Melih Aşık, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil, Ali Sirmen, Soner Yalçın YCHP için ne dediler? ''AKP'nin ambulansı...''

Abone ol

AKP'NİN AMBULANSI

Kılıçdaroğlu parti yönetiminde yapılan tasfiye sonrasında iktidarla “zıtlaşmama” stratejisini benimsedi. Wikileaks’in yayımladığı Stratfor belgelerinde müjde verir gibi, yeni yönetimin “AKP’yle zıtlaşmadığı, hatta bir adım önde gittiği” bilgisi veriliyordu. Yılmaz Özdil Haziran 2012'de şöyle diyordu: “AKP ne zaman zorda kalsa imdadına CHP yetişiyor. AKP’nin ambülânsı gibi faaliyet gösteriyor. Y-CHP denilen mesele, AKP’nin iktidarını 10 sene daha sürdürmesini sağlayacak projedir.” (Ayşenur Aslan'la söyleşi, akt. İsmet Özçelik, Aydınlık, 9 Haziran 2012)

Özdil, bu görüşünü defalarca tekrarladı. Ekim 2014'te, Halk TV'de Uğur Dündar'ın Halk Arenası programında "Yeni CHP'de CHP'lilere yer yok. Yeni CHP AKP'nin iktidarda kalma projesidir" diyordu. (23 Ekim 2014, ensonhaber.com) AKP destekçisi çevrelerde bile “Muhalefetsiz demokrasi olmuyor” diye alayla karışık eleştiriler yapılıyordu. (Fatih Çekirge, Hürriyet, 11 Mayıs 2012.) Bekir Coşkun ise şöyle yazıyordu: “Salı günleri konuşmaktan akıllarına bir şey gelmiyor”, “Normalde muhalefetler iktidarları düşürmez mi? İktidar muhalefeti düşürecek. Eh… Müstahak.” (Cumhuriyet, 13 Nisan 2013) Tevhidi Tedrisat’ı temelden ortadan kaldıran Yasa 30 Mart 2012 tarihinde Meclis’te oylanırken Kılıçdaroğlu 47 milletvekili ile birlikte Meclis dışındaydı. Bir kısım milletvekillerini de yanına alarak İzmir’e gitti. Gazeteci Melih Aşık'tan okuyoruz: “Kemal Kılıçdaroğlu dinsel istismar sürecinde AKP’yle tam uyum içinde.” (Milliyet, 5 Nisan 2012.) CHP tarihinde hiçbir genel başkan, laiklikle ilgili böyle bir eleştiriye muhatap olmadı.

BİZİM PARTİYİ KİM KURCALADI DİYE SORULMAYACAK MI? 2013 yılında Baykal'a kaset tertibi bizzat Tayyip Erdoğan tarafından itiraf edildiğinde Yılmaz Özdil'in yazdıkları: “…Deniz Baykal’a komplo kurulduğu bizzat Tayyip Erdoğan tarafından itiraf edildiğine göre… Salağa mı yatacak Y-CHP? Duymazdan mı gelecek? Bizim partiyi kim kurcaladı, kim dizayn etti diye sormayacak mı? Ulusalcılar birer birer kapının önüne konurken… Nasıl oldu da, bi kolumda özerkçileri, bi kolumda liboşları buluverdim diye merak etmeyecek mi?” ( Hürriyet, 27 Aralık 2013) Gazeteci Soner Yalçın ise şöyle diyordu: “Başbakan Erdoğan Deniz Baykal’a bir ‘kaset komplosu’ düzenlendiğini ve bunun ‘C’ [Cemaat] tarafından yapıldığını ilân etmiştir. İhbarı değerlendirmek ve komplonun hesabını görmek CHP’nin görevidir.” (Sözcü, 27 Aralık 2013) Bu uyarı ve tepkilere karşın geçen 5 yıl içinde Baykal'a yapılan tertibin adı bile anılmadı. CHP yönetimi tertibin hesabını sormak için parmağını oynatmadı.

GESTAPO'YLA İŞBİRLİĞİNİ TARİH AFFEDER Mİ? CHP, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde umudunu Cemaat’in ifşa edeceği Tayyip Erdoğan’ı koltuğundan edecek kasete bağlamıştı. Bütün bir CHP örgütü bu kaseti bekliyordu. Kılıçdaroğlu işi Ergenekon-Balyoz tertiplerinin 1 numaralı ismi savcı Zekeriya Öz’ü sahiplenmeye kadar vardırdı; hatta kefil oldu: “Uzun yıllar devlete hizmet vermiş bir savcıdır; söyledikleri büyük bir olasılıkla doğrudur” diyordu. (10 Ocak 2014 tarihli gazeteler.) Soner Yalçın seçimlerin ertesi günü durumu şöyle özetliyordu: “CHP takiyeci oldu! Dünün rezilliğinin baş aktörü Cemaat’ten yarar bekledi. Seçim propagandasını Cemaat kasetlerinin tape’lerine bıraktı. Kurnaz sağcıları, Gladyo piyonu Cemaatçileri el üstünde tutarak CHP’lilerin çalışma azmini, direncini yok etti. (Sözcü, 1 Nisan 2014) Türkiye’de bu tertipçi başını Cemaat dahil kimse Kılıçdaroğlu gibi cansiperane savunmadı. Genelkurmay başkanı dahil, TSK’nın yüzlerce seçkin komutanını, siyasi parti genel başkanı ve onca aydını sahte belgeler, gizli tanıklarla zindanlara doldurma suçu “devlet hizmeti” diye aklandı. Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve yazarları Kılıçdaroğlu’nu çok sert sözlerle uyardılar. Soner Yalçın, “CHP, ‘Gestapo’yla örtülü bir işbirliği yapabilir mi? ‘Paralel Devlet’e göz yumabilir mi, tarih affeder mi” diye soruyordu. (Sözcü, 27 Aralık 2013) Soner Yalçın’ın “örtülü” dediği işbirliği, ilerleyen günlerde açık işbirliğine, hatta “ittifaka” dönüştü.

BÖLÜNMEYE ÇANAK TUTUYOR 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde PKK, terörü tırmandırarak pazarlık gücünü arttırmak peşindeydi. Aylardır yollar kesilip, çocuklar dağa kaçırılıyor, askere ateş açılıyor, şantiyeler basılıyor, kalekollara yük taşıyan araçlar yakılıyordu. Hükümet ise, bu süreci seyretti; Yeni yol haritası için kamuoyu oluşturmada değerlendirdi. CHP’nin tavrını ise Gazeteci Melih Aşık şöyle yazıyordu: “Koca devlet bir terör örgütüne teslimiyetin yeni aşamalarını hazır etmiştir. Bu arada CHP ne yapıyor, derseniz… Susarak AKP’nin verdiği tavizleri dolaylı yoldan desteklemektedir… CHP bölünmeye çanak tutuyor.” (Milliyet, 3 Haziran 2014)

O ÇATI ALTINDA NE ARIYORSUNUZ? Tayyip Erdoğan her fırsatta CHP’nin köklerine, İnönü’ye saldırılarını sürdürdü. İnönü’ye “faşist diktatör” diye hakaretler ediyor; “Diktatör görmek isteyen Millî Şef’e [İnönü] baksın” diyordu. Ama CHP yönetiminden bir tepki gelmiyordu. Dahası Kılıçdaroğlu, F tipi’nin en hararetli savunucularından gazeteci Serdar Turgut’a şöyle demişti: “AKP iktidarına karşı mücadele ederken ben bazen kendimi 1940’lar CHP iktidarına karşı mücadele ediyormuş gibi sayıyorum.” Melih Aşık soruyordu: "Erdoğan her fırsatta CHP’nin köklerine saldırırken Kemal Bey de ona eşlik ediyor. Acaba CHP içinde partisini bu suçlamalara karşı savunacak kimse kalmadı mı? Sayın Kılıçdaroğlu ve muhterem CHP’liler! Partinizin geçmişi böylesine karanlık ise siz o çatı altında ne arıyorsunuz?” (Milliyet, 15 Mart 2012) Melih Aşık bir başka yazısında da şöyle yazıyordu: “Bu haliyle CHP nasıl iktidar alternatifi olabilir? En büyük sıkıntı nedir derseniz, partinin bir ideolojisi yok. Bu ideolojiye dayalı programı, projeleri vs. yok. Kemal Bey göreve gelince partinin mevcut programını elinin tersiyle itti. Temel ilke ve politikaları terk etti. Partinin adını Y-CHP koydu.” (Milliyet, 5 Mayıs 2012.) Ali Sirmen ise gelinen yeri şöyle eleştiriyordu: “Kimlik sorununun çözülememesi halinde -CHP’nin- bir işlevi kalıp kalmadığı sorusu da gündeme gelecektir.” (Cumhuriyet, 26 Kasım 2012.) ACİL TEZKERE ÇIKARALIM AMA... Ekim 214'te Hükümetin Irak tezkeresi Meclis'ten geçti. Hemen ardından Kılıçdaroğlu yeni bir tezkere çıkarılmasını önerdi: “Halkımızın akrabalarını IŞİD terör örgütünün öldürmesine izin vermeyelim” diyordu. “Akrabalarımız” dediği, Ayn El Arap (Kobani) bölgesindeki PKK’nın Suriye kolu PYD ve onun silahlı gücü YPG güçleridir. Kılıçdaroğlu’nun “Kobani”ye müdahele gerekçelerinin Tayyip Erdoğan’ın geçmişte Suriye’ye müdahele gerekçelerinden bir farkı yoktu. Erdoğan da Suriye’ye, kendi “akrabaları” "müslüman kardeşleri"ni Esad’ın "zulmünden" kurtarmak için girmek istiyordu.

Yılmaz Özdil Kılıçdaroğlu’nun yeni tezkere talebi için şöyle yazıyordu: “Acil tezkere çıkaralım, ama Suriye’ye girmek için değil, chp’yi bu yeni chp tayfasından kurtarmak için çıkaralım." (Sözcü, 14 Ekim 2014)

ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARIR GİBİ Kılıçdaroğlu'nun ABD Büyükelçisi Ricciardone’yle bir otel odasında baş başa yaptığı görüşmede Ekmel Bey’in adaylığının konuşulduğu yazıldı. Gazeteci Melih Aşık Ekmeleddin isminin “şapkadan tavşan çıkarılır gibi” partinin önüne konduğunu söyleyerek soruyordu: “İsmin son dakikada ortaya çıkması bir başka merkezden ‘tebliğ edildiğini’ de gösteriyor. Neresi o merkez? Galiba bizim asıl kurtulmamız gereken Recep Tayyip Erdoğan değil, bu Kılıçdaroğlu ile Bahçeli.” (Milliyet, 16 Haziran 2014) “Artık biliyoruz” diyen Soner Yalçın ise İhsanoğlu isminin Abdullah Gül’den geldiğini açıkladı: “Bahçeli, Çankaya Köşkü’ne çıktı. Gül’den ‘Ekmel Bey’ adını aldı. Bunu Kılıçdaroğlu’na götürdü. Ve Kılıçdaroğlu, kendi adaylarıymış gibi ‘Ekmel Bey’ adını Bahçeli’ye sundu. İkili 20 dakika sonra ‘biz anlaştık’ diye çıktılar.” (Sözcü, 19 Haziran 2014) İhsanoğlu Tayyip Erdoğan'ı kazandırmak için bulunmuş isimdi. AKP'nin tabanından da oy çekeceği söyleniyordu, tersi oldu; CHP ve MHP'nin toplam oyundan yaklaşık 5 milyon daha az oy aldı. Kılıçdaroğlu seçim sonuçlarından hiç bir ders almadığını gösterdi. “Bugün seçim olsa yine CHP’nin adayı olarak Sayın İhsanoğlu’nu gösterirdim” diyordu. Yılmaz Özdil ise şöyle yazıyordu: “Bi anlık gaflet değildir. Beş yıllık dalalettir. Israrla haykırıyorum… TSK’ya kurulan kumpas, CHP’ye de kuruldu. Y-CHP’nin başına paraşütle indirilenlerin amacı, partiyi partisizleştirip BOP Eşbaşkanı zihniyetini olabildiğince iktidarda tutmaktır…Amerikan mandacılarınızı, ikinci cumhuriyetçilerinizi, tescilli ajanlarınızı, goygoycu gazetecilerinizi alın… Tıpış tıpış, bırakın gidin kardeşim.” (Hürriyet, 12 Ağustos 2014) Bekir Coşkun da Kılıçdaroğlu’na şöyle sesleniyordu: “Orada oturmaya devam mı? Bitmedi mi işleviniz?…Yetmedi mi?” (Sözcü, 12 Ağustos 2014)

ulusalkanal.com.tr

Neden Vatan Partisi’nde bir fedaiyim? Medya Eren Öztürk yazdı: Hiç yokmuş 1915 bir yokmuş 2015 Medya Özer Sürmeli yazdı! Sansürde son nokta: Yayın Hakkını Engelleme Medya Irak Türkleri Yardımlaşma Derneği’nden Aydınlık gazetesine teşekkür plaketi Medya