banner988

Yüz bulan inşaatçının astar talebi


Çetin Ünsalan

Çetin Ünsalan

07 Ağustos 2018, 09:22

Türk ekonomisinin her zaman lokomotif sektörlerinden biri oldu. Bilhassa 90 yıllarda yarattığı istihdam ve yurtdışı müteahhitlik hizmetleriyle en dikkat çekici alanlarından biriydi. Beraberinde 250’yi aşkın alt piyasayı harekete geçirdiği için kıymetliydi.
 
Şunun altını çizeyim ki halen de kıymetli. Fakat 2 binli yıllarda yapılan hatanın bugün bizi getirdiği süreçte, ekonomiyi destekleyen değil, zehirleyen bir yapıya büründü. Plansızlık, lüks üretim, borç alınarak verilen kredilerin şımarıkça toprağa gömülmesi, dar ve orta gelirlilerin ev sahibi yapılması yerine, milyonlarca dolara satışa çıkarılan ve herkesin gözünün döndüğü inşaat sektörü oldu.
 
Bugün geldiğimiz noktada 2 milyonu aşkın plansız yapı, bir tarafta Türkiye’nin konut ihtiyacı gerçeği dururken, hiçbir işe yaramayan özelliğiyle sırtımıza yük oldu. Paranın dünyada bollaşmasıyla ve Türkiye’ye de akın etmesiyle birlikte bir rezidans hastalığı son derece kıymetli olan bu sektörü zehirledi.
 
Sonradan müteahhit olanların türediği, hesapsız zenginleşmenin yaşandığı, belki satanlardan değil, ama alanlar üzerinde paranın aklanma ihtimalinin çok yüksek olduğu bir fotoğraf vermeye başladı.
 
Çünkü normal vatandaş banka kredisiyle, eklenen faizlerle değerinin çok üzerinde ev almaya çalışırken, birileri milyon dolarlara sürekli gayrimenkul aldı ve kimse bu paraları nereden bulduklarını sormadı.
 
Bugün geldikleri noktada önce tedarikçilerini, yani meşhur 250’yi aşkın piyasayı batırmaya başladılar. Zira bunların normal bir işletme gibi ödeme yapma alışkanlıkları yoktu. Hazine arazileri üzerinden gelir paylaşımıyla haksız rekabet yarattılar.
 
Kamu İhale Kanunu neredeyse sonradan müteahhit olanların ihtiyaçlarına göre tasarlandı. Bugün dev projelerde (!) hem parayı içeriden alan, hem müşteri garantisi isteyen yapılarıyla Hazine’ye zarar verirken, binaların ederi değil de değeri üzerinden bir çılgınlığın ve buradan da bankacılık sektörünü bile tehdit eden bir yapının adresi oldular.
 
İnşaat kaynaklı büyüme Türkiye’nin o kadar gözünü döndürdü ki, tekstilcisinden turizmcisine kadar herkes müteahhitliğe soyundu. Sektörde gerçekten müteahhit olanlardan başka herkes iş yapmaya başladı. Oysa 80’lerin ikinci yarısından 90’lara kadar kooperatifler başta olmak üzere acı tecrübelerimiz vardı. Ders almadık...
 
Bu inşaat çılgınlığı öylesine bir pozitif ayrımcılık yaşadı ki, neredeyse ülkede gerçekten onların dışında hiçbir sektör desteklenemez hale geldi. Çünkü bir kuyu gibi paranın tamamını tüketir hale dönüştüler. Üstelik borç alınmış paranın... Bugün sektörün yurtdışı borçluluk oranı, Türkiye ortalaması yüzde 30’larda gezerken yüzde 70’leri aşmış vaziyette.
 
Konut stoğu, yükselen maliyetler, kısılan ya da faizi artan krediler şu an önümüzdeki en büyük tehdit. Yeni inşaat yapmadığı anda batacak şirketlerimiz var. Ne yazık ki iktidar da reel sektörden inşaattan başka bir anlam çıkarmıyor.
 
Gelinen noktada yeni bir taleple ortaya çıktılar. Bankalar ucuz kredi veremiyor. Veremez; çünkü dünyadan pahalı borçlanabiliyor. Şimdi inşaat sektörü olarak bankanın kredi maliyetini, bilhassa faizlerin üzerinden Hazine’nin sübvanse etmesi talebini ortaya koyuyorlar.
 
Bu işsiz vatandaştan yazılımcıya, hazır giyim üreticisinden makine üreticisine kadar herkesin inşaat sektörünü desteklemesi talebinden başka bir şey değil. 5 yıl boyunca 8 puanlık bir faiz sübvansiyonu istiyorlar.
 
Peki adama sorarlar: Niye? Yani sizin bilişim, turizm, kimya, ayakkabı, telekomünikasyon gibi sektörlerden farklı özelliğiniz ne? Yaptığınız telafisiz yanlışlar...  O zaman bunun bedelini ödeyeceksiniz. Birileri size kanıp, diğer sektörleri unutup, sadece inşaat yaptırdıysa, onlar da siyaseten sorumluluğunu sırtlayacak.
 
3 boyutlu baskı makineleriyle inşaat tekniğinin değiştiği, maliyetlerinin bile yok noktasına koştuğu bir çağda, siz beton dökün ve hedefini şaşırmış binalar yapın diye neden destek verilsin? Aslında sorunun yanıtı, talebin içinde gizli.
 
İnşaatçılar buna ‘altın vuruş’ diyorlar. Altın vuruş, uyuşturucu müptelalarının artık zehirden tatmin olmadığı için, yüksek dozda kendilerine vurduğu eroinin tanımıdır. Sonucu da kesinlikle ölümdür. Bence iktidar bu bağımlılığa ölüm vuruşu yaptırmak yerine, tedavi anlamına gelecek işlere imza atmalı.
 
Çünkü bunun sonu gelmeyecek. Zira son ortaya çıktıkları talebin, Türkçemiz’de deyimleşmiş hali var. Yüz verdik, astar istiyorlar. Buna prim vermeyin.

Çetin Ünsalan
ulusal.com.tr
[email protected]
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.