banner999

II. Dünya Savaşından önce de milliyetçi akımlar vardı


Bülent Esinoğlu

Bülent Esinoğlu

12 Kasım 2018, 16:08

Sanayi devrimlerinin ürettiği ürünlerin pazarlanması, yani yeni sömürge arayışları Birinci Dünya Savaşının ana nedeniydi.

Bir başka ifadeyle kapitalist emperyalizm yapısal bir krizin içindeydi. Genişleyerek sorununu çözeceğini düşünüyordu.

Bu yapısal krizini aşmak için ucuz ham madde ve enerjiye ulaşması gerekiyordu. Savaş kapitalist ülkeler arasında ki anlaşmazlık bölgelerinin bölüşümünü de çözecekti.

Türkiye’den Birinci Dünya savaşına bakarsak, Birinci Dünya Savaşı Osmanlıyı paylaşma savaşıydı.

II. Dünya Savaşının nedenleri arasında sayabileceğimiz birinci neden; Birinci Dünya Savaşı kapitalist emperyalizmin sorunlarını çözememiş olmasıydı. Kapitalist emperyalizmin yeniden Pazar bölüşümüne ihtiyacı vardı.

Amerika’nın 2008 ekonomik krizi göstermiştir ki, kapitalist emperyalizm kendi yapısal krizini çözebilmesi için yeni bir paylaşım savaşı  yapması gerekmektedir.

Kur savaşları, arkasından ticaret savaşları ve hızlanan silahlanma üçüncü dünya savaşının yolunda olduğumuzu göstermektedir.

Dünya savaşlarını yürütecek liderlerin tam yetkili ve böyle bir savaşı yönetecek karaktere ve ruh haline sahip olması gerekir. Otoriter liderlerin birer ikişer ortaya çıkması tesadüfi değildir.

Oluşan yeni dengeler ve rekabetler (aslında rekabetten ötede, örtülü savaşlar) yeni bir hesaplaşmanın mecburi olduğunu ortaya koymaktadır.

Emperyalist kapitalizm, sömürü sebebiyle hem kendi halkları hem de dünya halkları ile çelişki halindedir. Kapitalist emperyalizmin hâkim olduğu tüm ülkelerde, yönetenlerle yönetilenler arasında temsil krizi vardır.

Milliyetçi akımların hızla yükselmesinin asıl nedeni temsil krizinden kaynaklanmaktadır. Avrupa’daki milliyetçi akımların “yabancı düşmanlığına” bağlanması egemen sermayenin, milliyetçi akımları kendi çıkarları etrafında kotarmaya çalışmasındandır.

Gelişen milliyetçi akımlar özünde emperyalizme karşı oluştan kaynaklanır.

Yerli büyük sermaye ve egemen işbirlikçi elitler, yapısal krizden çıkmanın yolu olarak otoriter yönetimler isterler.  Halkın talebi ise yaşam sınırında olmaktan kurtulmaktır.

Baskı ve otoriter düzen marifetiyle yapısal krizlerden çıkılsaydı yeni yapısal krizlerin içine yeniden dalınmazdı.

Emperyalist mücadele vatan mücadelesi ile içe olduğundan, yani çalışanların sorunları ortada bir vatan varsa mümkün olacağından, üreten işletmelerin ayakta kalması hem işverenlerin hem de çalışan işçinin sorunudur.

 İşveren kendi krizinden çıkması için sadece işçiden fedakârlık beklerse ne vatan bütünlüğü ne de emek sorunu çözülebilecektir.

İkinci Dünya Savaşından önceki yıllarda, Avrupa’da, milliyetçi ve sol akımların yükseldiğini biliyoruz.

Milliyetçi örgütlenmelerin, egemen sermaye çevrelerince ele geçirilmesi ve sadece kendi yapısal sorunlarının, çalışanlar üzerinde ki baskılarla aşılmasından yana olması riski her zaman vardır.

Üçüncü dünya savaşına doğru yaklaştıkça iç ve dış sorunlarımızın artacağını göreceğiz. Neoliberal piyasa radikalizmi ile bu sorunları çözemeyiz.

Savaş hem ekonomik hem toplumsal topyekûn planlamayı gerektirir.

Bülent Esinoğlu
ulusal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adil Aydın - 1 ay önce
kapitalizm Dünya varlıklarına saldırdı. Sıra can almaya geldi. Planlı Ekonomi içinde üreterek, kendimizi savunabiliriz.