"Hrant Dink cinayeti Ergenekon kumpası için tertiplendi"

Abone ol

Hrant Dink soruşturmasını yürüten İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu'na gönderdiği raporda şu ifadelere yer verdi:

Hrant Dink'in öldürüleceğine yönelik gönderilen yazı ve F-4 raporunun, gereği yapılmak üzere, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütünün takibine yönelik gayri resmi olarak kurulan C-5 (Ulusalcılık) Bürosu'na verildiği tespit edilmiştir.

C-5'İN KUCAĞINDA

Aydınlık gazetesinden Mehmet Bozkurt'un haberine göre, Emniyet raporu: C-5' Ergenekon'a yönelik gayrı resmi kuruldu. Dink'in öldürüleceğine yönelik gönderilen yazı ve F-4 raporu C-5'e gönderildi. Dink'i öldüren Yasin Hayal grubunun C-5 tarafından takip edilmesiyle, FETO tarafından iddia edilen Ergenekon operasyonlarına zemin hazırlamak için Dink cinayetine göz yumuldu.

Hrant Dink soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun sorusu üzerine Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığından gönderilen Daire Başkanı Engin Dinç imzalı yazıda C-5'in Ergenekon'a yönelik gayrı resmi kurulduğu belirtildi: "Hrant Dink'e suikast yapılacağı ile ilgili evraka bakmakla görevli büronun C-2 olduğu ancak Hrant Dink'in öldürüleceğine yönelik gönderilen yazı ve F4 raporunun, gereği yapılmak üzere, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütünün takibine yönelik gayri resmi olarak kurulan C-5 (Ulusalcılık) Bürosuna verildiği tespit edilmiştir."

'GÖZ YUMDULAR'

Raporun devam eden paragrafında ise oldukça çarpıcı bir tespit yapıldı. Dink'i öldüren Yasin Hayal grubunun "Ulusalcılık" faaliyetine bakan C-5 Büro tarafından takip edilmesi raporda şöyle değerlendirildi: "Kamuoyunda Hrant Dink cinayetine Fethullahçı Terör Örgütü (FTÖ) / Paralel Devlet Yapılanması (PDY) tarafından iddia edilen Ergenekon Terör Örgütüne yönelik düzenlenecek operasyonlara zemin oluşturma amacıyla, bilinçli olarak göz yumulduğu iddialarıyla örtüşmekte." Savcılığın hazırladığı ve bugün yargılama konusu iddianame ile Emniyet raporlarında, FETÖ yapılanması içinde olan emniyetçilerin, Dink'in öldürülmesine, Ergenekon'a zemin oluşturmak için "göz yumdukları" açıkça ifade ediliyor. Şimdi Dink davasının görüldüğü mahkemede dönemin istihbartçılarını yargı karşına çıkaran iddia şu: "Somut olayda şüpheli Ramazan Akyürek. Ali Fuat Yılmazer ve Coşgun Çakarın Emniyet Teşkilatı içinde Gülen Cemaati olarak tanımlanan bir yapılanmayı gerçekleştirerek, sonradan kumpas olduğu anlaşılan Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmaları başlatmayı amaç edinen silahlı terör örgütünün yöneticilerinden olduğu, bu anlamda, amaç suçun gerçekleştirilmesi için Hrant Dink cinayetinin araç suç niteliğinde olduğu..."

SÜRECİ GÜLEN BAŞLATTI

Yaşanan sürecin işaret fişeği 2005'te atıldı. Fethullah Gülen 8 Ekim 2005'te Aktüel Dergisine verdiği demeçte "Ulusalcı dalgayı aşacağız" demişti.

Gülen'in bu açıklamasıyla, bugün FETÖ suçlamasıyla yargı önüne çıkarılan isimlerin Emniyet'teki o dönem faaliyetlerinin paralellik göstermesi tesadüf değil. Bu isimlerin görev yaptıkları yerler izlendiğinde özellikle lstahbarat Daire Başkanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne odaklandıkları ve etkili makamlara yükseldikleri dikkat çekiyor.

Emniyet'in Ulusalcılığı brifingde ele aldığı ve Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi'nin faaliyetleri altında değerlendirildiği ortaya çıkmıştı. Brifingte "Ulusalcıların kullandığı aşırı yaklaşımların amacını aştığı ve propaganda amaçlı önemli bazı gelişmeleri tetiklediği" iddia edilmişti. Gerekli mevkiler ele geçirildikçe her kazanılan mevzide Gülen'in işaret ettiği hedefe ateş edildi. Peki. Gülenciler bu kadroları nasıl ele geçirdi? Ali Fuat Yılmazer'in 2005'te girdiği İsitahbarat Daire Başkanlığı'nda Ergenekon'a zemin hazırlayacak gerekli alt yapıyı kurduktan sonra Ergenekon operasyonlarını başlatmak için 28 Mart 2007'de İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne geçti. Bu nasıl oldu?

Dink cinayetinden 6 gün önce İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, İstihbarat Daire Başkanlığı Personel Şube Müdürü Coşkun Çakar tarafından Ankara'ya İstihbarat Daire Başkanlığı'na çağırıldı. İstihbarat Daire Başkanlığı'nda Şube Müdürü olarak görev yapan Recep Güven'in lojmanında yapılan görüşmede Coşkun Çakar, Ahmet İlhan Güler'e "İstanbul'u derhal terk edeceksin, seni İstanbul'da müdür olarak istemiyoruz' dedi. Bu konu sorgulamada taraflara soruldu. Tanık Fikret Salmaner olaya şahit olduğunu doğruladı.

Ahmet İlhan Güler İstanbul'a dönerek olayı dönemin İl Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'a anlattı. Cerrah'ın direnmesi sayesinde planlanan değişiklik gerçekleşmedi. 6 gün sonra Dink öldürüldü.

Cinayetten 10 gün kadar sonra yürütülen idari soruşturma sırasında , Ahmet İlhan Güler, "cinayetin önlenmesi konusunda kusurlu ve sorumlu" bulunarak açığa alındı. Yaklaşık 1 ay sonra Ali Fuat Yılmazer'in İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne ataması yapıldı.

50 SANİYEYLE DANIŞTAY'DAN ERGENEKON'A

Güler'in İstanbul İstihbaratından alınma gerekçisi ise daha başka. 17 Mayıs 2006'daki Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan ile emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin arasında, saldırıdan 6 ay önce "50 saniyelik" bir telefon görüşmesi gerekçe gösterilerek, Tekin ile Danıştay saldırısı arasında bağlantı kurulmak isteniyordu.

Danıştay cinayetinden kısa süre sonra, kendisini Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muharrem Durmazın aradığını kaydeden Güler, ifadesinde şunları anlattı: "Danıştay cinayetinden 7-8 ay kadar önce Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan arasında bir ilişki, bağlantı olduğunu söyledi. İlişkinin boyutunu sordum. Bana telefon irtibatı olduğunu söyledi. Ben de 'yoğun bir irtibat var mı' dedim. Cinayetten 7-8 ay önce kadar Alparslan Arslan'ın araması üzerine Muzaffer Tekin ile 50 küsür saniyelik bir görüşme olduğunu söyledi, içeriğinin eylem ya da örgütsel bağla ilgisini sordum. Durmaz ise 'Önemli değil biz bunu ilişkilendiriyoruz' cevabını verdi. Ben de Durmaza bu yaklaşımın doğru olmadığını ve ahlaki bulmadığımı söyledim. Bu görüşmeden birkaç gün sonra Muzaffer Tekin'in evinde arama yapıldı. Süs olarak kullanılan boş mermi kovanları da suç deliliymiş gibi bu aramalarda tutanaklara geçirildi."

Danıştay saldırısıyla Ergenekon kumpası arasındaki bağı İstanbul Emniyet Müdürlüğü koparmıştı. 1 yıl sonra gelen Dink cinayeti de aynı engele takılmak üzereydi.

İstanbul-Trabzon-Ankara hattındaki zincirin en zayıf halkası İstanbul'du. İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler devreden çıkarıldı. Yılmazer 29 Mart 2007 günü boşalan koltuğa oturdu. Kritik iş kotarılmıştı. 2 ay sonra da Ümraniye'de bombaların bulunmasıyla süreç başlatıldı.

ŞEFLER ÖNDE, BELGELER ARKADA

Ankara'da Daire Başkanlığı, Yılmazer'in ayrıldığı C Şube Müdürlüğü'ne iki ay sonra Lokman Kırcıh'yı atadı.

Kırçılı bu görevi 9 Eylül 2008'e kadar yaptı. Yılmazer ve Kırcılı'nın görev yaptığı dönemde C-5 Büro'ya, Ergenekon'la ilgili 131 evrak girişi yapıldı. Kırçılı daha sonra E Şubesi'ne geçti. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın 9 Temmuz 2015 günlü yazısında, Kırcılı'nın ayrılmasından sonra C-5'e Ergenekon'la ilgili bir evrak girmediği tespiti yapılıyor.

Kırçılı E Şube'ye gidince, şubedeki 10 polis de derhal gönderildi. Onların yerine farklı şubelerden 22 memur getirildi.

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama aşamasında Emniyet, MİT, Genelkurmay ve Jandarma ya Ergenekon Terör Örgütü'nün olup olmadığını sorduğunda, "Arşiv kayıtlarında böyle bir örgüte rastlanılmadığı" yanıtını aldı. Şube müdürleriyle birlikte evraklar da mı yer değiştirdi?

'C-5 BİZE SÖYLENMEDİ'

Dönemin İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Necmettin Emre savcılık tarafından alınan ifadesinde yasadışı C-5 Bürosuyla ilgili şunları söyledi: "Ben İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürlüğünün görev alanını biliyorum, esas itibariyle azınlıklar, irticai faaliyetler, sağ terör örgütleri, radikal ve dini motifli terör örgütlerine bu şube bakar, ben C1 C2 C3 bürolarını hatırlıyorum ama bana sormuş olduğunuz C5 bürosunu hatırlamıyorum."

Savcının "Büronun esas itibariyle ulusalcılık faaliyetlerine baktığı ve kamu oyunda yankı yaratan diğer önemli davalara baktığı" yönündeki sorusuna ise: "C5 bürosunun kurulduğu ve böyle bir görev verildiğini ve neden böyle bir gruplamanın yapıldığına yönelik hiç bir bilgim yoktur, ancak böyle bir yeni bir büro kurulduğu taktirde ve böylesine önemli görevler verildiği taktirde bu yapılanmanın mutlak suretle daire başkanmın bilgisi dahilinde yapılması gereklidir, benim görev yaptığım dönemde C5 bürosunun kurulduğuna dair bir bilgim yoktu, bu konuda bize herhangi bir bilgi verilmemiştir."

FETULLAHÇILAR ERGENEKON İKLİMİ YARATTI

Fetullahçılar Türkiye'de, ulusalcılığı hedefe koymakla birlikte bir iklim yarattılar. Önce azınlıklara yönelik cinayetler işlendi. Liberal koro adeta çığırtkanlığa başlayıp Türkiye'nin kurucu iradesini ve millet devlet geleniğini "kontrgerillacılıkla" özdeşleştirdi. Hrant Dink cinayetiyle bu anlayış zirveye çıktı. Siyasi iradesi o dönem bu rüzgarla oy topladı. Türkiye teleziyonlardan, gazetelerden yapılan bombardımanla oyalanırken, Gülen'in kadroları devletin kuytu köşelerinde cellat, kamuoyu önünde ise kahraman gibi hareket etti. Üniformaları üzerlerinden alınınca gerçek yüzlerini gördük. Türkiye'de infial yaratan olayların bir silsilesini yapalım. Gülen'in 2005'teki açıklamasından önceki ve sonraki Türkiye'nin fotoğrafını çekelim. Bu yapının Türkiye'ye ödettiği faturanın bedeli çok büyük.

Ali Fuat Yılmazer tarafından Danıştay saldırısından hemen sonra kurduğunu kabul ettiği C-5 işliyordu. Ergekekon'la ilgili belgeler toplanıyordu. 2006-2008 arası C-5'e Ergenekon'la ilgili 131 evrakın girdiği tespit edildi. Yılmazer'le birlikte operasyon üssü İstanbul oldu. Şimdi çalışma sırası İstanbul'daydı. Taraf gazetesinin ilk sayısı 15 Kasım 2007'de çıktı. Taraf hemen "tarafını" seçti. Bavulcusu, polisi hepsi "gazeteci" olmuştu. Özellikle TSK'yı hedef alan manşetlerle sahneye çıktılar. Yazarları ulusalcılığa hücum eden yazıları peş peşe yazdı.

ulusalkanal.com.tr

Pazartesi yapılacak Bakanlar Kurulu’na Erdoğan başkanlık edecek Gündem Pazartesi yapılacak Bakanlar Kurulu’na Erdoğan başkanlık edecek Gündem Polisten Beyoğlu esnafına 1 Mayıs şoku Gündem Darıca Belediye'si öğrencileri şehit dedeleri ile buluşturdu Gündem