Son dakika magazin haberleri! Ünlü şair ve yazar hayatını kaybetti! Nedret Gürcan kimdir

Başta Aşık Veysel olmak üzere çok sayıda efsane isimle röportajlar yapan ve 1950’li yıllarda şehirlerarası edebiyat trafiğini sağlayan, edebiyat ve kültür dünyasının önemli isimlerinden 88 yaşındaki efsane şair Nedret Gürcan hayatını kaybetti

Son dakika magazin haberleri! Ünlü şair ve yazar hayatını kaybetti! Nedret Gürcan kimdir

Ses sanatçısı Onur Akay, şöyle yazdı:

"Başta Aşık Veysel olmak üzere çok sayıda efsane isimle röportajlar yapan ve 1950’li yıllarda şehirlerarası edebiyat trafiğini sağlayan, edebiyat ve kültür dünyasının önemli isimlerinden 88 yaşındaki efsane şair Nedret Gürcan’ı, sağlık sorunları nedeniyle 2 Eylül 2019 Pazartesi günü Ankara’da kaybettik.

Gürcan’ın cenazesi ise, 3 Eylül Salı günü Ankara Kocatepe Camii’nde ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazı sonrası, son yolculuğuna uğurlandı ve Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

26 Haziran 1931 yılında Dinar’da dünyaya gelen şair ve roman yazarı Nedret Gürcan, şiir yazmaya 1948'de başladı. Şiirleri çok sayıda dergide yayınlandı. Çok sayıda kitabı olan Gürcan’ın siyaset, ekonomi ve Dinar depremine ilişkin dizi yazılarıysa Milliyet Gazetesi ve Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı ve Nedret Gürcan’ın adı Dinar’da bir caddeye verildi.

1950’li yıllarda 5000 nüfuslu bir kasaba olan Dinar’da, Türkiye’de bir ilk olarak ‘Şairler Yaprağı’ isimli dergi çıkartan Nedret Gürcan, Attila İlhan’dan Reşat Nuri Güntekin’e, Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Cahit Sıtkı Tarancı’ya, Can Yücel’den Orhan Kemal’e, Ümit Yaşar Oğuzcan’a ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya kadar efsane olmuş isimleri sayfalarında konuk etmişti. Onlarla şehirlerarası edebiyat trafiğini sağlayan Gürcan, bu taşra kentini kültürel bir odak haline getirmiş ve Dinar’da çıkan bu edebiyat dergisine şiir yollayan her şaire telif ücreti bile ödemişti.

Nedret Gürcan, Türk sanat müziğinin önemli isimlerinden Mualla Mukadder'le... (Dinar - 1954)

1950-1960 yılları arasında ‘Şairler Yaprağı’ dergisinin posta kutusuna, bakın kimlerden mektuplar geliyordu:

Aşık Veysel, Ahmed Arif, Cemal Süreya, Fakir Baykurt, Cengiz Tuncer, Tarık Dursun K., Metin Erksan, Özdemir İnce, İlhan Berk, Adalet Cimcoz, Nihat Ziyalan, Türkân İldeniz, Ülkü Tamer, A. Kadir, Ergin Günçe…

‘Uzun İnce Bir Yoldayım’, ‘Dostlar Beni Hatırlasın’, ‘Benim Sadık Yarim Kara Topraktır’, ‘Güzelliğin On Para Etmez’ gibi eserleri yazan ünlü ozan Aşık Veysel´in, 63 sene önce Nedret Gürcan’la yaptığı röportajı sizlerle paylaşacağım. Veysel, röportajda ilk şiirini Mustafa Kemal Atatürk´e yazdığını anlatıyor. Çok istemesine rağmen Atatürk ile tanışma fırsatı bulamayan Veysel´in bu röportajı, aynı zamanda o döneme ışık tutacak önemli bir belge niteliği de taşıyor.

Aşık Veysel ve Nedret Gürcan - Dinar (1956)

(Röportaj: Nedret Gürcan / Şairler Yaprağı Dergisi / 1956)

Aşık Veysel: "İlk şiirimi Atatürk için yazdım”

Ses kaydını yazıya geçiren muhabirin notu: Âşık Veysel’in 1956 yılında Dinar’a yaptığı gezi sırasında alınan yeni bir ses kaydı ortaya çıktı. Saz çalıp para kazanmak için gittiği Dinar’da 4 günde 4 konser veriyor, bu konserlerden birinde yaptığı sohbet zamanın ses kayıt cihazı telli diktafona aktarılıyor. Konuşmanın önemli bir kısmı gayet net anlaşılır durumda. Bir kısmı şair Nedret Gürcan tarafından Şairler Yaprağı dergisinde de kaleme alınan o sohbette Âşık Veysel ilk şiirini Atatürk için yazdığını söylüyor. Konuşmayı hiç müdahale etmeden, mümkün mertebe Aşık Veysel’in kendi telaffuzuyla aktarmaya çalıştık. Türkçenin bu büyük üstadını redakte edecek yeteneği kendimde göremedim.

Kayıt, Âşık Veysel’in saz çalışıyla başlıyor. Müzik bitince bir erkek sesi: “Çok çok teşekkür ederiz üstad. Eksik olmayın. Gerek ben Nedret Gürcan, gerek ortaokul müdür muavini Reşat Ünsal size çok çok teşekkür ediyoruz ziyaretiniz için. Şimdi Dinar Belediye Reisi’nin yanına kadar gidelim. Kendisi bekliyor.”

– Sağolun. (Aşık Veysel’in sesi)

Memleketimizin yegane halk saz şairi, kıymetli üstad Âşık Veysel Şatıroğlu gözlerini kaybettikten sonra saz çalmaya başlamış fakat şairliğini ancak Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde göstermiştir. Bize söylediğine göre ilk şiirini Cumhuriyetin onuncu yıldönümü üzerine Atatürk’e yazdığı bir destanla yazmıştır. Kendisinden Atatürk’e ait bir hatırası olup olmadığını sorduğumuz kıymetli aşık bize çok güzel bir hikayesini anlattı. Ne yazık ki büyük Atatürk’ü bu büyük sanatkar hiç görememiş fakat hemen hemen gördü gibi bir şey olmuş. Şimdi bu hikayeyi kendi ağzından dinliyoruz. Buyrun üstad…

(Sözü Âşık Veysel alıyor)

BİZ DAHİ GEÇELİM ÖZ CANIMIZDAN

– Onuncu yıldönümünde bizim nahiyede Ali Rıza isminde bir müdür varıdı. “Onuncu yıldönümüne bir şiir veya destan hazırla” diye bana beş-on gün evvel haber vermişti. İşte biz de o zamanlar bir destan hazırladık, nahiyeye gittik. İlk defa da orada okudum. Destan da şu idi. Baştan bir kıtasını okuyayım: Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası/Kurtardı vetanı düşmanımızdan/Canını bu yolda eyledi feda/Biz dahi geçelim öz canımızdan.

İşte bu destanı orada okudum. Nahiye müdürü yazdı, aldı Ankara’ya gönderirim diye. Bekledik. Geldi, gelecek, Atatürk duyar, bizi ister falan bir ümitle hayli bir zaman bekledik. Nihayet, kara kışın içinde, evvelki arkadaşım İbrahim vardı, Angara’ya kadar gidelim dedik. Yaya olarak düştük yollara. Akdağ madeninden, Yozgat köylerinden, Alacanın köylerinden, Sungurlu ve köylerinden, efendim, Çangırı’nın bazı köylerinden, Çıbık’tan hasılı üç ayda Angara’ya gelebildik. Çünkü kış, yaya…

BİZE YEDİRMEDİKÇE KENDİSİ DE YEMEZ

Angara’ya geldik. Misafir olacah bir yerimiz yoh. Cebimizde para yoh. Kendimize güvenemiyoruk otelde şurda burda yatmak için… Biz ne yaparız filan… Orda burda dert yanar iken, dediler Erzurumlu Paşo dayı var. O adam müsafiperverdir, sizleri misafir eder dediler. Sora sora o adamı bulduh. Hakigaten adam da misasirperver bir adamıdı. Allah rahmet eylesin. Bizi seve seve misafir etti. Birkaç gün orda kaldıktan sonra, orda kahveler vardı. Kahvelerde çalıp söylüyoruz… Orda Alaca’nın (burası anlaşılmıyor) Köyü’nden bir Hasan Efendi isminde, Allah rahmet eylesin, orda vaktiyle gelmiş ev yapmış. İki tane arabası var. Arabalar çalışıyor. Ordan bizi gordü, misafir etti. Neyse orda kendi evinden bize bir oda ayırdı. Yatah verdi. Gece geliriz, gundüz geliriz yatahlarımız hazırlanmış bayaa evimiz gibi. Yemeklerimiz hazırlanmış. Bize yemea yedirmeyince yamaz.

HALK ŞAİRİYİZ ATATÜRK’Ü GÖRMEK İSTİYORUZ

Dedim Hasan Efendi biz buraya yeyip içmek için gelmedik. Bizim maksedimiz var. “Neymiş” diye sordu adamcaağaz. Dedim böyle bir destanım var, bunu Atatürk’e duyurmak maksediyle geldim. Tanıdığımız yok, yolunu bulamıyoruz. Dedi, “vallahi ben işçi bir adamım böyle şeylerle alakamız yok. Ama burda bir milletvekili var, gidelim ona danışalım da o ne türlü yol gösterirse gidelim oğa gore iş tutalım” dedi. Gittik adama. “Ne istiyorsunuz” dedi. Valla halk şaeriyiz, Atatürk’ü görmek istiyoruz dedik. “Bırak canım” dedi, “siz kıyıda köşede çalın çağırın, geçin gidin beş-on para kazanabiliyorsanız” dedi. “Halk şaerine, şuna buna ehemmiyet veren yok” dedi. “Hayır öyle değil, bizim şöyle bir destanımız var, bunu okuyalım da onun için onu duyuracağız” dedik. “Söyle bakalım” dedi. Aynen destanı baştan ayağe kadar okudum. “Güzel” dedi. “Çok iyi yazmışsın ve iyi düşünmüşsün” dedi. “Bunu” dedi, “Hakimiyeti Milli Metbaası’na abimiz (anlaşılmıyor) Bey’i goriyim de” dedi. “Yarın saat sekizde bir cevap veririm”. Gittik.

TEL ALACAKSAN BUNU BİR YERE OTURT

Sabahsı saat sekizde geldik. Adam gine “yok” dedi, “ben böyle şeye karışmam” dedi. “Gedin ne yaparsanız yapın. Ben öyle şeyleri bilmem” dedi. Eeeee ümidimiz kesildi. İbraem’e dedim, “haydi gidek yahu, madem metbaa bunu basarmış, kendimiz gidek bir görünek bakalım nasıl olur”. Ordan indik Bent Deresi’nden Karaoğlan Çarşısı’na gireceğimiz zaman polisler bizi yakaladı. Ayağımızda çarıh, bacağımız şalvar, üstümüzde şal ceket, belimizde guşak, perişan bir vaziyette. “Girmen çarşıya” dedi. “Yahu biz dilenecek değiliz, bizim başka işimiz var!”. “Hayır” dedi, olmaz giremezsiniz” dedi. E başka türlü bir şey diyemedik, “girmeyek” dedik. Birez geri döner gibi ettik, polisi sapıtmış gibi olduk goya. Polis bizi takip edermiş. Gine ileriye devam ettik, polis geriden geldi, İbraam’ın yakasından tuttu, “beynini patladırım girme diyorum” dedi. “Beyefendi tel alacağız” filan… “Tel alacaksan bunu bi yere oturt” dedi, “git telini al gel!” dedi.

ATATÜRK’ÜN BAŞI KALABALIKTI PEHLEVİ GELİYORDU

İbraam beni bi kahveye oturttu. Gitti teli aldı geldi. Gittik sazı telledik düzenledik. Bu dış kapı tarafından dolandık, çarşıdan gidemiyoruz. Gittik metbaayi bulduk. Vardık. “Ne istiyorsunuz” dediler. “Ağa Gunduz Bey’i goreceğiz” dedik. Neyse haber verdiler, geldi. “Ne istiyorsunuz” dedi. “Valla böyle böyle bir destan hazırladık, bunu metbaaya vereceğiz” dedik. “Okun bakiyim” dedi. Okudum. “Güzel” dedi!

Hemen fotoğraflarımız aldılar. Destanı yazdılar. Orda telif hakkı 8 lira bir para verdiler bize. O zaman için gıymetli. Sabahleyin gelin gazetenizden gazete alın dediler. Sabahlayın vardık beş-altı tane gazete verdiler. Aldık, çarşıya çıktık. Polisler “Ooo Veysel Efendi, siz misiniz Âşık Veysel? Efendim kahvelere girin oturun istirahat edin, ayak üzeri dolaşman filan filan iltifat başladı.” Onun üzerine bir müddet gezdik. Gece gezdik, gundüz gezdik. Bazı tanıyanlar oldu. Evlerine gotürdüler. Saet bire gader, ikiye gader geliriz gideriz ne polis ne de şey hiç kimse müdahale etmedi. Hatta ellerinden gelen yardımı esirgemediler. Eeee, dinledik hiçbir ses-sade yok. Atatürk okuyacak da, bizi çağıracak… O zaman da başının kalabalık zamanıydı. Şu Rıza Pehlevi (İran şahı) geliyordu, o esnada.

BELEDİYENİN PARASI TÜKENMİŞ SİZİN İÇİN YOK

Neyse koye gitmek istedik. Bi avukatın birisi dedi ki “yahu ben bir istida yazayım belediyeye gotürün meccanen gidin” dedi. “Niye para veresiniz” dedi. Yazdı. Belediyeye çıktık. Belediye istidaye baktı. “Siz nasıl gelebildinizse öyle gidersiniz, siz sanatker adamsınız” dedi. Geri geldik. Avukat sordu “ne yaptınız” dedi. “Mesele böyle” dedik. “Dur bir de valiye yazalım” dedi. Valiye yazdı. Götürdük vali imza etti. Gine belediyeye gotüreceğiz. Belediyeye gotürdük. Belediye gine reddetti. Ama giderken vali yardımcısı “gabul etmezse bana getirin” dedi. Muavine getirdik tekrar. Adamcağız içerledi. “Bırakın baba” dedi. “Herhalda Angara Belediyesi’nin parası tukenmiş, sizin için parası yok” dedi. Çıktık. Orda donelim monelim derken adam “bir de şeye uğriyah” dedi, halkevine. Belki ordan bir yardım olur felan. Halkevine gittik, halkevinde içeri girecaz kapıcılar bırakmıyor. Ordan bir adam çıktı. “Ne dolanıyorsunuz burda” dedi. “Halkevine gireceğiz kapıcılar koymuyor” dedik. “Yahu bunları

bırakın bunlar tanınmış adam. Aşık Veysel’dir” dedi. Geçsin edebiyat şube reisi elakeder olsun. Gotürün gosterin” dedi.

50 LİRA VERDİLER DÖNDÜK KÖYEE

Adamlar bizi gotürdüler. Gaziantepli İshak (anlaşılmıyor) Bey vardı. Edebiyat şube reisi oymuş. Bizi gorünce “Ooo buyrun buyrun buyrun”, bir iltifat hürmet. Sordu, sual etti, yazdı hangi şairlerden birisin… Duyduğu şiirleri yazdı gaydetti. Dairalar dağılıyor, saat 6 oldu. Orda İzzet Ünlü Bey vardı, Afyonkarahisar milletvekili. Sonra Necip Ali Bey vardı. Bir Denizlili. Umum halkevlerinin reisiydi o zamanlar. Onlar giderken, “buyrun beyler halk şaerleri gelmiş, biraz dinleyelim” dedi. Başımızı sardılar, toplandılar. Çaldık söyledik. Necip Ali Bey dedi ki “yahu bunlar perişan adamlar, bunlara bakmalı, birer kat elbise yaptırın” dedi. Kereme yaptırın (anlaşılmıyor) gozden çıkarman dedi. Yani ikimize yaptırın. Neyse, “pazar gunu de” dedi, “halke bir konser tertib edin bir konser versinler” dedi. Pazar gunüne elbiseleri hazırmışlar. Gittik giyindik. Orda bir konser verdik. 50 lira verdiler ordan döndük köyee.

ATATÜRK RADYODA DUYUP TELEFON ETMİŞ

Sonra dolandık İstanbul’a vardık. İstanbul’da, daha Angara’da radyo açılmamıştı, radyo evinde söylerken, Atatürk rahmetlik, Dolmabahçe Sarayı’nda içermiş. Duymuş. Biz çıktık (kesintiler) telefon etmiş radyo evine. Bizi de bir Arapkirli bir Mehmet Efendi isimli birisi, Kuledibi’nde kapıcıymış, bizi aldı oraya gotürdü. Orda çalıp eğleniyoruz. Radyo evinden cevap vermişler ki, “Çıktılar edreslerini bilmiyoruz”. Emniyet müdürlüğüne telefon etmişler. Polisler 12’ye kadar İstanbul’u alt üst etmiş, aramış daramış bulamamışlar. Sabahleyin geldik. Cemil Bey “yahu akşam nerdeydiniz bir fırsat kaçırdık ki”… “Hayrola neymiş” dedik. “Böyle böyle oldu, nerdeydeniz” dedi. Eee tabii müteessir olduk ama “iş elde çıktı, ne yapalım ya” dedik. “Valla ben bir mektup yazayım Yaver Şükrü Bey’e” dedi. “Gidin doğrulun doğru Dolmabahçe sarayına kadar” dedi. Yazdı, mektubu aldık, sazı aldık, haydi bakalım Dolmabahçe Sarayı’na. Vardık gapıya dayandık. Polisler “ne o” dediler, “böyle böyle olmuş” dedik. Komiser dedi ki “evet evet bırakın geçsinler akşam (anlaşılmıyor) Atatürk” dedi. Geçtik içeriye. Vardık, Yaver Şükrü Bey’e haber verdiler, geldi. Mektübü verdik. Açtı okudu. “Ne yapayım şansınız tutmadı” dedi. “Akşem o gadar arattım saat 12’ye kadar” dedi. “Fakat bulduramadım” dedi. “Malum bu bir keyf zamanıdır” dedi. “O zaman çok iyi, hakkınızda hayırlıydı” dedi. “Fakat şimdi söylenmez ve ben söyleyemem” dedi.

(kesintiler)

Not: Kayıt burada bitmektedir.

İŞTE, AŞIK VEYSEL’İN YAZDIĞI O ‘CUMHURİYET DESTANI’…

Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası

Kurtardı vatanı düşmanımızdan

Canını bu yolda eyledi feda

Biz dahi geçelim öz canımızdan

Sinesini hedef etti düşmana

Ölmüşken vatanı getirdi cana

Çekti kılıcını çıktı meydana

Gören ibret aldı meydanımızdan

Çekildi sancaklar dayanmaz canlar

Şarktan garba gitti Türk’teki şanlar

O kadar paşalar o zabitanlar

Ayrılmadı asla sağ yanımızdan

Dumlupınar Sandıklı’nın cephesi

Dağları yıkıyor topların sesi

Kahraman askerin hücum etmesi

Cihan sele gitti al kanımızdan

Kaçırdık düşmanı bulunmaz izi

Bir hücumda geçti öte denizi

Siyanet ettiler askerimizi

Vatan memnun kaldı zabitanımızdan

Şeyh Sait de yüzün tuttu isyana

Milletini hor baktırdı vatana

Fakir fukarayı boyadı kana

Öyle şeyhler çoktur külhanımızdan

Çağırdım Şeyh Said sağır mı diye

Başında sarığı değir mi diye

Tarttılar şeyhleri ağır mı diye

Haberin doğrulttun urganımızdan

Şeriatı düşündüler şerciler

Birtakım millete fesat verdiler

Her biri bir yerde hep geberdiler

Onlar kurtulmadı toplarımızdan

Aklı başınd’olan düşünür bunu

Şeriatçı oldu tüketen onu

Dağda belde fukaraya soygunu

Veren onlar idi vatanımızdan

Menemen mes(e)lesi geldi meydana

Orda birkaçları uydu şeytana

Mehdi diye kendi kendin urgana

Taktı kurtulmadı darlarımızdan

Gazi Paşa Haziretli bir kişi

Ne kadar cesaret tuttu bu işi

Sarmıştı vatanı düşman ateşi

Esirgedi bizi ziyanımızdan

İddiacı Türkiye’nin insanı

Çalışmakla kazandık biz vatanı

Aç kurt gibi parçaladık düşmanı

Şecaat görünce aslanımızdan

Kurtardık vatanı bu belalardan

Tiren hattı küşat ettik her yerden

Terrakk’etti mektebimiz hep birden

Teşekkür kazandık müşranımızdan

Hükümet de milletini kayırdı

Bir af etti hapisleri koyverdi

Adaletle tebligatlar duyurdu

Çok şeref kazandık bayramımızdan

Türkiye’yi adalette yaşattı

Dağları deldirdi demir döşetti

Millete bir altın kemer kuşattı

Haşa nankör olman devranımızdan

Aşık Veysel bunu böyle söyledim

Benden de yadigar bu kalsın dedim

Sözlerim yalan mı dinle efendim

Kürrei arz doldu hep şanımızdan"

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.