Prof. Dr. Emin Gürses: Parçalanan Atlantik Cephesi, Türkiye'yi Yeni NATO Karargâhı Yapmanın Peşinde

Ulusal Kanal’da Kıvanç Özdal’ın sunduğu “İşin Aslı” programında konuşan siyaset bilimci Prof. Dr. Emin Gürses, NATO'nun Avrupa'yı zayıflatarak kontrol altına aldığını, yeni hedefin ise Türkiye merkezli bir Batı Asya karargâhı kurmak olduğunu belirtti.

Yağmur Biçen Kaplan Yağmur Biçen Kaplan

Gürses'e göre Türkiye'deki faili meçhul cinayetlerden 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan kanlı tarih, sıradan terör eylemleri değil, NATO'nun yeraltı örgütlenmesi Gladyo'nun sistematik birer operasyonudur.

Dünya siyasetinin ağırlık merkezinin hızla Asya’ya kaydığı, Batı hegemonyasının ise derin bir kriz yaşadığı tarihi günlerden geçiyoruz. Önümüzdeki günlerde Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi, ittifakın geleceği ve Türkiye’nin bu uluslararası denklemdeki konumu açısından kritik bir eşik olma özelliği taşıyor. Yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin açıklamaları doğrultusunda savunma bütçeleri ve Avrupa’nın güvenliği tartışılırken, Türkiye’nin dört bir yanında bağımsızlıkçı gençlik ve kitle örgütleri tarafından yükseltilen NATO karşıtı protestolar da dikkat çekiyor. Siyaset Bilimci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Emin Gürses; NATO’nun yalnızca meşru vitrinini değil, Soğuk Savaş’tan bu yana Türkiye’yi dizayn etmek için kullandığı yasadışı aygıtı Gladyo’yu, kanlı suikastleri ve Atlantik cephesinin yeni dönem stratejilerini değerlendirdi.

YENİ NATO MİMARİSİ VE BATI ASYA KARARGÂHI

Batı ülkelerinin, özellikle Avrupa'nın, mevcut demografik ve sosyolojik yapılarıyla askeri personel temininde büyük bir çöküş yaşadığına dikkat çeken Prof. Dr. Emin Gürses; Almanya'da Alman vatandaşlarının askerlik yapmak istemediğini, bu nedenle yeni düzenlemelerle ülkedeki Türkler, Yugoslavlar veya Yunanlılar gibi yabancıları askere almanın yollarının arandığını ifade etti. ABD'nin dahi kaçak göçmenlere sınır ötesi operasyonlarda görev almaları karşılığında oturma izni vaat ettiğini hatırlatan Gürses, bu tablonun Türkiye'ye yansımalarını şu sözlerle anlattı:

"Avrupa güvenlik kurumlarının en üst düzey yetkilileri açıkça, 'Türkiye ile göç ve güvenlik konularında çok önemli işlerimiz var' diyorlar. Bu bir itiraftır. NATO, Batı Asya'ya giden enerji yollarını kontrol etmeden ayakta duramayacağını çok net gördü. Kurulduğunda merkezi Paris'te olan, daha sonra Brüksel'e taşınan NATO, artık tek bir merkezden dünyayı yönetemez. Önümüzdeki dönemde NATO'yu üç ana karargâha bölecekler: Brüksel merkezli bir Avrupa NATO'su, Çin'i çevrelemek için AUKUS üzerinden Pasifik NATO'su ve Batı Asya'yı kontrol etmek için Ankara merkezli yeni bir yapılanma. Türkiye'yi bu yeni bölgesel karargâhın merkezi yapmaya ikna etmeye çalışıyorlar."

Yeni süreçte Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore'nin açıktan hedef alınmasını da değerlendiren Gürses, bu isimlerin ve gösterilen hedeflerin doğrudan İngiliz istihbaratının tezleri olduğunu vurguladı. Gürses, "Avrupa'nın Rusya'ya saldırma ihtimali yok; saldırdığı an Avrupa diye bir kıta kalmaz. Fakat bu 'düşman' algısı, Avrupa'yı ABD'ye muhtaç bırakmak için yaratılıyor," diyerek Türkiye'nin alması gereken pozisyona ilişkin uyarılarda bulundu:

"Türkiye açısından durum çok hassas. Sayın Cumhurbaşkanı'nın etrafında İngilizci ve Amerikancı bir ekip var, NATO'yu övmekle görevliler. Ancak Türkiye, Avrasya güçlerine karşı Atlantik'in koçbaşı olamaz. Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkiye ile ilişkilerin sürdürülmesinde doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı muhatap alarak Batı'ya net bir mesaj verdi. Biz Kafkasya meselesini Batı'yla değil, Putin ile çözdük. Türkiye, bölgesel dengeleri korumak ve komşularıyla işbirliğini derinleştirmek zorundadır."


SİSTEMİN "GİZLİ YUMRUĞU" OLARAK NATO VE 12 EYLÜL

NATO'nun kamuoyuna sunulduğu gibi bir uluslararası örgüt olmadığını, Amerikan emperyalizminin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendi güvenliği ve küresel hegemonyası için kurduğu bölgesel bir askeri yapılanma olduğunu belirten Gürses, sistemin işleyişine ve 12 Eylül darbesine dair çarpıcı tespitler yaptı:

"Amerika, 'Dünyanın ağası benim, bana tabi olacaksınız' der ve bunu silah gücüyle temin eder. Askeri bir ayak olmadan, uluslararası finans kapitalin çıkarlarını koruyamazsınız. Bakın, 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren ne diyor? 'Eğer 12 Eylül olmasaydı, 24 Ocak kararlarının muvaffak olması mümkün değildi.' Bu kadar açıktır. Türkiye'yi uluslararası kapitalizme ve serbest piyasaya entegre edebilmek, devleti küçültüp yabancı sermayeye açabilmek için 12 Eylül darbesine ihtiyaçları vardı. O dönemki öğrenci hareketlerini, sokak çatışmalarını sadece izlediler. Gencecik insanların ölmesine göz yumdular ki darbe için meşru zemin oluşsun. Bu, sistemin kendi pazarını güvence altına alma operasyonuydu."


KANLI BİR TARİH: GLADYO VE FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER

NATO'nun bir ülkeye girdiği zaman o ülkenin sadece ordusunu değil; siyasetini, ekonomisini ve sosyolojisini de kontrol etmek istediğinin altını çizen Prof. Dr. Gürses, devletin güvenlik birimlerinin içine yerleştirilen Gladyo'nun kanlı tarihini örneklerle açıkladı:

"Meydana gelen halk hareketlerini, bağımsızlıkçı çıkışları meşru ordularla bastıramazsınız. İşte burada, devletin güvenlik birimlerinin içine yerleştirilmiş olan Gladyo devreye girer. Abdi İpekçi cinayeti sıradan bir terör eylemi miydi? Hayır. İpekçi, o dönem Demirel ile Ecevit'i bir araya getirerek ülkedeki kaosu bitirmeye çalışıyordu; bu nedenle Gladyo tarafından hedef seçildi. Cinayeti işleyen tetikçileri hapishanelerden kaçıranlar, onlara silah ve araç temin edenler Gladyo'nun bizzat devlet içindeki unsurlarıydı. Eşref Bitlis Paşa'nın uçağı Ankara'da 'buzlanma' bahanesiyle düşürüldü. Eksi kırk derecede uçan uçak, Ankara'da eksi bir derecede mi buzlanacak? Sabancı suikastında tetikçiler yurt dışına kaçırıldı ve korundu. İtalya'da Aldo Moro, komünistlerle işbirliği yaptığı için bizzat ABD'nin göz yummasıyla Kızıl Tugaylar'a öldürtüldü. Gladyo hiçbir eyleminde kendi elemanlarını doğrudan kullanmaz; sağcı, solcu veya dinci örgütlerin içine sızar, onlara taşeronluk yaptırır."


15 TEMMUZ: GLADYO'NUN SON OPERASYONU

Soğuk Savaş döneminde komünizmle mücadele adı altında sol örgütleri hedef alan Gladyo'nun, 1980 sonrasında dinci yapılanmalara nasıl evrildiğine de değinen Gürses, FETÖ'nün tarihsel köklerine ışık tuttu:

"1979'daki Afganistan müdahalesinin ardından ABD'nin stratejisi, Yeşil Kuşak projesi kapsamında dinci yapıları desteklemek üzerine kuruldu. CIA'in önemli isimlerinden Graham Fuller, Türkiye'deki hemen hemen tüm İslami yapılara nüfuz ettiklerini, sadece Necmettin Erbakan'ın teşkilatlarına sızamadıklarını açıkça itiraf etmiştir. FETÖ ise bu planın en özel aparatıdır. Eski Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı'nın da dile getirdiği üzere, Fethullah Gülen daha 18 yaşındayken, 1959 yılında Özel Harp Dairesi (Gladyo) içerisinde görevlendirilmiştir. Bütün faaliyetleri Komünizmle Mücadele Dernekleri çatısı altında organize edilmiştir. Zeki çocukları seçtiler, yurt dışına götürüp özel eğitimlerden geçirdiler ve devletin en kilit noktalarına yerleştirdiler. 15 Temmuz darbe girişimi, işte bu Gladyo'nun Türkiye'yi tamamen teslim alma operasyonuydu. Fakat Türk milleti ve ordunun içindeki milli unsurlar, emperyalizmin bu yeni darbe yöntemini çökerterek planlarını altüst etti."

Kaynak: Ulusal Kanal Haber Merkezi

nato abd