Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel'den stratejik uyarı: "ABD ve NATO Türkiye'yi çevreliyor!"

Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel, Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırmaları Merkezi (DÜNYAMER)’nin düzenlediği “Büyük Savaşı Önleyecek İttifak” konferansının ilk oturumunda konuştu.

Haber Merkezi Haber Merkezi

Mevcut uluslararası sistemin yıkılarak yeni bir çok kutuplu yapının inşa edildiği tarihi bir süreçten geçiyoruz. Yaşanan bu stratejik kırılma noktalarını değerlendiren Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel, bölgesel çatışmaların büyük savaşlara dönüşme riskine dikkat çekerek, Türkiye'nin Atlantik cephesiyle yaşadığı krizlerin tarihsel arka planını analiz etti.

''1919-1939 ARASINDAKİ SANCILI GEÇİŞ DÖNEMİNE BENZİYORUZ''

Bugünkü küresel güç mücadelelerini, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki döneme benzeten Prof. Dr. Gürel, eski sistemle yeni doğan sistemin unsurlarının bir arada yaşadığı tehlikeli bir geçiş sürecinde olduğumuzu ifade etti.

Emperyalizme karşı ilk başarılı Kurtuluş Savaşı mücadelesini Sovyetler Birliği ile sırt sırta vererek kazanan ve ulus devletini kuran Türk halkının, bugün bile dünyaya örnek teşkil edecek özgün bir konuma sahip olduğunun altını çizdi. Gürel, geçmişteki Cumhuriyet devriminin planlı ekonomi modeliyle kamu ve özel girişimi başarıyla yönlendiren iktisat politikalarımızın, o dönemde Çin Halk Cumhuriyeti gibi ülkelere dahi örnek teşkil ettiğini hatırlattı.

NATO'NUN TÜRKİYE'YE TEK FAYDASI: MİLLİ SAVUNMA SANAYİSİNE MECBUR BIRAKMAK

Türkiye'nin NATO ittifakına kendi bağımsız iradesiyle değil, büyük ölçüde ABD'nin küresel hegemonyasını pekiştirme ve çevreleme politikaları doğrultusunda dahil edildiğini belirten Gürel, ezber bozan tespitlerde bulundu. Türkiye'nin kendi ulusal çıkarlarını savunduğu her dönemde Atlantik cephesiyle kriz yaşadığını hatırlatan Gürel, "NATO'nun Türkiye'ye asfalt dökmek dışında hiçbir katkısı olmamıştır" ifadelerini kullandı.

NATO'nun savunma alanında Türkiye'ye en büyük ve tek somut etkisinin, Ankara'yı kendi kendine yetmeye ve savunma sanayisini kurmaya mecbur bırakmak olduğunu belirten Gürel, bu süreci şu tarihi gerçeklere dayandırdı:

1964 Johnson Mektubu: ABD'nin, NATO'nun meşhur 5. maddesini sadece kendi çıkarları doğrultusunda işleteceğini dayatması ve verdiği silahların ABD onayı olmadan kullanılmasını yasaklaması.

1975 Amerikan Ambargosu: Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulanan ambargo ile Türkiye'nin savunmada dışa bağımlılığın bedelini ödemesi ve milli savunma sanayisinin temellerinin atılması.

Gürel, "Bizden önce savunma sanayisi yoktu" şeklindeki söylemlerin, NATO'nun bu tarihi dayatmalarıyla başlayan ulusal uyanışı göz ardı ettiğini vurguladı.

YUNANİSTAN, KIBRIS VE GÜNEYDOĞU'DAN KUŞATMA HAREKATI

Türkiye'nin kayıtsız şartsız Washington'ın isteklerini yerine getirdiği 1950'li yıllar ile 12 Eylül dönemi gibi süreçler dışında ABD ile daima sorun yaşadığını belirten Prof. Dr. Gürel, günümüzdeki jeopolitik tehditlerin somutlaştığı bölgelere dikkat çekti.

ABD'nin stratejik askeri yığınaklarını işaret eden Gürel, Türkiye'ye yönelik kuşatma stratejisini şu sözlerle özetledi:

"ABD; Yunanistan'daki ve Girit'teki çok sayıdaki üssüyle, Güney Kıbrıs'a askeri açıdan fiilen yerleşme çabalarıyla ve Güneydoğumuzda Türkiye'nin bütünlüğüne karşı silahlanan birtakım gruplara verdiği destekle Türkiye'yi adeta bir çevreleme politikası içerisine almıştır."

Bu kuşatmada Kıbrıs'ın son derece hayati bir cephe olduğuna dikkat çeken Gürel, Türkiye'nin ulus devlet temelinden ve emperyalizme karşı verdiği onurlu mirasından taviz vermeden bu tehditleri bertaraf etmesi gerektiğinin mesajını verdi.

Şükrü Sina Gürel