NATO Tarihsel Ömrünü Tamamlıyor
7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara, tarihi bir NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. İttifakın geleceği, çelişkileri ve güncel meseleler masaya yatırılacak ve çözüm aranacak.
NATO TARİHSEL ÖMRÜNÜ TAMAMLIYOR?
Çünkü, NATO’yu ortaya çıkaran tarihsel koşullar bugün bulunmamaktadır. ABD 2. Dünya Savaşı bittiğinde Dünya ekonomisin yaklaşık yarısını üretiyordu, binlerce savaş gemisine ve rakipsiz sanayi alt yapısına sahipti. Savaştan da Sovyetler Birliği, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine göre çok daha az zarar görmüştü. NATO bu süreçte ABD’nin NATO üyesi ülkeleri kontrol aracı olarak işlev gördü. NATO aracılığıyla ABD, NATO ülkelerini kendi çıkarları doğrultusunda SSCB karşıtı bir şekilde konumlandırabiliyordu. Çünkü, ABD’nin NATO üyesi ülkeler güvenlik politikası dayatacak, ekonomik, askeri ve siyasi gücü vardı. Hem Sovyetler Birliği’nin dağılması hem de ABD’nin gerileyen hegemonyası bu sebeple NATO’nun varlık sebebini ortadan kaldırmaktadır. NATO içinde yaşanan kriz ancak bu tarihsel dönüşüm ile birlikte değerlendirildiğine iyi anlaşılabilir.
Bu durum Trump’ın temsil ettiği güçlerin çelişkisini de ortaya koymaktadır. ABD ekonomik gücünü dolar hegemonyasından alıyordu, doların güvencesi ise ABD ordusuydu. Dolar hegemonyası sonucunda ABD ekonomisi aşırı finansallaştı ve sanayi gücünü kaybetti. Bu süreçte başta Çin olmak üzere Küresel Güney ülkeleri ekonomik açıdan atılım gösterdi. Bu gerçekler ışığında ABD açısından 2 yol gözükmektedir ya hegemonyasını devam ettirmek için daha fazla savaş açacaktır, çünkü hegemonyasını ancak silah zoruyla devam ettirebilir. Ancak bu yolun da rasyonel olmadığı görülmektedir. Bırakalım Çin ve Rusya ile hesaplaşmayı, ABD İran gibi bir bölgesel ülke karşısında bile büyük bir yenilgi almıştır. Diğer yol ise ABD hegemonyasının çöktüğünü kabul etmek ve Amerika kıtasına çekilmektir. Bu ABD hegemonyasının savaş yoluyla değil, barış yoluyla çöktüğünü kabul etmek olacaktır. Her 2 yolda da ABD’yi büyük zorluklar ve parçalanma tehlikeleri beklemektedir.
NATO YENİ DURUMA UYUM SAĞLAYABİLİR Mİ?
Donald Trump, NATO’yu yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nin dış askerî operasyonlarını kolaylaştıran bir mekanizma olarak görmektedir. Geçtiğimiz yıl boyunca bu yaklaşım son derece olumsuz bir biçimde kendini göstermiştir; ABD’nin Grönland’ın ilhak edilmesinin gerekliliğine ilişkin talepleri ve Washington’un İran ile karşı karşıya gelişinde kendisini desteklemeyi reddeden İttifak üyelerine yönelttiği suçlamalar bunun örnekleridir. İkinci meseledeki sorun ise, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupalı müttefiklerinin çıkarlarını tamamen göz ardı etmiş olması ve önceden herhangi bir istişare yürütmemiş olmasıdır.
Zirvede mutlaka ele alınacak bir diğer konu güvenlik meselesidir. Çok sayıda uzman, özellikle Volodimir Zelenski’ye yapılan davet ışığında, Ukrayna’ya desteğe ilişkin ilave görüşmelerin gerçekleştirileceğine şimdiden kesin gözüyle bakmaktadır.
Bununla birlikte, güvenliğin tüm yönlerine dikkat edilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Çin’den ve Afrika’daki terör örgütlerinin faaliyetlerinden kaynaklanan tehditler de dâhil olmak üzere tüm tehditlere gereken önemin verilmesi aynı derecede önem taşımaktadır.
NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti’nde Çin’e ilk kez yer verilmiş ve Çin’in “açıklanmış hedefleri ve işbirliği politikalarının çıkarlarımıza, güvenliğimize ve değerlerimize meydan okuduğu” belirtilmiştir. Donald Trump ile Xi Jinping arasındaki son görüşmede Çin lideri, Tayvan konusundaki kararlı tutumunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. O tarihten bu yana Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin Japonya, Güney Kore ve Doğu ile Güneydoğu Asya’daki diğer ülkelere yönelik oluşturduğu tehditler artmaya devam etmektedir. Güney Kore hava savunma sistemlerinin yakın zamanda Orta Doğu’ya yeniden konuşlandırılmasının ardından bu bölge daha kırılgan hâle gelmiştir. NATO’nun güneydoğu kanadına yönelik tehdidin daha da büyümesinin önüne geçilmesi hayati önem taşımaktadır.
NATO’nun güney kanadından kaynaklanan terör tehdidi de devam etmektedir. Bu tehdidin göz ardı edilmesi, Afrika ve Orta Doğu’dan Avrupa’ya yeniden milyonlarca mültecinin akın etmesiyle sonuçlanabilir. Jama'at Nusrat al-Islam wal-Muslimin (JNIM), Batı Afrika İslam Devleti (ISWAP), El-Şebab, DEAŞ (ISIS), Hizbullah ve diğer büyük terör örgütleri faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu örgütlerin tehlikesi, bölgedeki durumu mümkün olan en kısa sürede istikrarsızlaştırabilmeleri ve NATO’nun savunmasında bir gedik oluşturabilmelerinde yatmaktadır. Yemen’deki Husiler ise, İran’a verdikleri destek göz önünde bulundurulduğunda, Babülmendep Boğazı’nın kapanmasına yol açabilecek bir unsur hâline gelebilir; bu da küresel ölçekte ekonomik bir felaketle sonuçlanacaktır.
NATO Çok Kutuplu Dünya gerçeğiyle yüzleşmek durumundadır. Soğuk Savaş döneminin belli alışkanlıkları yeni duruma uymamakta ve bu da NATO’nun krizini derinleştirmektedir. Bütün bu gelişmelere bakıldığında yeni döneme uygun bir NATO inşa etmenin önünde ciddi zorluklar bulunmaktadır. Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, İran’da, Rusya’da ve Çin’de ortak bir NATO politikası üretmek mümkün değildir. NATO, Türkiye ile Yunanistan ve İsrail’i hangi ortak çıkar etrafında birleştirebilir? Avrupa’nın küreselci elitleri Rusya’yı tehdit olarak görmekte ama diğer yandan Avrupa milliyetçileri Rusya’yı ABD’ye tercih etmektedir. Avrupa’nın AvroAtlantik İttifakı’nın bir uzantısı olduğu dönem arkada kalmaktadır, artık Avrupa’da ABD ve Rusya-Çin kutbu ile eşit, dengeli ve saygılı bir ilişki kurma eğilimi yükselmektedir. Bu durum da NATO’nun geleceğinin hiç de parlak olmadığını göstermektedir.