banner1199

banner1197

banner1203

31.12.2016, 15:13

Suriye’de yeni dönem başlarken, Ortadoğu’yu bekleyenler?

Giriş
 
Suriye’de Halep’in Esat güçlerinin kontrolüne geçmesinden sonra ülkenin geleceği ile ilgili yeni bir döneme giriyoruz. Halep’in alınması Esat için henüz büyük ve nihai zafer değil çünkü Suriye’nn halen sadece %25-28’ini kontrol ediyor. Ülkenin her yeri dış işgale ve muhalif güçlere verilecek dış desteğe hala açık konumda. Önümüzde önemli dönemeçler ve bilinmeyenler var, örneğin;
 
- Rusya ve Türkiye tarafından üzerinde anlaşma sağlanan ateşkes uygulanabilecek mi?
 
 - Esat ile ülkenin Batısında mücadele eden muhalif güçler arasında nasıl bir entegrasyon sağlanacak?
 
 -  Türkiye’nin daha batıdaki ara bölgede yürttüğü Fırat Kalkanı harekâtı nasıl bir netice verecek?
 
- Türkiye-Rusya-İran ittifakı nereye kadar devam edecek? ABD’nin konumu ne olacak?
 
- Terör örgütleri IŞİD, YPG/PKK ve Fetih El Şam (önceki El Nusra) nasıl yok edilecek?
 
- Suriye’nin toprak bütünlüğü nasıl sağlanacak? Esat güçleri tüm ülkeye nasıl hâkim olacak?
 
- Bölge içi ve dışı güçlerin de katılacağı bir barış planı nasıl şekillenecek?

 
Bütün bunlar olurken Irak’ta ise Musul’un IŞİD’tan kurtarılması, Irak’ın kuzeyinde Kürt Yönetim Bölgesi’nin bağımsız devlet kurma hayalinin frenlenmesi, PKK’nın yok edilmesi, Irak’ın toprak bütünlüğünün nasıl sağlanacağı, Sünni ve Şii, Arap ve Kürt savaşlarının nasıl önleneceği önümüzdeki yılların hassas konuları olacak. Bir iç savaş normal olarak 10-15 yıl sürer. Suriye’deki iç savaş henüz 6’ıncı yılını doldurdu ve Irak’ı da düşünürsek önümüzde hala en az 10 yıllık bir kaos dönemi var. Bütün bunlar aslında Ortadoğu’nun geleceğinin bir parçası ve bir süredir Sykes-Picot’un yeni versiyonu tartışılıyor. Bu makalede, tüm bu soruların cevapları ile ilgili ipuçları bulmaya çalışacağız.


Suriye’de neler oluyor?

 
Son beş yıldır Esat rejimi, ülkenin kalbi olan Halep’i isyancılardan kurtarmak için elinden gelen her şeyi yaptı ve bu temizlik ancak Rusların desteği ile mümkün oldu. Bununla beraber, Halep’in düşmesi çok ani gerçekleşti ve burada bazı sırlar var. Spekülasyonlara göre bazı muhalif gruplar ile gizli pazarlıklar yapıldı, bazıları ihanet etti veya güçlü kuvvetler karşısında kaçtı. Bazı muhalif gruplar Erdoğan’ı ihanetle suçluyor. Türkiye’nin Fırat Kalkanı karşılığı Halep’i Ruslara verdiğini düşünüyorlar. Rusya’nın Suriye ile ilgili askeri planı Esat’ın öncelikle Dara-Şam-Humus-Hama eksenini kontrol etmesi ve buradan Halep ve Akdeniz sahiline ulaşması idi. Halep’in alınması ile birlikte Esat pek çok şehri kontrol etmeye başladı. Güneydeki muhalif çatışmalar ise ABD ve müttefiklerinin (Suud Arabistan, Katar, Ürdün) oluşturduğu İslam Ordusu’nun Güney Cephesi tarafından yürütülüyor ve Ürdün’deki harekât merkezinden destekleniyor. Ancak, bu cephede de durum iyi değil ve Esat rejimi muhalif cepleri temizliyor. Ana direnç noktaları Şam’ın doğusundaki Gouta bölgesi ama burası da bölünmüş durumdadır. Burada bazı ateşkes görüşmeleri var ama muhaliflerin durumu tersine çevirmeleri beklenmiyor. Özetle ya Esat rejiminin Halep doğusu ve Doğu Gouta’da yapacağı görüşmeler ile bir ateşkese varılacak ve ya da çatışmalar yeni bölgelerde devam edecek. Suriye’nin batısındaki muhalif güçler artık Esat’a ciddi bir askeri tehdit oluşturmuyor ve Humus, Hama, Şam yakınındaki Gouta ve Dara’da kuşatılmış durumdalar.

 
Batıdaki en tehlikeli sektör, Fetih El Şam ve Ahrar El Şam başta olmak üzere pek çok radikal İslamcı grubun bir araya geldiği İdlib bölgesindedir. Bu gruplar rejimin düşmanı ve oldukça zehirli bir karışım ve bunlara Ankara’nın güçlü desteği devam ediyor. Ne Esat ile barışmaları ne de dış destek ile rejimi değiştirmeleri mümkün olmadığından İdlib, yeni çatışmaların habercisi olabilir. ÖSO, Türk ordusu ile birlikte Fırat batısında bir alanı kontrol eder hale geldi. Ocak ayı, Esat’ın Halep’in doğusunda tam kontrolü pekiştirmesi ile geçecek. Bu durum, Suriye Muhalefeti’nin tam bir yenilgisi olacak çünkü muhalefetin elindeki en önemli koz Halep idi. Muhalif güçlerin elinde kalan bölgeler bundan sonraki gidişatı değiştirecek özellikte değil. Bunun tek istisnası, Türkiye’nin girdiği tampon bölge ve sadece Erdoğan’ın değil, muhalif grupların da masadaki gücü olacak. Ancak, bundan umutlu olmamak için üç neden var (1);

 
- Öncelikle Türkiye’nin müdahalesinin amacı IŞİD’i temizlemek ve bu bölgenin YPG/PKK’nın eline geçmesini önlemek yönelikti. Türkiye bunu yaparken Halep’ten ve etrafındaki muhalif gruplardan vazgeçti ve elindeki ÖSO’yu ara bölgede kullandı.

 
- İkinci olarak, Türkiye’nin müdahalesi Esat’ı korumak isteyen Rusya’nın harekât planlarına göre yapıldı. Moskova ve Ankara’nın bölgenin sınırlarını nasıl belirlediği belli değil ya da bu daha sonra görüşülmeye bırakıldı.

 
- Erdoğan’ın artık Halep’in geri alınmasını ve Esat’ın muhaliflerin elindeki son bölgeleri de ele geçirmesini önlemesi mümkün değil.

 
Halep’te Esat’ın tam kontrolü sağlaması hem ABD’nin yeni yönetiminin hem de AB’nin Suriye politikasını yeniden organize etme sürecini başlattı. Bundan sonrası için Ruslar, ABD ve muhalif gruplar ile temasa geçti. Esat güçleri şimdi ateşkes ile birlikte ülkenin batısını konsolide etmeye çalışırken, doğusuna yönelik stratejisi merak ediliyor. Suriye’nin doğusunun batısından demografik farkı Deyri Zor, Rakka ve Hasake gibi şehirlerde kabile bağlarının öne çıkmasıdır. Yani kabilelerin çıkarları muhalefet ya da rejim taraftarlığında belirleyicidir. Bununla beraber, komşuluk, köy, kasaba ilişkileri aynı kabile içinde bile farklı tercihlere yol açtı.

 
Esat’ın Suriye’nin doğusu yani IŞİD ve YPG/PKK bölümü için kabiliyetleri yeterli değildir. Ekonomik olarak Suriye rejimi tükenmiş durumdadır. Esat’ın askeri başarıları şimdilik masada avantaj sağlamaktan öteye gitmiyor. Öte yandan Esat’ın tüm Suriye’yi kontrol edecek insan kaynağı yok ve gittikçe daha çok yabancı işgaline ihtiyacı var. Bu da yeni çatışmaların habercisi olacak. Suriye rejim güçleri için savaşanlar; Lübnan’daki Hizbullah, Irak’ın El Nujaba Hizbullah Hareketi, Ebu Fadal Abbas Tugayı, Asab Al el-Hak militanları, Afgan Hazaras Liwa Fatmiyum, İranlı subaylar ve Rus hava kuvvetleri. Önümüzdeki dönemde çatışmalar yeni bir güç dengesi içinde devam edecek ama bitmeyecek. Çatışmalar yavaş yavaş düşük yoğunluklu olmaktan çıkacak, daha yoğun ve şiddetli çatışmalara dönüşecek. Türk ordusunun harekâtının nerede duracağı ve IŞİD’tan alınacak Rakka’nın kimin elinde kalacağı yakın dönemin belirleyici parametreleri olacaktır. ÖSO ise artık sadece Kürtlere ve IŞİD’e karşı savaşabilir. Rejim muhalifi güçler arasında IŞİD, Fetih El Şam (önceki El Nusra), Suriyeli Kürtler ve Arap isyancılar bulunmakta; ABD, Arap ülkeleri ve Türkiye tarafından desteklenmektedirler. ABD’nin Suriye’nin güneyindeki harekâtı CIA, Suriye’nin kuzeyindeki YPG/PKK’ya desteği ise Penagon tarafından kotrol edilmektedir. Resmi rakamlara göre ABD’nin Suriye’de 300 özel kuvvetler elemanı bulunmaktadır. Anti-IŞİD koalisyonu Mayıs 2016’ya kadar 1.900 hava saldırısı düzenledi. Rusya’nın Suriye’de 4 bin personeli olduğu tahmin edilmektedir. Esat’ın ordusu 300 bin, İran’ın ise 115 bin (Hizbullah, Suriyeli, Iraklı, Afgan ve Pakistanlılar dahil) savaşçısının olduğu öngörülmektedir. ABD ve koalisyon ortaklarının desteklediği muhalif gruplar ise 40-50 bin civarındadır. IŞİD savaşçı sayısının 17 bin, El Nusra’nın ise 7 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

 
Türkiye-Rusya-İran ittifakı nereye kadar?

 
Türkiye ve Rusya, Suriye’deki savaşın başından beri karşı tarafta idiler ve bu bir Rus uçağının düşürülmesine yol açacak kadar tehlikeli bir boyuta varmıştı. İki ülke arasında özellikle 15 Temmuz sonrası ilişkilerin hızla gelişmesi gidilen yön konusunda yeni bir analiz gerektiriyor. Türkiye ve Rusya, Doğu Halep’in tahliyesi konusunda anlaştılar ve ayrıca İran ile birlikte Suriye’nin geleceği konusunda ortak bir çözüm peşindeler. Ruslar, Halep’ten 80 bin kişinin daha Türkiye’ye gelmesini koordine ettiler (2). İşin aslı Türk tarafının masada yer alması önceki argumanlarından tamamen bir vazgeçiş ve Rusya’nın dümen suyuna tam bir katılım ile yürüyor. Öyle ki önce Halep etrafındaki İslamcı savaşçılar çekildi, Mavi Akım anlaşması okunmadan imzalandı, ara bölgeye girilerek IŞİD temizliği ile Esat’ın Suriyesine önemli bir katkı sağlandı. Türkiye, Rusya ve İran tarafından 20 Aralık’ta imzalanan 8 maddelik Moskova Deklarasyonu’nu Türkiye’nin Suriye politikasında "büyük dönüş" anlamına geliyor. İşin aslı Moskova Anlaşması, Rus Dış Politikasının 93. Maddesinin altına Türkiye ve İran tarafından imza konulması idi. Kastettiğimiz “Birleşmiş Milletler’in, BMGK’nın 2254 No’lu kararı ile uyumlu bir şekilde krizin çözümüne yönelik temel rolünü kabul ederler” ifadesidir. Böylece 2254 sayılı BM kararında yer almadığı için terör örgütleri sayılırken, PYD, YPG ve PKK’ya yer verilmedi. Ateşkes anlaşmasında da YPG/PKK yer almadı. BM tarafından terör örgütü olarak kabul edilen gruplar ateşkes anlaşmasının dışında tutuldu. Anlaşmaya katılan muhalif gruplar; Feyleke'ş Şam, Ahraru'ş Şam, Ceyşü'l İslam, Sukuru'ş Şam, Ceyşü'l Mücahidin, Ceyş İdlib, Şam Cephesi şeklinde sıralandı (3). Şam rejimi ve muhalifler arasında üç ayrı belge imzalandı (4); ilk iki belge ateşkes rejimi ile ilgili, üçüncü belge ise Suriye'de çözüm için barış görüşmelerinin başlatılması hakkında. Anlaşma öncesi Türkiye’nin arabuluculuğunda muhalif gruplar Rusya ile çeşitli görüşmeler yaptılar. Rusya, ateşkesi, Astana’da, rejim hükümeti, Suriyeli muhalifler ve Suriyeli tarafların katılımıyla yapılacak barış görüşmelerinin izleyeceğini belirtti.

 
Dikkat etmemiz gereken şey, Rusya ile koordine edilerek Suriye’de yapılan işler ateşkes hariç herhangi bir yazılı anlaşmaya dayanmıyor yani her an taraflardan biri yolunu değiştirebilir. Rusya ile ilişkilerimiz çok iyi gidiyor gibi bir algı yönetimi yapılmasına rağmen henüz bize hiç bir şey vermedi. Ne turizm, ne ticaret, ne vize, ne doğal gaz indiriminde bir kolaylık sağladı. Rusya, kendi planını bize dayatıyor; Türk akımında bile her an Bulgaristan’a kayacak bir arayış içindedir. ABD’nin Cenevre görüşmelerinin yerine kendi inisiyatifinde olacak Astana sürecini başlatıyor. Rejim ve muhaliflerin imzaladığı anlaşmanın garantörleri Türkiye ve Suriye oldu. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasının arkasında artık sessiz sedasız Esatlı bir Suriye’ye razı olmaktan öte YPG/PKK’nın bir devlet kurmasının önlenmesi var. Bununla beraber, YPG/PKK ve PYD’nin Moskova’da şube açmasına izin veren Ruslar, savaş alanında Kürtlerle koordinasyona devam ediyorlar. Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasının sınırları var. İlişkiler bugün Ortadoğu ve Ukrayna’da yaklaşmışken uzun vadede Kafkasya ve Orta Asya sahnesi söz konusu olduğunda karşılıklı güven yürümeyecektir. Öte yandan, Türkiye’nin gittikçe İslamcılığa kayması da Rusya için NATO’dan daha büyük bir tehdittir (5). Türkiye’nin NATO’dan ayrılması bile Rusya için taktik bir zafer olur ve Batı buna Karadeniz’in etrafındaki diğer üyeler ile cevap verdiğinde stratejik kayba uğrar. Öte yandan Ortadoğu’da dengeler değişiyor. ABD ile Türkiye’nin yollarının ayrılması, Suudi Arabistan ve Katar’ı da daha fazla Ruslara yaklaştırabilir. Suudiler Suriye’deki muhalifleri Ürdün üzerinden destekliyordu ama bu kapı kapandı ve Suudilerin etkisi oldukça azaldı.

 
Din, 1979 yılından beri İran dış politikasının ayrılmaz bir parçasıdır. Devrimden sonra gelen İran liderleri İslam’ın birliğine referans yaparken Şii merkezli değil pan-İslamcı görüşleri dile getirdiler. Ancak, 2003 yılından sonra İran, Ortadoğu’da Şii silahlı grupları desteklemeye odaklandı ve bölgesel etkisini artırmak için özellikle Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’e ağırlık verdi. Dini kimlik ve inançlar önemli olsa da İran’ın için devletler arası ilişkilerde önemi oldukça azdır (6). Saddam sonrası Ortadoğu’da mezhepçi politikaların ortaya çıkması İran’ı da bu yöne itti. Rusya ve İran farklı nedenler için Suriye’deler ve bugün olduğu gibi uzun vadede hem iki ülke arasında hem Türkiye ile önemli sorunları olacak. Öncelikle İran, Ruslar gelmeden çok önce yani Suriye iç savaşının başından beri Esat yönetiminin gerçek destekçisi idiler. Eylül 2015’de Esat’ın yardım istemesinden sonra Ruslar daha çok hava gücü ile sahneye çıktılar ve birkaç uçak uçurup, İran’ın rolünü çaldılar. Yapılan görüşmelerde Ruslar, İran’ın Lübnan, Suriye ve Irak’tan beklentilerini ne kadar dikkate alacak belli değildir. İran, Esat ile ya da onsuz yeni Suriye yönetiminde Ruslar kadar kendi adamlarını görmek isteyeceklerdir. İran, Rusya’ya güvenebilir mi? Birkaç örnek verelim (7);
 
- Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin tüm karar tasarılarında İran’ın aleyhine oy verdi. Hâlbuki ABD’nin İsrail’e desteği bile her zaman cömert olmadı bazen vetodan kaçındı.
 
- İki ülkenin anlaşmasına göre 2000 yılında ilk nükleer reaktör tamamlanacaktı ama 2011’e kadar gecikti. Sebebi ise Rusya’nın ABD ve İsrail’e verdiği söz idi.
 
- Rusya, söz verdiği pek çok silahı da göndermedi. Son olarak 2009 yılında Rusya S-300 göndermek için 800 milyon dolarlık anlaşma imzalanmasına rağmen bu savunma silahlarını göndermedi ve 2015’de tamamen reddetti.
 
- İran, Suriye’de Rusya’nın önceki ateşkeslerine uymadı, Rusya ise kendi çıkarlarının peşinde oldu.
 
 - Rusya’nın her zaman Suudi Arabistan ve İsrail ile iyi ilişkiler içine olması İran’ı rahatsız etmeye devam etmektedir.
 

Vermek istediğimiz mesaj Rusya gibi küresel güçler, planlarını önce kendi seviyesinde küresel aktörlerle koordine ederler, bunu yaparken bölgesel güçleri dikkate almazlar. Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi Rusya ve İran ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, daha büyük bir ABD-Rusya anlaşması geri planda yürürlüktedir. Türkiye’nin de YPG/PKK konusunda Rusya’dan beklentileri gerçekçi olmalıdır. ABD ve Rusya’nın Kürtler ve bölge ile ilgili ortak bir planlarının olabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
 

Irak’ta durum..
 

Musul’un IŞİD’tan geri alınması için 17 Ekim 2016 tarihinde başlatılan operasyon devam ediyor. Musul harekâtına yaklaşık 80 bin kişi katılıyor. Irak Ordusu, Barzani güçleri, Haşd El Şabi (PMF), Sünni kabileler gibi grupların birlikte savaşması medyaya milli birlik havası içinde yansıtılmaya çalışılıyor. Mağdur rolü verilen Sünni kesimin Şii yönetim tarafından baskı gördüğü iddia ediliyor. Amerikalılar da bu hikâyeye Maliki baskısı nedeni ile Sünniler içinden IŞİD çıktığı şeklinde bir yorum getirerek, ellerini yıkamak istiyor. Sünnilerin, merkezi yönetime daha çok katılmak, genel af ve hukuki reformlar gibi istekleri var. İşin aslı Sünniler de Kürtler gibi kendi yönetimlerini kurmak, en iyi ihtimalle Bağdat’taki merkezi yönetimin yetkilerinin çok daha daraltılmasını talep ediyorlar. Bütün bu pazarlıkların ateşlenmesi şimdilik Musul operasyonunun sonunu bekliyor. Son iki yıldır Iraklı tüm gruplar kendilerini korumak için oldukça silahlandılar. Bu gruplar için Şiilerin hâkim olduğu, Hıristiyan ve Yezidilerin de yer aldığı Halk Seferberlik Kuvvetleri’nin (PMF) içinde 50 grup ve 150 bin savaşçı var. Sünni ve Şii gruplar birbirlerini katliamlar ile suçlarken Kürtler topraklarını geliştirmekle meşguller. Irak başbakanı Haydar el Abadi, Musul operasyonu ile birlikte PMF üzerinde tam bir kontrole sahip ve geleceğin çatışmaları için güçlü bir askeri vasıta hazırlıyor. Abadi, sadece kendi ordusu ve polisinin Musul’a girmesinde ısrar ediyor. Musul’un kuzey ve doğusu 2014 yılı öncesinde Barzani tarafından kontrol ediliyordu. Musul başta olmak üzere üzerinde Kürt Yönetimin arsızca genişlettiği ve hak iddia ettiği yerler için Şii-Kürt çatışması güçlü bir olasılık. Haydar El Abadi ile yapılan anlaşmaya rağmen IŞİD’tan ele geçen yerlerin üzerine oturan Barzani, buralardan çekilmeye yanaşmıyor. Musul’un akıbetinin belli olması ile birlikte Şii-Kürt çatışmasının ana kaynağı toprak düzenlemeleri olacak. Ağustos 2015’de görevi biten Barzani’nin süresi iki yıl uzatılmıştı. Kürt parlamentosu ve hükümeti çalışmıyor. Bunun nedeni Barzani’nin KDP’si ile Talabani’nin KYP’si arasındaki anlaşmazlık ve bu da yeni bir çatışmayı bekliyor. Kürt memurlar aylardır maaş alamıyor ve gösteriler yapılıyor.
 

Aralık 2015’de Barzani bölgesi içinde ve Musul’a çok yakın olan Başika’da kurulan Türk askeri üssü, merkezi Irak yönetimi ile süregelen anlaşmazlığın yeni bir dönemeci oldu. Irak merkezi yönetimine göre, Türkiye burada Sünni Arap güçleri eğitiyor ve bunları daha sonra Musul’u almak için kullanacak. Bağdat’a göre Sünni güçlerin lideri olan Osama el-Nuceyfi Türkiye’nin önde gelen Sünni müttefikidir. Erdoğan’ın Barzani ile yakınlaşmasını ardından Nuceyfi de 2010 yılında Barzani’ye yakınlaştı ve o da Musul’un da içinde olduğu kuzeydeki Ninova eyaleti içinde Barzani benzeri bir Sünni devlet kurma hayali içinde ve Musul’un yeni valisi olmak istiyor. Barzani-Nuceyfi-Erdoğan dostluğu, Bağdat Parlamento’sunda da kırılmalara yol açtı ve bu ittifakı destekleyenler 328 milletvekilinden sadece 35’ini temsil ediyor. Erdoğan, Barzani ve Nuceyfi’yi bir araya getiren beklenti ise İran’a karşı Sünni mezhepçilerin etkin olduğu bir eksen oluşturmak. Barzani için Türkiye; bölgesinin altyapısına imkânı sağlamak ve petrolü satma güzergâhı demek. Özetle, merkezi Irak yönetimi ile çelişkilerimiz mezhep çatışması üzerinden yürüyor ve bu uğurda 2.5 milyon Türkmenin asimile olmasına göz yumuldu. Mezhepçi politikalarımız Suriye ve Irak’taki çekişmelerin ana kaynağıdır. Erdoğan’ın Türkmenlere ilgisizliği öyle boyuttaki 2014 yılında Telafer’deki Sünni Türkmenler IŞİD’a katılırken, Şii Türkmenler ise kovuldu (8). Halen Şii güç Haşd el Şabi içinde 30 bin Şii Türkmen var. Suriye’deki Türkmenler, barış masasında yer almayacak.

 
Irak bütçesi 2017’e 18 milyar dolar borç ile giriyor, bu milli gelirin %14.2’si demek. Bütçenin zaten %22’si dış yardımlardan geliyor. Abadi’nin 150 bin kişilik özel gücü olan Haşd el Şabi (PMF), Musul’a tek başına girilmesi ve korunması için sürekli donatılıyor. Bütçenin %25’i askeri harcamalara ve özellikle PMF’ye gidiyor (9). Sünniler ve Kürtler bu paranın kendi kuvvetleri için harcanması için anlaşmazlık içindedir. Ülkenin yıkılan yerlerinin onarılması için harcanacak 14-25 milyar doların paylaşımı da diğer bir anlaşmazlık konusudur. Bu kavgalar yeni ayaklanmaları provoke edebilir. Etnik ve mezhepsel olarak bölünmüş Irak’ta gelecek konusunda bir ortak vizyon geliştirmek zor gözüküyor. Özetle, Irak’ta tek bir Irak yok, her grubun kendi Irak’ı var. Öte yandan İran ile Türkiye’nin yolları uzun zamandır ayrıdır ve Erdoğan’ın mezhepçi politikalarını Irak’a da taşıması bu ayrılığı daha da derinleştirmiş durumdadır. Bununla beraber, Suriye ve Irak gibi tüm Ortadoğu’da İran olmaksızın kalıcı bir barış kurmak, mezhep çekişmelerini engellemek mümkün değildir. Ancak, Türkiye’nin Şii düşmanlığı İran’ı PKK ile müttefik yapmaya itti. Esasında iki ülke de Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünü istemekte ve bölgedeki bağımsız devlet kurma hayallerine, IŞİD ve PKK terör örgütüne karşıdır. Burada Türkiye’nin milli çıkarları açısından en iyi bölgesel müttefikin İran olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu aynı zamanda mezhepçi politikaların önünün kapatılması için de bir fırsattır. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte Sünni eksende yürüme sevdasından vazgeçmesi, milli çıkarları açısından elzem bir noktaya gelmiştir. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki faaliyetleri Bağdat’ı Musul konusunda endişendirirken, Erdoğan’ın gündemi ise; Suriye’ye giden İran kolunu kesmek için Sünni bir bölge oluşturmaktır. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde ki milli çıkarlarını bir kez daha sıralayalım; PKK’nın yok edilmesi, Barzani tarafından bağımsız bir Kürt devleti kurulmasının önlenmesi, eğer Irak bölünürse Musul ve Kerkük’teki 1926 Anlaşması’nın kadük olmasından doğacak ahdi haklarımızın korunması ve en az diğerleri kadar önemli olan Irak’taki Türkmen varlığı ve haklarının korunması ve geliştirilmesidir.
 
ABD’nin seçenekleri ve Ortadoğu’yu neler bekliyor?
 

Türkiye ve Rusya, son dönemde pek çok şeyi birlikte yaparken, ABD’ye danışma ihtiyacı duymadı. Ancak, onun vekilli savaşçıları YPG/PKK’ya dokunulmadı hatta ara bölgeye yapılacak harekât koordine edildi. Bununla beraber, artık ABD ile Suriye’deki müttefiklik ilişkimiz oldukça geriledi. Türkiye’nin U dönüşü ABD’nin Suriye cephesinde marjinalize olmasına yol açıyor yani YPG/PKK’nın da kontrolü artık Rusların inisiyatifine geçiyor. Amerikalılar ise Erdoğan ile ilgili eylem listelerini gözden geçiriyorlar. Bunlardan ilki Erdoğan’ın El Nusra bağlantıları başta olmak üzere Suriye’deki suçlarının sorgulanması. Türkiye’nin askeri müdahalesi ABD’nin planlarına sekte vurdu ve elinde şu seçenekler var (10);
 
- Rusya ve İran’ın Esat’ı desteklemesine ve Halep-Şam koridorunu sağlamlaştırmasına izin vermek; bu seçenek Rusya, Esat ve Türkiye ile gerilimi azaltır ama ABD prestij kaybeder.
 

- Rusya ve Esat ile birlikte IŞİD ve El Kaide’nin yok edilmesine katılmak; Batı ülkelerine göç ve intihar bombacısı sızmaları devam eder.
 

- Esat rejimine baskı yapmak için daha büyük bir askeri müdahalede bulunmak; güvenli bir bölge oluşturmak için 30 bin kişilik (muhalifler ve ortaklar dâhil) kara gücüne ihtiyaç olacak ancak Rusya ve İran ile gerilim artacaktır.
 

- Esat’ı devirmek için siyasi görüşmeler yapmak; Rusya ikna edilse bile İran karşı çıkacak ve Lübnan ile bağlantılarını sürdürmek isteyecektir. Muhalifleri masada memnun etmek zor olacaktır.
 

Amerikan entrikaları Trump döneminde de devam edecek. Yanına aldığı kişilerden Rex Tillerson, Irak petrolünü sömüren Exxon Mobil’in CEO’su, Savunma Bakanı General James Mattis ise, 2004’de Felluce’ye yapılan saldırıda ABD deniz piyadelerine komuta eden,  Irak’tan 2011’de ABD askerlerinin çekilmesine karşı çıkan ve İran ile askeri çatışmaya taraftar olan biri. Trump yönetiminin Suriye politikası muhtemelen şu unsurları içerecektir; açık yöntemler kadar örtülü yöntemlere başvurulması, Rusya ve İran üzerinde ABD zorlama etkisinin artması, Suriye ve Irak’taki IŞİD hedeflerine (Rakka ve Musul) yönelik harekât, bölgesel müttefikler ile siyasi ve askeri yaklaşımın koordine edilmesi, IŞİD ve El Nusra sonrası için hazırlık yapılması. Bütün bunlar aslında daha büyük bir Ortadoğu planının parçası olmak zorunda ve bu da masadadır.
 

Ortadoğu ile ilgili yapılan pek çok tartışmada bölgesel sorunların temelinde yüzyıl önce yapılan Sykes-Picot Anlaşması olduğu ve çözümün ancak onun yerini alacak yeni bir Ortadoğu haritası olduğu sık sık söylenir. Modern Ortadoğu tarihi için beş dönüm noktasından bahsedilebilir;
 

- 100 yıl önceki Sykes Picot anlaşması, onu takip eden Balfour Deklarasyonu ve devam eden anlaşmalar serisi.
 
- 1947-1948’de Filistin’in bölünmesi, İsrail’in ortaya çıkışı ve pek çok Arap ülkesinde yaşanan askeri darbeler.
 
- Ekim 1973’deki Arap-İsrail Savaşı, Mısır’ın Arap-İsrail çatışmasından çekilmesi, petrol krizi ve Siyasal İslam’ın yükselişi.
 
- 1979’daki İran Devrimi ve militan yöntemlere Şiiliği ihraca başlaması, Afganistan’da ise Sünni cihatın doğuşu.
 
- 2011’de Arap hareketlerinin başlaması ile Arap toplumlarındaki mezhep ve diğer kutuplaşmaların yükselmesi ve dış müdahaleler; Suriye’de çoğu Sünni 6 milyon kişinin ülke dışına çıkması, Irak’ta 3 milyon kişinin mezhep farklılıkları nedeni ile yer değiştirmesi.
 

İngiliz Sir Mark Sykes ve Fransız François Georges-Picot’un hazırladığı anlaşma asla uygulanamadı. Musul, Fransız kontrolüne verilmişti ama İngilizlere geçti. Filistin’in İngiltere-Fransa yönetiminde uluslararası bir bölge olması düşünülürken İngilizler kontrollerine aldılar. Şam’da bir Arap devleti kurulacakken, Fransızlar 1920’de işgal etiler. Sykes-Picot, Araplar için Batı ihanetinin bir belgesi oldu ve onlara göre bu plan ile Araplar birbirinden koparıldı. Sykes-Picot Anlaşması uygulanmadı ama sonraki anlaşmalar ile kurmak istediği düzen yaşatıldı. Sykes-Picot Anlaşması’nın günümüze bıraktığı dört miras şu şekilde sıralanmaktadır (11);
 
- Halep ve Musul arasındaki bölgenin Türklerden koparılarak, Fransızlar ve İngilizler tarafından bölüşülmesi.
 
- Önemli su ve petrol kaynakların bulunduğu bölgelerdeki Kürtlerin, Arap devletleri veya konfederasyonu içinde yaşaması.
 
- Suriye ve Irak diye iki devlet yaratılarak Arapların Mezopotamya’dan Doğu Akdeniz’e bir devlet kurma hayalinin sekteye uğratılması.
 
- Filistin’in bölünmesinin önünün açılması.
 
Peki, Sykes-Picot Anlaşması onarılabilir mi? Türkiye’nin Halep ve Musul arasında Misak-ı Milli’ye dönme şansı dış güçlerin bölgedeki oyunları nedeni ile henüz hayata geçecek gibi gözükmüyor ama çok önemli fırsatlar veriyor. Dört ülkeye yayılmış Kürtler ise bağımsızlık hayalleri kuruyorlar ama Kürtler bir devlet kuramaz. Devlet olmak için önce millet olmak lazımdır (12). Diğer yandan, uluslararası ortam hiçbir zaman bu şansı onlara vermeyecektir. Suriye ve Irak’ta yaşanan savaşlar da bu iki ülkenin bir araya gelmesinin imkânsız olduğunu gösterdi. Filistin ve İsrail arasındaki iki devletli ya da bölünme şeklinde ortaya çıkacak çözüm ise zamanlama bekliyor. Bundan 100 yıl önce Ortadoğu, Avrupa’nın büyük imparatorlukları için çok önemli idi. Akdeniz, Süveyş Kanalı ve Hindistan gibi stratejik istikametleri kontrol ediyor; limanlar, demiryolları ve tampon bölge imkânları sağlıyordu. Petrolün önemi yeni fark edilmişti ve Musul bu nedenle koparılmış, Arap devletleri için petrol kyuları birçok devletin toprakları içinde kalacak şekilde suni sınırlar çizilmişti. Bugün ise Batı için Ortadoğu; petrolden daha çok kaos, terörizm ve göç kaynağıdır. Ilımlı İslam planı ise Ortadoğu’daki milli ve bağımsız politika izleyebilecek güçlü adamların yerine bağnaz ve gerici olnları getirmek, onların modern ve laik sistemlerini istikrarsızlaştırmak için kurgulanmıştı. Etnik ve dini istikrarsızlıkların nelere yol açtığı görüldü. Batının aklındaki yeni çözümler şunlardır,
 

- Kendi sınırlarını koruyacak güçlü adamlara dönmek ve mevcut sınırları korumak; geçmişte Hafız Esat’ın Lübnan’a, Saddam’ın Kuveyt’e saldırması gibi çekinceler hala var.
 

- Bölgesel güçlerin yeni bir düzen kurmasına izin vermek; Batı için seçilecek ülkeler Sünni kanatta Suudi Arabistan ve Türkiye var ancak Suudilerin bu inisiyatifi İran’ı ile çatışma demek, Türkiye ise Kürtlerle ile bölgesel bir çatışmaya girebilir.
 

- 2013’te Henry Kissinger tarafından ortaya atılan çeşitli egemenlik dereceleri ile ülkelerin bir arada yaşamak için anlaşması; sorunlu yerlerde melez devletler, özerk bölgeler kurmak.
 
Batı ikinci ve üçüncü seçeneği birlikte uygulamayı aklından geçiriyor ama bu çok daha büyük çatışmaların ve bölgesel bir savaşın tetikleyicisi olur.
 

Sonuç; Türkiye için dersler ve öneriler..

 
Ortadoğu’nun temel sorunu ne demokrasi ne de geri kalmışlıktır. Bunlar zamanla çözülebilecek sorunlardır. Asıl sorun devam eden 1400 yıllık mezhep çekişmesinin getirdiği güvensizlik ve dış güçlerin varlığıdır. Türkiye’nin İslam dünyasına en büyük hizmeti Suudi Arabistan ve İran’ı hatta Mısır’ı bir araya getirerek, bu çekişmelere son verecek, güven ve istikrar sağlayacak düzeni desteklemektir. Bu aynı zamanda dış güçlerin bölgenin istikrarsızlığından faydalanmasının da önünü kapatacaktır. Türkiye için doğru dış politika hem Suriye hem de Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması, bunun için de meşru merkezi yönetimlerin desteklenmesi ve işbirliği yapılmasıdır. Bu yönetimler ancak topraklarına tam egemen olursa, terör örgütleri barınamaz, bölge istikrarlı hale gelir, göçmenler döner ve ilişkiler terör örgütleri üzerinden değil, geçmişte olduğu gibi diplomasi ile yürür. Dış politikanın temeli mezhep çekişmeleri gibi sübjektif değerler değil, milli çıkarlardır. Türkiye’nin milli çıkarları Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünü gerektirmektedir. Böyle yapılmadığı için Suriye parçalandı; IŞİD, El Nusra ve YPG doğdu. Irak’ta ise Barzani bağımsız devlet hayali kuruyor, Musul ve Kerkük’ü ele geçirmek istiyor. Irak’ın kuzeyinde PKK kantonlar oluşturmaya başladı ve buradan Türkiye’ye saldırmaya devam ediyor, 2.5 miyon Türkmenin yaşadığı bölge ise buharlaştı. Herşeye rağmen gelinen noktada büyük ve güçlü bir ülke olarak bu kabus filmini yeniden çekecek konumdayız. Bunun için vizyon sahibi devlet adamları ve ulusal gücün her boyutunda güçlü bir kadroya ihtiyaç var. Herşeyin ötesinde ülke içinde huzura, normalleşmeye, milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç var. İç siyasette başkanlık hevesleri, federasyon anayasası ve kendi kuyruğumuzu yakalamaya çalışma zamanı değildir. Güvenlik sorunlarımıza politize olmaalrından dolayı istihbaratın kalifiye olmaktan gittikçe uzaklaşması, polis ve askerlerin motivasyon ve güç kaybı eklenmiştir.

 
Türkiye tarafından halen yürütülmekte olan Fırat Kalkanı operasyonunun hedefi IŞİD değil, YPG/PKK olmalıdı idi. Önünü kesmek yerine YPG/PKK’nın oluşturduğu kangrenli bölgeye girmeli, ABD’nin başımıza bela ettiği IŞİD’in yok edilmesi için Mehmetçik ölmemeliydi. Bundan sonrası için yapılacak harekât senaryoları var önümüzde. Bunları planlarken hedef ve konsolidasyon yani orayı nasıl dolduracağımız düşünülmelidir. Fırat Kalkanı bölgesinin, göçmenler ve Türkmenler ile doldurulması, bir daha buradan bize tehdit gelmemesi ve Batının muhtemel bir yeni koridor arayışının kesilmesi için gereklidir. El Bab’ın alınması pazarlık masası için önemli bir stratejik hedef haline gelmiştir. Ancak, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahale etmemesi burasının meşru hale gelmesine yol açacaktır. 2011 öncesi %8 kadar olan Suriye’deki Kürt nüfus demografik göçlerle %20’ye ulaşıp, Rakka’yı ele geçirerek Suriye petrolünün %35’ine konma ve Barzani gibi kendi kendine yeterli bir devlet olma hayali içinedir. Bu hayalin arkasında ise ABD’nin desteği vardır. ABD; terörle mücadele, Irak’ın kuzeyine ve YPG/PKK bölgesine müdahale başta olmak üzere Türkiye’nin önündeki en büyük engeldir. ABD’nin elinden Kürt kartını alacak yöntemler geliştirilmeli, buna zorlayıcı yöntemler de ilave edilmelidir. Irak’ın kuzeyinde ise önümüzdeki bahar ile birlikte Irak’ın kuzey doğusunda yapılacak askeri harekât ile PKK’nın imhası ve YPG/PKK bağlantısının kesilmesi hedeflenmelidir. Türkiye’nin YPG/PKK, Kandil ve Türkmen bölgesine yapacağı harekâtın konsolidasyonu üzerinde şimdiden çalışılmalıdır. Rusya ve İran ile sürdürülen işbirliğine devam edilmeli ancak ilişkilerin çok kırılgan bir zeminde yürüdüğü dikkate alınarak, yeni durumlara hazırlıklı olunmalıdır. Türkiye’nin önceliği mezhep çekişmeleri değil milli çıkarlarıdır. Önceliğimiz, PKK terörünün önce ülke dışında bitirilmesi ve müteakiben ülke dışı güvenlik ortamının beklentilerimize uygun olarak şekillendirilmesidir. İhtiyacımız olan sadece sert güç değil, yumuşak ve akıllı gücün de uygun kombinasyonlarının bölgenin şekillendirilmesinde kullanılmasıdır.
Politics & Society


Doç. Dr. Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr



Kaynakça
(1) Aron Lund, A Turning Point in Aleppo, Carnegie Endowment, (1 December, 2016).
(2) Steven Cook, What Are Turkey and Russia Doing in Syria? CFR:, (December 16, 2016).
(3) Hürriyet, Suriye'de Türkiye ve Rusya'nın Garantörlüğünde Ateşkes Sağlandı, (29 Aralık 2016).
(4) Milliyet:  Suriye'de Tarihi Ateşkes! Ankara ve Moskova Arasında Kırmızı Hat, (29 Aralık 2016).
(5) Alexev Arbatov, A Look at International Relations From A Russian Viewpoint, Worldcrunch, Kommersant, (August 26, 2016).
(6) Afshon Ostovar, Sectarian Dilemmas in Iranian Foreign Policy: When Strategy and Identity Politics Collide, Carnegie Endowment, (November 30, 2016).
(7) Akbar Ganii, Can Iran Trust Russia? National Interest, (May 3, 2016).
(8) Kirk H. Sowell, The Regional and Domestic Political Context of the Mosul Offensive, Utica Risk Services, (October 18, 2016).
(9) Maha Yahya, Looking Beyond Mosul, Carnegie Endowment, (December 08, 2016).
(10) Anthony Cordesman, What Options Do We Have in Syria?, CSIS; (December 15, 2016).
(11) Martin Kramer: Repairing Sykes-Picot, in (Edt.) Andrew J. Tabler, “The Lines That Bind, 100 Years of Sykes Picot”, Washington Institute For Near East Policy, (Washington D.C., 2016), p.80-81.
(12) Sait Yılmaz: Kürtler Neden Devlet Kuramaz, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2009).
Yorumlar (0)
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 23 46
2. Trabzonspor 22 45
3. Galatasaray 23 45
4. Sivasspor 23 45
5. Alanyaspor 23 39
6. Fenerbahçe 23 38
7. Beşiktaş 23 37
8. Göztepe 22 34
9. Gaziantep FK 23 31
10. Gençlerbirliği 23 27
11. Antalyaspor 23 25
12. Malatyaspor 22 24
13. Denizlispor 23 24
14. Çaykur Rizespor 22 24
15. Konyaspor 23 21
16. Ankaragücü 23 20
17. Kasımpaşa 23 19
18. Kayserispor 23 16
Takımlar O P
1. Hatayspor 23 45
2. Erzurum BB 23 42
3. Bursaspor 23 39
4. Adana Demirspor 23 37
5. Altay 23 34
6. Fatih Karagümrük 23 34
7. Keçiörengücü 23 32
8. Ümraniye 23 32
9. Akhisar Bld.Spor 23 32
10. Menemen Belediyespor 23 32
11. Balıkesirspor 23 31
12. Giresunspor 22 28
13. İstanbulspor 22 27
14. Altınordu 23 24
15. Osmanlıspor 23 21
16. Adanaspor 23 18
17. Boluspor 23 17
18. Eskişehirspor 23 16
Takımlar O P
1. Liverpool 27 79
2. Man City 27 57
3. Leicester City 27 50
4. Chelsea 27 44
5. M. United 27 41
6. Tottenham 27 40
7. Sheffield United 27 40
8. Wolverhampton 27 39
9. Arsenal 27 37
10. Burnley 27 37
11. Everton 27 36
12. Southampton 27 34
13. Crystal Palace 27 33
14. Newcastle 27 31
15. Brighton 27 28
16. Bournemouth 27 26
17. Aston Villa 27 25
18. West Ham 27 24
19. Watford 27 24
20. Norwich City 27 18
Takımlar O P
1. Barcelona 25 55
2. Real Madrid 25 53
3. Atletico Madrid 25 43
4. Sevilla 25 43
5. Getafe 25 42
6. Real Sociedad 24 40
7. Villarreal 25 38
8. Valencia 25 38
9. Granada 25 36
10. Levante 25 32
11. Athletic Bilbao 25 31
12. Osasuna 25 31
13. Real Betis 25 30
14. Deportivo Alaves 25 30
15. Real Valladolid 25 29
16. Eibar 24 24
17. Celta de Vigo 25 24
18. Mallorca 25 22
19. Leganés 25 19
20. Espanyol 25 19