Ordu kiminse vatan onundur


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

03 Mayıs 2018, 02:50

Bir süredir e-posta adreslerime gelen çeşitli iletiler var. Bedelli askerliğin ne kadar gerekli olduğunu, bunu bekleyen çok sayıda insan olduğunu, hem ekonomiye de katkı sağlayacağını falan filan anlatıyorlar. “Sayın yazar mağduruz, sesimizi duyurun” yakarmalarıyla bitiyor yazılar. Organize bir hareket olduğu belli, e-posta adresleri tuhaf, cevap yazdığınızda ulaşmıyor, engellediğinizde başka bir tuhaf isimle tekrar geliyor. Nihayet Başbakan Binali Bey de mevzuya giriyor: “Bedelli askerliğe olumlu bakıyoruz.” Bana gelen e-postalar ona da geliyor besbelli. Savunma Bakanı (Milli demiyorum özellikle) hazır zaten: “Başbakanımız söylüyorsa gereği yapılır.” Ama halkın tepkisi sert olunca, hemen Cumhurbaşkanı ve AKP sözcüsü devreye giriyor: “Şimdi gündemde yok, seçimden sonra değerlendiririz...” Bedelli askerlik bekleyen zengin bebelerine “seçim kampanyam için bağış yapın, sizin işi seçimden sonra halledelim” der gibi bir açıklama...

İKTİDAR PKK İLE MÜCADELEDEN VAZGEÇİYOR
Peki, durup dururken mi çıktı bu? Elbette hayır, iktidar PKK ile mücadele etmekten vazgeçtiği için Mehmetçikten vazgeçiyor. İktidar vatan savunmasından vazgeçtiği için Mehmetçikten vazgeçiyor. İktidar ne vakit: “Suriye’de ABD ile birlikte çalışacağız, anlaştık” açıklaması yapıyor, o vakit bedelli giriyor işin içine. Çünkü ABD ile anlaşmak demek, PKK ile anlaşmak demek. Oysa Mehmetçik PKK ile anlaşmaz. O halde, Mehmetçiği ortadan kaldırmak gerek. Zaten ne diyor Başbakan: “Profesyonel orduya geçtik ya, ondan dolayı bedelliye olumlu bakıyoruz...”
Bundan bir adım sonrası ise millet olmaktan vazgeçmek. Çünkü zorunlu askerlik uygulaması millet olmanın gereği. Padişahın topraklarında yaşayan tebaa, onun savaşlarında savaşan kullar olsa idik, profesyonel askerler olur, onun savaşlarına katıldığımız için ulufe alırdık. Yeniçeriler böyle idi... Fakat bu toprakların sahibi olduğumuzu, kimsenin malı ya da kulu olmadığımızı göstermek için meşrutiyet yapıp, vekil gönderdik sultanın karşısına. Memleketin nöbetini kendimiz tutarız sırayla dedik.
Mehmetçik kitabımız, bütün bir Türk askeriliğini bu zemin üzerinde ele almaktadır.
Başlayabiliriz...

ORDU VE SİLAHLI KUVVETLER KAVRAMLARI
Mehmetçik kitabımızda (1), “Ordu millet, silaha sarılmış halk, halkın ordusu” gibi kavramları incelemeye çalıştık. Bakınız, Türk Ordusu ve TSK farklı iki kavramdır. Türk Ordusu kendi vatanını savunabilme potansiyeline sahip bütün bir Türk milletidir. TSK ise milletin o anda silahaltında, nöbet başında olan kısmıdır. Ayrıca okuludur. Bu okulda hem savaşmasını ve hayatta ihtiyacı olan pek çok şeyi öğrenir hem de millet olmanın gerekliliklerini... Şu anda mevcut 5 komando tugayı TSK’nin hafif teçhizatlı, hızlı hareket edebilen, her türlü hava ve arazi koşulunda, gereğinde düşman hatlarının gerisinde tek başına görev yapabilen emsalsiz vurucu gücüdür. Bir savaş durumunda ise daha önce bu birliklerde askerlik yapan, paraşüt, dağcılık, komando harekâtı konularında eğitim alan ve bunları fiilen uygulayanlar toplandığında onlarca komando tugayı oluşacaktır. Bu bütün birlikler için geçerlidir. Bu potansiyel uzun süreli bir savaşta asker ve yedek ihtiyacının karşılanması bakımından hayati önemdedir. Düşman için de büyük bir tehdittir. Silahlı kuvvetler ile ordu kavramlarının farklılığı ve önemi, TSK’nin gerektiğinde halka dayalı orduyu oluşturacak olan teknik birikimi muhafaza ve ikmal eden nöbetçi kurum vasfı taşımasındadır. Bir ateşi tutuşturacak çakmak taşı gibi...
Türkiye’nin bugün kolay işgal edilebilir bir ülke olmayışının en temel nedeni budur.
Milli mücadele bu potansiyel üzerine inşa edildi. Albay Lawrence 3 Kasım 1919 tarihli özel raporunda, Türkiye’nin nüfusu 7 milyonu bulan ahalisinin yorgun olduğunu belirtir ama kendileri açısından bir tehdidin de altını çizer ve nedenini tespit eder: “Bunlardan 350 bini asker sayılabilir. Bu da onların 7 yıl gibi bir süre askere alma yöntemlerinden kaynaklanmaktadır.” (2)
Aynı konuda aksi örnek ise Azerbaycan’dır. Çarlık Rusya’sında Azeriler askere alınmadığı için ne bir askeri niteliğe ne de bunu örgütleyecek bir komutan kadrosuna sahiptiler. Tam anlamıyla sivil bir halktı ve Ekim Devrimi’nden sonra bağımsızlığını ilan ettiğinde, yerel Ermeni birlikleriyle savaşlarda ağır kayıplar verdi, yenildi, katledildi. Çünkü bir silahlı kuvvetler geleneğine sahip değillerdi, Türk milleti ise neredeyse işgal başlar başlamaz ilk başlarda düzensiz de olsa içinden bir ordu çıkardı. Çünkü Ordu, milletin ta kendisiydi. Bugünkü askeri yapılanmamız bu derslerle oluşturulmuştur.
Bize dayatılan profesyonel ordu ise, halkın vatan savunması sorumluluğunu bütünüyle teslim ettiği kurumdur ve bu kurum yenildiğinde geride vatanı savunacak bir birikim ve inanç kalmaz. Bedelli askerlik ise vatan savunma bilincini zehirlemekten başka bir işe yaramaz...
Ordumuz, devlet vazgeçse bile vatan toprağından vazgeçmeyen bir bilincin toplumsal ortak ideolojiye dönüşmesi ile kurulmuştur. Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’de anlattığı yeni insan tipi böyledir. (3)
Bu bilincin olmayışı, bırakın kendiliğinden bir direniş hareketini sürdürecek halkın ordusunu, silahlı kuvvetlerin asker teminine bile engeldir. Namık Kemal’in Ordu-Millet ve Vatan kavramlarını tarifinden birkaç yıl önce Osmanlı’da askere alınacak adam bile bulunamıyor, vatan kavramı ise ancak kendi köyünün meydanını çağrıştırıyordu. Cevdet Paşa, Tanzimat Meclisi’nde konuşurken vatan uğrunda askerlik yapmak için çağrı yapmanın bu nedenle halk nazarında bir tesiri olmayacağını söylüyordu. (4)
Geçmiş on yılların acı tecrübelerine dayanan bu saptama, yaşanan yoğun firarlar ve aynı toprağın insanı olan gayrimüslimlerin, zengin Müslümanların ya da Dersaadet(İstanbul) ahalisinin, bedelli askerlik yapmak için her yolu denemeleriyle kanıtlanıyordu. Tanzimat Meclisi de kanunları bu zorunlu duruma uydurmaya çalışıyordu.

ORDU OLAN BİR HALK HİÇBİR GÜCÜN KÖLESİ OLAMAZ
Askerlik yapmak zorunda kalan halk da vatanın değil Sultan’ın fedaisi olduğuna inanıyor ve fırsatını bulduğunda da bu angaryayı, firar ederek terk ediyordu. Vatanın sahibinin kendisi olmadığına inandığı için uğrunda savaşmak da istemiyordu. 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşı(1877-78), bu konuda en acı örneklere sahne olmuştur. Şimdilerde ise Sultan yerine, bireyci kapitalist bir benlik oluşturulmaya, halk da o bencilliğin kulu yapılmaya çalışılmaktadır, yurttaş Sultan yerine paranın ve menfaatin tebaası olmaya sürüklenmektedir. Bu da insan hayatını bir piyasa malına dönüştürmektedir.
Halkın, vatanı uğrunda ölümü göze alan bir ordunun daimi parçası olarak vatanın sahibi ve savunmasına ortak olması, bu gerici dönüşüme engeldir. Aynı zamanda ordu olan bir halk hiçbir gücün kölesi yapılamaz, sırayla nöbet tuttuğu Silahlı Kuvvetleri’ni de kimsenin güdümüne sokmaz. Oysa halk ile bu ortaklık ilişkisini kesmiş bir silahlı kuvvetler, aynı zamanda halka karşı bir silahlı tehdittir. Yani ordu kiminse vatan onundur: Halkınsa halkın, paranınsa paranın!
Dipnotlar: 1- Oktay Yıldırım, Mehmetçik/Tarihsel ve İdeolojik Kökeni, Kaynak Yayınları, 1. baskı, Mayıs 2011, İstanbul1. 2- Bkz Oktay Yıldırım, Mehmetçik-Tarihsel ve İdeolojik Kökeni, Kaynak Yayınları, s. 222. 3- A. Şengül, “Yeni Kavramlar Etrafında Yeni Bir İnsan Tipi ve Namık Kemal, Afyon Kocatepe Ü. Sos. Bil. Dergisi, c1, sayı 2, Mayıs 1999. Ayrıca bu konuda ayrıntılı bir analiz için bkz. Oktay Yıldırım, Mehmetçik, s. 145 vd. 4- Cevdet Paşa, Maruzat, s.114’ten akt:Ufuk Gülsoy, Osmanlı Gayrimüslimlerinin Askerlik Serüveni, Simurg-İst-2000, s:101.


Oktay Yıldırım
ulusal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.