banner1005

Türkiye, keçileri nasıl kaçırdı?

Bu rapor keçiler hakkındaki ezberleri bozacak…

Türkiye, keçileri nasıl kaçırdı?

Yusuf Yavuz
Türkiye hızla ve çarpık biçimde kentleşiyor. Kırsaldaki yaşam döngüsü son on yılda tuzla buz olmaya başladı. Anadolu’nun kadim köklerinden beslenerek son bin yılda ürettiği kültürel doku da bu hengamede eriyip gidiyor. Kırsaldaki sosyal ve kültürel dokuyu besleyen en önemli araçlardan biri sayıları milyonları bulan keçilerdi. Ancak Türkiye son on yıldır akıllara zarar bir keçi tartışmasının içine girerek adeta ‘keçileri kaçırmaya’ başladı. Sonunda kısman de olsa keçilerin iddia edildiği gibi ‘günahkâr’ olmadıkları anlaşıldı ama iş işten çoktan geçmişti. Çünkü bu süreçte devlet eliyle adeta ‘soykırımdan’ geçirilen kıl keçilerinin sayısı hızla erimiş ve keçi yetiştiriciliğiyle yaşamını sürdüren kırsaldaki nüfusun büyük kısmı kente göç etmek zorunda kalmıştı. 2011 Şubat’ında meclis'te kabul edilen Torba Yasa ile yaklaşık 40 yıldır ormanlık alanlara girişi yasaklı olan keçilere ‘denetimli serbestilik’ getirildi. Ancak bu düzenleme bakanlığın keçilere bakış açısını pek de değiştirmedi.
 
Ormanlar keçilere yasak, iş makinelerine serbest
Geçtiğimiz hafta Isparta Sütçüler’e bağlı Belence köyünde konuştuğumuz bir keçi çobanı, orman idaresinin bütün bölgeyi tel örgüyle çevirdiğini ve keçilerini bu yüzden satmak zorunda kaldığını söylüyor. Bölgedeki köylerin hemen hepsinde durum aynı. Öyle ki tel örgüler kimi köylerde evlere kadar dayanmış durumda. Bakanlığın verdiği kredileri sorduğumuzda ise, ‘kredileri yandaşlar, zenginler alıyor’ yanıtını alıyoruz. Kısacası keçi üreticileri yasal düzenlemelere rağmen hala tel örgülerin arkasına hapsedilmiş durumda. Keçi üreticisi köylülerin sokulmadığı ‘insansız’ ve ‘keçisiz’ kalan ormanlık alanlar, taş ocakları ve HES firmalarına kalmış. Kamu yararı gerekçesiyle HES şirketlerine ‘bedelsiz’ olarak tahsis edilen ormanlık alanları binlerce yıldır bekleyen köylüler çaresiz.
 
Keçi, erozyon ve turizm nasıl buluştu?
Peki ne oldu da Türkiye en önemli üretim araçlarından biri olan keçilere sırtını döndü. Önce 2005 yılında Adana’da yapılan bir sempozyuma uzanalım. Adı gibi içeriği de tuhaf olan, “Uluslararası Orman, Keçi, Erozyon ve Turizm Sempozyumu”  başlıklı etkinlikte, kıl keçisinin Anadolu coğrafyasından silinmesi için başlatılan savaşın kılıçları çekilir ve kıl keçisi adeta lanetlenerek ormanlar için ‘yangından daha zararlı’ olduğu hükmüne varılır.
 
Aytaç Durak’ın keçi düşmanlığı
Ardından da Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın keçileri düşman ilan eden açıklamaları gelir. Sosyokültürel dokusunu ve üretim ilişkilerinin ağırlıklı olarak keçiye borçlu olan Adana bölgesindeki bu ardı ardına çıkışlar dikkat çekicidir. Durak, 2008 yılında tartışmalara neden olan ‘keçi’ açıklamasında özetle şunları söyleyecektir: ''Avrupa kıl keçisini ormanlardan çıkararak yerine, verimi daha yüksek olan ormanlar için zararı da olmayan saanen keçilerini ikame etti. Türkiye'nin de bu konuda mutlak suretle ilerleme sağlaması gerek. Orman Bakanlığımız bir yandan ağaçlandırmayla meşgul, büyük emekler sarf ediyor, tel örgüyle tohum atılan yerleri, fide ekilen yerleri çeviriyor, ama kıl keçisi sürüsü bir defa ekili alana girerse tamamını yok ediyor. Kurban Bayramı bu sayıyı azaltmak için en iyi fırsat. Vatandaşlarımız kurbanlıklarını alırken öncelikli tercihlerini keçilerden yana kullansınlar. Kıl keçisi varlığının azalmasının ormanlar için faydasının yanında kırmızı et olarak da dünyanın en kaliteli, en iyi eti. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. O bakımdan kurban kesiminde halkımız keçiye öncelik verirse, iki taraf için de yararı olur.''
 
Yılmaztürk’ün ezberleri bozan ‘kıl keçisi’ raporu
Türkiye’nin keçi varlığının ‘kurban edilerek’ yok edilmesini salık veren Durak’ın çıkışları tartışma yaratsa da yeterince karşı çıkış olmadı. Ancak Türkiye’nin Durak ve onun gibi düşünen ‘ormancılara’ karşı keçilerin hakkını teslim eden uzmanları da vardı. Bu uzmanlardan biri olan Orman Mühendisi Adnan Yılmaztürk, 2008 Temmuz’unda bu yanlıştan dönülmesi için kapsamlı bir ‘Kıl Keçisi Raporu’ hazırlar.
Yılmaztürk’ün iki uzman arkadaşıyla birlikte hazırladığı rapor, Türkiye’nin aslında kıl keçisini ne kadar yanlış tanıdığını ve önyargılı baktığını ortaya koyuyordu. Başbakan Erdoğan’a da ulaştırılan rapora göre kıl keçisi bu topraklara tanrı tarafından verilmiş bir lütuftu.
 
‘Dağdaki çobana soran yok’
Adnan Yılmaztürk, raporunun girişinde keçi tartışmalarına ilişkin çarpıcı bir tespitte bulunuyor: “Bu tartışmalara katılan kişiler, yeri geldiğinde akademisyen, yeri geldiğinde politikacı olabiliyor ama ‘dağdaki çoban’ denilen kişi olamıyor. Kendisini çok yakından ilgilendiren bir konuda dağdaki çoban sessiz ve suskun. Oysa dağdaki çoban hepimizden çok şey biliyor. Siz, o zor yaşam koşulları altında hayatınızı sürdüremezsiniz.  Ama o sürdürebiliyor. Çünkü dağdaki çobanın yaşamsal deneyimi hepimizden çoktur ve yüzyıllardır yoğrulup gelen bilgi birikimi ondadır. O çobandan öğreneceğimiz çok şey vardır. Ama hangimiz onu dinliyoruz, bu yapılan tartışmalarda onun bilgisine başvuruyoruz ya da ondan bilgi alıyoruz? Hiçbirimiz. Peşin olarak kabullenmiş bir hükümle ‘keçi ormana zararlıdır’, ‘keçi ormandan çıkarılmalıdır’ ve ‘keçi yok edilmelidir’ diyoruz.”
 
Keçi, yörükler için kültürel simge
Raporunda kıl keçisinin Türkiye’de en yaygın yetiştirilen tür olduğunun altını çizen Yılmaztürk, üretimin en yaygın olarak Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapıldığını belirtiyor.  Bu yörelerde yaşayan Yörüklerin, yüz yıllardır bölgenin yukarı havzalarında geleneksel olarak kıl keçisi yetiştirdiğini vurgulayan Yılmaztürk, kıl keçisinin Yörükler için kültürel bir simge olduğunu belirttiği raporunda, “bugün ülkemizin bazı yöreleri kıl keçisi üretim sistemi ile ön plana çıkmıştır. Bu yörelerde başka bir üretimin yapılabilmesi mümkün değildir. İşte size Isparta’dan örnekler; Dağraz Dağı ve Kapıcak Dağı. İşte size Denizli’den, Kale-Tavas ve Eskere İlçelerinde bulunan makilik alanlar. İşte size İzmir’ den Çeşme-Karaburun Yarımadası. İşte size Muğla’dan; Teke Yarımadası, Marmaris-Bozburun Yarımadası. İşte size Manisa’dan Yuntdağı Bölgesi, Demirci İlçesi. Kütahya’dan Murat Dağı. Daha da çok sayılabilir. Çünkü Antalya, Mersin, Adana ve Kahramanmaraş’ı burada saymadık. Bu alanlar hep kıl yetiştiriciliğinin yapıldığı alanlardır” bilgisini veriyor.
 
Üretici örgütlü değil
Türkiye’de uygulanan ormancılık politikalarının, kıl keçisi yetiştiriciliğin ormanlara zarar verdiği düşüncesiyle azaltılmasını, hatta ortadan kaldırılmasını hedeflediğini savunan Yılmaztürk,  Türkiye’de son 30 yıl içerisinde kıl keçisi sayısının yüzde 58 oranında azaldığını belirtiyor. Kıl keçisi yetiştiriciliği önemli bir ekonomik faaliyet olduğunu ancak üretim sisteminin ilkel ve yetersiz kaldığını vurgulayan Yılmaztürk’e göre birçok yörede örgütlü üretimin yapılamaması et ve süt verimini düşürüyor. Yılmaztürk’e göre, üreticilerin yüzde yetmişinin örgütlü olamamalarına bir neden de birliğe üye olmanın ön koşullarından birisinin de sahip olunan kıl keçisi miktarının bildirilmesi. Çünkü üreticiler kıl keçisi sayılarının resmi kurum ve kuruluşlar tarafından bilinmesi halinde kendilerine zarar verileceğine ilişkin endişeler taşıyorlar.
 
Ağaçlandırmaya elverişli olmayan alanlar üreticiye açılsın
Raporunda, Orman Genel Müdürlüğü’nün, Kermes ve Boz Pırnal Meşesi ile ağaçlandırmaya elverişli olamayan orman alanlarını, kıl keçisi yetiştiren köylülerin kullanmasına izin vermesi gerektiğinin altını çizen Yılmaztürk, keçi yetiştiricilerine, kendilerine zarar verilmeyeceği yönünde güvence verilmesi gerektiğini belirtiyor: “Kıl keçisi yetiştiricilerinin diğer meslek örgütlerinde olduğu gibi  ‘Koyun ve Keçi Yetiştiriciliği Birliği’ üye olması sağlanmalıdır.  Böylece, orman idaresinin muhatabı tek tek keçi yetiştiren kişiler değil, keçi yetiştiricileri birliğinin kurumsal temsilcisi olacaktır.”
 
Isparta’nın kıl keçisi yüzde 70 azaltılacak
Bakanlığın eylem planına göre bu çalışmanın yapıldığı il olan Isparta’daki mevcut kıl keçisi sayısının 161 bin olduğunu belirten Yılmaztürk, beş yıllık uygulama sonucunda bu sayının yüzde 70 oranında azaltılarak 49 bin’e düşürüleceğini vurguladığı raporunda, bu planın kıl keçisi yetiştiren kişilerin görüşleri alınmadan hazırlandığını öne sürüyor: “Orman kaynakları ile kıl keçi yetiştiriciliği arasındaki ilişkilerin çözülmesinde insan unsuru dışlanmıştır. Oysa kıl keçisinin ormanda otlatılmasına karşı alınacak önlemler teknik olduğu kadar, sosyoekonomik içeriklidir.
 
Devletin parası gereksiz yere harcandı
Hayvancılık en az ormancılık sektörü kadar önemli ülkemiz için vazgeçilmez bir sektördür. Makilik alanlar ve Kermes meşesinin bulunduğu alanlar keçi otlatması açısından önemli alanlardır. Bu alanların Türk ekonomisine katkısı endüstriyel orman alanlarından daha fazladır. Bu alanların makine ile sökerek normal bir alana oranla 2-3 kat daha fazla para harcayarak çam-sedir dikilmesi isabetli bir çalışma değildir. Yapılan arazi incelemelerinde maki ve kermes meşesinin sökülerek yapılan ağaçlandırma çalışmalarında ileriki yıllarda, (20-30 yıl sonra) maki ve kermes meşesinin büyüme enerjisinin güçlü olması ve kök mücadelesi sonucu sahaya tekrar hâkim olduğu gözlenmiştir. Buralara dikilen çam ve sedir ağaçları sağlıklı bir orman ve kapalılık oluşturamamıştır. Bu yanlışla devletin parası gereksiz yere harcanmış ve yöre hayvancılığı bu sahaların otlatmaya kapatılması sonucu yok edilmiştir.”
 
Türkiye’deki kermes meşesinin genel yayılışı alanları da tarım ve ormancılığın endüstriyel ağaç türlerinin yetişmekte zorluk çektiği alanlarda kaldığını anımsatan Yılmaztürk, raporunda,  özellikle tarım arazisiyle çevrili aynı zamanda yangına dayanıklı olan kermes meşesi sahalarının sökülerek yangına çok hassas türler olan çam ve sedirle yapılan ağaçlandırmaların ileriki yaşlarda özellikle sıklık çağında ekin anızından kaçan orman yangınları sonucu yanarak büyük hasar gördüğünün altını çiziyor.
 
İşte kıl keçisi raporundan önemli satır başları
-Özellikle saf çam ormanları biyolojik çeşitlilik açısından fakir ormanlardır. Orman varlığında önemli yer tutan yaban hayatının varlığını sürdürmek için maki ve kermes meşesi sahaları çok önemli alanlardır. Bu türler otlatmaya dayanıklı türler olup otlatma taşıma kapasitesi de çok yüksektir. Bu alanlar yaban hayvanların yem deposudur. Özellikle kermes meşesi sahaları toprak koruma açısından kuvvetli kök yapısı nedeniyle çok önemlidir.
 
Keçiler orman yangınlarını önlüyor!
-Orman yangınlarının önlenmesinde kıl keçilerinin önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Orman yangınlarını küçük alanlar içinde tutmak ve yayılmasını önlemek amacıyla her yıl, binlerce kilometre yangın emniyet şeridi ve yolu tesis edilmektedir. Keçilerin açtıkları patikalar, doğal yangın emniyet yolu ve patikası görevi yapar. İnsanoğlu, için bu patikaları açmak ve tesis etmek pahalı ve zordur. Keçiler bunu yaparak, çıkan yangınların önlenmesine katkıda bulunur.
 
ABD yangınla mücadelede keçileri kullanıyor
-Keçiler yetişkin ağaçların bulunduğu bir alanda otlatılırlarsa, ormana zarar değil yarar getirir. Çünkü yetişkin ağaçların çevresindeki bütün bitki örtüsünü temizlerler. Böylece yangının yayılma riskini artıran unsurlar ortadan kaldırılır. Bir yangın çıktığında alevler, zemindeki arazide bitki kalıntısı kalmadığı için yayılamaz. Böylece, yetişkin ağaçların bulunduğu sahadaki yangın yayılma olanağı bulamaz. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri, orman yangınlarıyla mücadelede keçileri etkin bir şekilde kullanmaktadır. ABD 'de keçiler yetişkin ağaçların bulunduğu ormanlık alanlara bilinçli olarak otlatılmaktadır.
 
Keçi giderse kene gelir
-Ülkemizde kene tarafından ısırılan insanların ölümüne şahit olunmaktadır. Kenenin, bu kadar yaygın olmasının nedenleri arasında kırsal yöredeki hayvan sayısının az olması ya da azaltılmaya çalışılmasıdır. Kenenin en büyük düşmanı kuşlar ve açık alanda gezinerek beslenen kümes hayvanlarıdır. Normal olarak kene insanlara saldırmaz ve ısırmaz. Ama konukçu olarak beslenemeyeceği hayvan bulamadığı zaman insana saldırmaktadır.
 
Anne sütüne en yakın süt, keçi sütü
-Keçinin hiçbir evcil hayvanın ulaşamayacağı ve otlayamayacağı bitki türlerini yiyerek ana sütüne en yakın kalitede süt ve et üretebilen tek evcil hayvandır. Keçi, otlama yoluyla bileşeni olduğu ekosistemler üzerinde etkili olmakta ve tür zenginliğini olumlu yönde etkileyerek biyolojik çeşitliliğe katkı yapmaktadır.
 
Türkiye’de azaltılıyor, dünyada yüzde 60 artıyor!
-Son yirmi yılda, Türkiye keçi sayısında önemli düzeylerde azalma gözlemlenmektedir. Hayvan sayısında azalma, birim verimlilik artışı konusundaki etkinliklerinin de başarılı olmaması nedeniyle toplam et, süt ve deri üretimimizde önemli gerilemeler yaratmıştır. Dünyada ise Türkiye’nin tam aksine bir süreç işlemekte olup, dünyadaki keçi sayısı yüzde 60 artmıştır. Günümüzde Amerika ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde et ve inek sütü üretimi oldukça fazla olmasına rağmen keçi yetiştirmek için özel çiftlikler kurulmaktadır. Bu çiftliklerden elde edilen sütler oldukça yüksek fiyatlarla satılmaktadır.
 
Keçi, 3 milyon kişiye iş sağlıyor
-Keçi yetiştiriciliği ağırlıklı olarak ormanlık ve dağlık alanlardaki işletmelerde yapılmaktadır. Çünkü doğal koşullar nedeniyle bu alanlarda diğer hayvancılık faaliyetleri yapılamamakta veya çok düşük düzeylerde yapılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 500 bin adet işletmede keçi yetiştiriciliği yapılmakta ve bu üretim kolu yaklaşık 3 milyon kişinin gelirine katkıda bulunmaktadır.
 
Adaptasyon ve direnç sembolü
-Keçiler kötü çevre şartlarında kolaylıkla yetiştirilebilmektedirler. Diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen dağlık bölge meralarını değerlendirebilirler. Diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen kaba yemleri değerlendirebilirler. Et, süt, kıl, tiftik, deri, post, barsak, gübre gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilen çok sayıda ürüne sahiptirler. Bitkisel üretim yapılacak arazisi bulunmayan orman içi ve kenarı yerleşim birimlerinin en önemli ve tek geçim kaynağıdır. Büyükşehir kenarı ve yakınında yaşayan düşük gelirli yetiştiricilerin süt ve et gereksinmesinin karşılanmasını sağlar. Yetiştiricinin her an kolaylıkla paraya dönüştürebileceği hayvanlardır. Basit ve ucuz maliyetli barınaklarda yetiştirilebilirler. Adaptasyon ve hastalıklara direnç yetenekleri yüksektir.
 
Küresel ısınmaya karşı kıl keçisi
-Önümüzdeki yıllarda küresel ısınma ve kuraklık, insanoğluna birçok olumsuzluklar getirecektir. Konya Ovasına bakınız, çöl görünümüne almaya başladı. Küresel ısınma ve kuraklık bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına neden olacaktır. Kuraklığa dayanaklı türler ise ayakta kalabilecektir. Kıl keçisi, kuraklığa ve susuzluğa dayanaklı bir hayvan olup, yine kuraklığa ve susuzluğa dayanaklı odunsu bitki türleriyle beslenmektedir.
 
Ormancılığın keçi politikası ‘ortadan kaldırma’ üzerine
-Ormanlardan faydalanmak sadece endüstriyel odun elde etmek değildir. Ormanlık alanlardan ülke ekonomisine ekolojik dengeler içinde fayda sağlayan her türlü faydalanma şeklini planlı ve sürdürülebilir bir şekilde yapılması sağlanmalıdır. Ormancılık keçi hayvancılığını hiçbir araştırma yapmadan ortadan kaldırmak bir politika haline getirmiştir.
 
Çobanın hakkı madencilere
-Hayvancılık sektörü en az ormancılık sektörü kadar bu ülke için gereklidir. Ülkemizdeki insanlar temel besin değeri olan eti yeterli alamamakta ve sağlıklı nesiller yetişememektedir. Keçi hayvancılığı ülkemizin en fakir kesimi olan orman köylüleri tarafından yapıldığı için bu kesim bu yanlış politikaya seslerini çıkaramamaktadır. Takdir edilir ki maden ve taş ocaklarının, ormanlara ve doğal ekosisteme daha fazla zarar verdiği aşikârdır. Fakat madenciler nüfuzlu oldukları için maden kanunu ile hakları korunmaktadır.
 
Türkiye, keçilerini yok etmekle meşgul
-Keçi bir orman ürünüdür nasıl yaylaların yüzde 64’ünün erozyona açık ve yüzde 70-80’ninin bozuk ve verimsiz olmasının sebebi kontrolsüz koyun otlatmasıdır. Yaylaları iyileştirmek için koyunları ortadan kaldırmak ne kadar mantıkla bağdaşmaz ise ormancılık içinde keçiyi ortadan kaldırmak o kadar isabetsiz bir anlayıştır. Bugün dünyada en çok tüketilen et keçi eti ve hatırlanması gereken bir diğer önemli nokta, keçinin koyun ve inek gibi hayvanlara oranla çok daha zor şartlarda ve susuz alanlarda yaşabiliyor olmasıdır. Küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri olan Türkiye ise keçilerini yok etmekle meşgul.
 
Ülke için zorunluluk
-Ormanlarımız yenilebilen bir doğal kaynağımız olarak sürdürülebilir kullanım mantığı ile çok yönlü faydalanma esas alınarak planlanmalıdır ve işletilmelidir. Ülke ekonomisi, nüfus artışı sağlıklı beslenme göz önüne alınarak otlatma fonksiyonu da göz önünde tutularak planlı otlatmaya açılmalıdır. Ülkemizde yapılan başıboş ve plansız keçi hayvancılığını zaman- mekân ve taşıma kapasitesi düzenlemesi yaparak sürdürülebilir hale getirmek ülke ekonomisi ve yöre insanı için bir zorunluluktur.
 
Orman Genel Müğdürlüğü’nün kıl keçisine bakış açısı değişmeli
-Orman Genel Müdürlüğü, kıl keçisi ve yetiştiricilerine yönelik bakış açılarını değiştirmelidir. Çünkü. keçi eylem planında önerilen hiçbir hayvan türü, kıl keçisinin alternatifi değildir ve kıl keçisinin yaşadığı ekosisteme uyum sağlayamaz.

ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.