Hangi seçim sistemi?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

13 Kasım 2017, 09:03

Devlet Bahçeli seçim sistemi tartışmasını Türkiye’nin gündemine taşıdı.  Elbette demokrasi aşkından değil. Yüzde 10 Barajı artık MHP açısından aşılması mümkün olmayan bir engeldir.

Fakat işin bu cephesi o kadar da önemli değil. Önemli olan seçim barajı tartışmasının ciddi bir şekilde gündeme getirilmesidir ve iyi olmuştur.

CHP de görüşünü açıkladı. Barajın kaldırılmasını ya da yüzde üç gibi bir seviyeye çekilmesini istiyor.

15 Nisan’da kabul edilen Anayasa değişikliğinden sonra yüzde 10 barajının aslında çok fazla bir önemi kalmadı. Önümüzdeki seçimin ardından Cumhurbaşkanı’nın kuracağı hükümetin TBMM’den güvenoyu alması söz konusu değil.

Aynı şekilde yeni Anayasa’yla Meclis denetimi de fiilen ortadan kaldırılmış vaziyette. Onun için partilerin Meclis’teki milletvekili sayısı bir anlamda önemini kaybetti.

Önemli olan Cumhurbaşkanlığı seçimidir. AKP’nin, Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için MHP ile anlaşmaya çalıştığı sır değil.

Dolaysıyla yüzde 10 barajının düşürülmesine AKP de olumlu bakabilir.
 
Tarihimizdeki uygulamalar

Doğru olan nedir? Hangi seçim sistemi halkın iradesinin temsili açısından uygundur. Konuya bu açıdan bakmak gerekiyor.

1961 ve 1965 seçimlerinde Türkiye Milli Bakiye Sistemi’ni uyguladı. Kullanılan tek bir oyun bile boşa gitmediği, her partinin aldığı oy oranında Meclis’te temsil edildiği sistem.

Türkiye 1969 seçimlerinde, “istikrarı engelliyor” gerekçesiyle Milli Bakiye Sistemi’ni terk etti ve Nispi Temsil Sistemine geçti. Baraj gene yoktu ama Milli Bakiye Sistemi’nin bütün Partilere temsil olanağı tanımasına son verilmişti.

Çarpıcıdır; “İstikrarı engeller” gerekçesiyle Milli Bakiye Sistemi kaldırıldı ama Türkiye, asıl istikrarsızlığı ondan sonra yaşamaya başladı. 12 Mart darbesi, 1 Mayıs katliamına giden süreç, sağ sol çatışmaları ve 12 Eylül’e giden yolun taşlarının döşenmesi vd…

12 Eylül generalleri de kendilerine yakışanı yaptılar. Dünyada ikinci bir örneği olmayan yüzde 10 barajını getirdiler. Yüzde 10 barajı sayesinde Meclis’te olan partilerin hiçbirisi, bu anti demokratik sistemin değiştirilmesi konusunda bugüne kadar kılını kıpırdatmadı.

Hepsinin gerekçesi “İstikrar!” Ama yüzde 10 barajı istikrarın daha da kaybolmasından başka bir sonuç vermedi.

Bir Partinin yalnız başına çoğunluk olmasını engellediği için barajsız sistem, istikrarın sağlanmasının önünde engeldir yollu itirazların ise hiçbir geçerliliği yoktur.

Milli Bakiye Sistemi 1965 seçimlerinde Adalet Partisi’nin çoğunlukla Meclise girmesini engellemedi. 1961 seçim sonuçları ise ancak koalisyon hükümetlerine elveriyordu ve Türkiye 1961 – 65 döneminde koalisyonlarla yönetildi.

Ama 1961 – 1969 dönemi Türkiye’nin son derece istikrarlı olduğu ve ekonomik büyüme açısından ise 1930’lu yıllar hariç en yüksek büyümeyi gerçekleştirdiği bir dönem oldu.

Şimdi ise Sistem tartışılıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, neden çok da önemli değildir. Önemli olan temsilde adaleti önleyen ve yeni Partilerin ortaya çıkmasının önündeki en büyük engel olan baraj sisteminin tartışılmasıdır.
 
 
Demokrasi nedir, ne değildir?

Kaldı ki gerçek demokrasi, bir uzlaşma kültürünün toplumun bütün sınıflarına ve bütün siyasi eğilimlerine hakim olması ile sağlanır.

Toplumun farklı kesimlerini temsil eden Partiler uzlaşarak ülkeyi yöneteceklerdir. Demokrasi bir Parti’nin seçim hileleri ve antidemokratik tedbirlerle çoğunluğu sağlayıp, ondan sonra ülkeyi istediği gibi yönetmesi değildir.

Bu bakımdan Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Meclisimiz, aslında gerçek bir demokrasinin nasıl olacağının güzel bir örneğidir.

Birinci Meclis’te toplumumuzdaki bütün eğilimler temsil edilmiştir.  Hükümette yer alan Bakanlar, Meclis tarafından tek tek seçilmiştir. Savaş yıllarının Türkiye’sinde uygulanan sistem Meclis İdaresi Sistemi’dir.

Ve bu sistemle Türkiye, en zorlu dönemini başarıyla geride bırakabilmiştir.
 
Çifte adaletsizlik: Baraj ve devlet yardımı

Türkiye bugün de zorlu bir dönemden geçmektedir. ABD ile cephe cepheye gelmiş durumdayız.

Bölgemizde sular daha da ısınmaktadır. Suudi Arabistan ve Lübnan’da son olarak yaşanan gelişmeler Türkiye’mizi de yakından ilgilendirmektedir.

Öte yandan, ABD’nin ağır silahlarla donattığı bölücü terör örgütü ile mücadele, yakıcı bir sorun olarak önümüzde duruyor.

İşte bu koşullarda ihtiyacımız olan politika, milletin bütün kesimlerini ve eğilimlerini temsil eden güçlü bir Meclis’i gerçekleştirmektir.

Bunun için de Barajın tamamen kaldırılması ve verilen tek bir oyun bile boşa gitmediği adil bir sistemi uygulamak Türkiye’nin ihtiyacıdır.

Aynı şekilde sadece Meclis’te olan Partilerin yararlandığı devlet yardımı da adaletsizliği daha da derinleştirdiği için kaldırılmalıdır.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.