iz tartışılmaz.

Doğu Perinçek’in hikâyesi biraz da Türkiye’nin son altmış yılının hikâyesi.

Darbeler…

Yasaklar…

Cezaevleri…

Parti kapatmaları…

İdeolojik dönüşümler…

Ergenekon…

Avrasyacılık…

Ve bitmeyen bir siyasi mücadele.

Son sözünü bugün söylemek mümkün değil.

Çünkü Perinçek hâlâ konuşuyor.

Hâlâ siyaset yapıyor.

Ve görünen o ki…

Hâlâ söyleyecek sözü var.''

Doğu Perinçek