Orçun Göktürk
Orçun Göktürk Orçun Göktürk

NATO’nun Ankara Zirvesi’nin Pekin’de yankıları

NATO 2019 Londra deklarasyonunda başlayarak sırayla 2021 Brüksel, 2022 Madrid, 2023 Vilnius zirvelerinde Çin, ittifak için en büyük “sistemik medyan okuma” olarak tanımlanarak hedef alınmıştı. En son olarak da NATO’nun 2024 Washington zirvesinde Çin, Rusya ile eşdeğer olarak düşman statüsüne sokulmuştu. Peki Ankara zirvesinde Çin’e yönelik tutum ve söylemde neden değişti?

“Taktiksel Rahatlama”

Çin basını ve dışişleri yetkililerinin açıklamalarına baktığımızda, Ankara Zirvesi Bildirgesi’nde Çin’in doğrudan bir hedef veya “sistemik rakip” olarak net bir dille yaftalanmamasını Pekin adına taktiksel bir rahatlama olarak görülüyor. Ancak arka plandaki tehlikeye karşı uyanık olunması gerektiği yorumları da elbette yer alıyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, zirve sonrası yaptığı açıklamada: “Çin’i her zaman bahane olarak kullanmayın” dedi ve NATO’yu tekrardan Soğuk Savaş zihniyetini terk etmeye, Pekin algısını düzeltmeye ve Çin’in askeri-siyasi etkisini abartmayı bırakmaya çağırdı. Mao, Çin’in “dünya barışı için bir güç” olduğunu, kimseyi tehdit etmediğini ve Avrupa-Atlantik güvenliğine hiçbir meydan okuma teşkil etmediğini” söyledi.

Hong Kong merkezli SCMP’de yer alan bir analizde ise NATO’nun Pasifik ülkelerini toplantıya katması merkezde yer aldı. SCMP, Rutte’nin IP4 (Indo-Pacific: Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Güney Kore) toplantısındaki söylemine odaklandı: Rutte ve IP4 liderlerinin Ukrayna’daki Rus saldırganlığı, Çin’le ilgili Hint-Pasifik meseleleri, Kuzey Kore politikaları ve İran durumu hakkında “samimi” görüş alışverişinde bulunduğu aktarıldı. Yani deklarasyon metninde Çin geçmese de zirvenin kenarında Çin gündemde kaldı.

“Deklarasyonda yok ama pratikte var” tezi

ÇKP’nin ana yayın organı Halkın Günlüğü gazetesi, zirve boyunca özellikle Trump liderliğindeki ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki “savunma harcamaları paylaşımı” ve “yük aktarımı” (burden-sharing) tartışmalarına odaklandı. Gazete uzun zamandır, NATO içindeki bu kırılmayı “derinleşen bir güven açığı” olarak tanımlıyor.

Elbette Çin kamuoyunda bardağın dolu tarafından bakmayı tercih edenlerin de sayısı hayli çok. Birçok Çinli akademisyen, ABD ile Çin arasında “stratejik istikrar” arayışının Trump’ın yeni döneminde hala bir olasılık olduğunu savunuyor. Bu görüşü temel alanların esas odaklandığı nokta Çin’in, NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırmasından, bu artışlar belirli endişelerden kaynaklanıyorsa çok da rahatsız olmadığı, yani Çin, NATO içi Rusya-Ukrayna odaklı harcamaları kendi başına tehdit olarak görmediği üzerine olduğunu söylemekte fayda var.

İran savaşı sonrası ABD varlıklarının Pasifik’ten Hürmüz’e doğru konuşlandırması, ABD’nin güç postürünü değiştirmesi, ABD’nin İran’daki başarısızlığının Çin’e küresel sahnede daha büyük etki ve liderlik alanı açtığını artık su götürmez bir gerçek.

“Trump Daha Müzakere Edilebilir” görüşü

Çin akademisi ve medyasında son dönemde açıkça şu görülüyor ki, Çinliler Trump’ın ABD öncelikli ve çıkar odaklı dış politika yaklaşımını ideolojik “yeni soğuk savaşçı” olarak görülen Biden dönemine kıyasla bazen daha müzakere edilebilir buluyor. Pekin, özellikle ticaret ve tarifeler üzerinden pazarlık yapabileceği, ancak doğrudan bir askeri çatışmadan kaçınan bir ABD liderliğiyle “birlikte var olma” (co-existence) yollarını arıyor. Çinliler, Busan Zirvesi ve Trump’ın son yaptığı ve hayli olumlu geçen Pekin ziyareti sonrası yakalanan bu görece olumlu hava, Ankara’da doğrudan bir Çin karşıtı cephe kurulmasını engellediğini düşünüyorlar.

Çin’in uluslararası olarak en çok bilinen düşünce kuruluşu olan “Çin ve Küreselleşme Enstitüsü” başkanı Wang, Ankara Zirvesi sonrası yaptığı değerlendirmede, Trump yönetiminin Çin politikasında ideolojik bir körlükten ziyade pazarlıkçı bir rasyonaliteye kayabildiğine işaret eden bir çıkış yaptı. Wang’a göre Çin için en doğru yol, NATO’yu doğrudan karşısına almak yerine, Trump’ın yeni dönem stratejisiyle paralel olarak “stratejik istikrar” (strategic stability) aramaktır. Bu yaklaşım, Ankara’daki bildirgede Çin’e doğrudan sert yaptırım veya ağır tehdit tanımlamalarının girmesini engelleyen temel diplomatik zeminlerden birini oluşturdu.

Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Akademisi’nden Dong Yifan, Halkın Günlüğü için kaleme aldığı yazısında NATO Ankara Zirvesini şöyle değerlendiriyor: ABD’nin ‘Önce Amerika’ tek taraflılığı ve Avrupalı müttefiklerine bütçe konusunda uyguladığı şantajvari baskılar, transatlantik ilişkilerde onarılamaz bir güven kaybı yarattı. Avrupa, ABD’nin zorlamasıyla Asya-Pasifik’teki çatışmalara taraf olmanın kendisini felakete sürükleyeceğini görüyor. Bu yüzden Avrupa, NATO’yu küresel bir jandarma yapmaktansa kendi stratejik özerkliğini korumaya çalışıyor.

Çinli askeri stratejistler ne diyor?

Çin Halk Kurtuluş Ordusu’ndan emekli ve birçoğu düşünce kuruluşu yöneticiliği yapan Çinli askeri uzmanlar, ABD’nin küresel güç projeksiyonundaki zorunlu kaymanın altını özellikle çiziyor. ABD’nin Venezuela ve özellikle İran’a karşı yürüttüğü agresif hamleler, Washington’ın askeri kaynaklarını ve dikkatini en son kertede “Pivot to Asia” (Asya’ya Yönelim) stratejisinden uzaklaştırmak zorunda bıraktı. 

Pekin bunun kendisine kısa veya orta vadede büyük bir nefes alanı sağlamasının şimdilik keyfini çıkarıyor. Trump-Avrupa çatışmasının taktiksel olduğunun düşünen Çinliler de var elbet. Ankara zirvesinin “transatlantik farklılıkların taktik düzeyde kaldığını, stratejik olmadığını”, Avrupa ve ABD’nin yük paylaşımı konusunda anlaşamamaya devam ettiği ama Çin’in NATO için uzun vadeli stratejik rakipleri olduğu konusunda giderek daha fazla hemfikir olduğu, bu mutabakatın büyüyen ekonomik baskılara dayanıp dayanamayacağının açık bir soru olduğu belirten hayli analiz de Çin özel medyasında yer aldı.

Bazı Halk Kurtuluş Ordusundan emekli askerlere göre ise Çin ve Batı arasındaki esas mücadele artık “endüstriyel ekosistemler” üzerinde dönüyor. ABD, Hürmüz ve Batı Asya’da askeri yıpranma yaşarken; mühendislik yeteneği, tedarik zinciri kontrolü ve hammadde erişimi konusunda Pasifik’te Çin’e karşı kurmak istediği “endüstriyel ablukayı” kendi iç ekonomik açmazları yüzünden hayata geçiremiyor. Bu da NATO’nun Çin’i “net tehdit” olarak tanımlamasını değiştirip Çin ile pazarlık payını artıran başat unsurlardan oluyor.

Çin’in NATO stratejisi

ABD’nin asıl hedefinin Çin olmasına rağmen, İran/Hürmüz odaklı gelişmelerin ABD Pasifik gücünü bölmesi ve Çin’e kazandırdığı manevra alanı, Çin’in NATO ‘ya karşı duruşunun en azından şu dönemde temelini oluşturuyor. Güney Kore’deki Busan görüşmeleri ve Trump’ın Pekin ziyaretine uzanan hat, Çin’in küresel bir savaştan kaçınarak Trump ile “birlikte yaşama” sınırlarını çizme çabasıdır. Pekin bu jeopolitik iklim üzerine Trump’ın hırpaladığı Avrupa ülkelerini ekonomik rasyonaliteyle kendi yanına çekme ve NATO içindeki çatlağı derinleştirme stratejisini sürdürüyor

Pekin, en azından Trump’ın görev süresi dolana kadar İngiltere, Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin Washington’la yaşadığı gerilim ve rahatsızlığı kullanmaya devam edecektir. Halkın Günlüğü, Global Times ve China Daily gibi Çin’in en büyük 3 medya organında NATO zirvesi öncesi ve sonrasında sık sık “Avrupa’nın stratejik özerkliği” temalı haber ve analizler yayımladı. Çin, ABD’den kopan Avrupa ülkeleri üzerinden Batı ile yeni bir angajman yolu arayışında. Çin, Avrupa’ya şu mesajı veriyor: “Sizin güvenliğiniz ve ekonomik refahınız, Washington’ın Asya-Pasifik’teki hegemonya savaşının vagonu olmak zorunda değil. Çin ile dengeli ve bağımsız bir ticari ortaklık yürütme seçeneğini değerlendirin.” Ankara Zirvesi’nde Çin’in adının doğrudan geçmemesi, Çin’in Avrupa üzerindeki bu ayrıştırma (de-coupling the allies) stratejisinin kısmen başarılı olduğunu gösteriyor. Son aylarda Pekin’de Büyük Halk Salonu’ndan Xi Jinping ile görüşme sırasına giren Avrupalı liderler de bu mesajı önceden almış olmalı.

Burada Pekin için Avrupalı elitlerin küreselleşmeci olup olmaması önemli değil. Hatta küreselleşmeci Avrupa, Çin’in korumacılık karşıtı ekonomi stratejisinin bir anlamda ideolojik olarak destekçisi durumunda. Küreselleşmecilerin Kiev rejimine desteğini sürdürmesi ve savaşın sonlanmasını engellemesi de Pekin’in çok umurunda değil diyebiliriz. Çünkü Pekin için dış politika uzun zamandır ideolojik gözlüklerle değil pragmatik çerçevede çiziliyor. Pekin, NATO’nun Çin’i net hedef almasının Trump’ın stratejik sıkışmışlığının yanında Avrupa’nın da bunu engellediğini düşünüyor.

nato ankara çin