Bankacılar ve risk algıları

Çetin Ünsalan Yazar ulusalkanaliletisim@gmail.com

Dünyada ekonomik anlamda herkesin aklı karışmış vaziyette. Bir tarafta yeni bir ekonomiye geçiş süreci, öte tarafta pandeminin yarattığı sorunlar, bir yanda tüketim ekonomisinin yarattığı arz fazlası öte yanda finansmanın kısıtlanan yapısı…

İşte bu dengesizlik içerisinde herkes yarına ilişkin ne olacağı sorusunun yanıtını arıyor. Şüphesiz son dönemde ülkelere göre değişiklik gösterse de döviz, altın, kripto paralar gibi yatırım araçlarına yönelim de bu bilinmezliğin eseri olarak ortaya çıkıyor.

Baba filminde ‘parayı takip et, gerçeği bulursun’ repliği vardır. Hepiniz hatırlarsınız... O zaman biz de parayı yönetenlerle yapılan bir araştırmanın sonuçlarından belki ne olacağını değil, ama bizi nelerin beklediğinin yanıtını bulabiliriz.

Ernst & Young, Uluslararası Finans Enstitüsü ile birlikte bu yıl onbirincisi gerçekleştirilen ‘Global Bankacılık Risk Yönetimi Anketi’nin sonuçlarını açıkladı. Rapor özetle bankaların risk yönetme gündemlerine ve öngörülerine ışık tutuyor.

Meseleyi sadece bankacıların görüşü olarak da görebilirsiniz. Ama ortaya konulan risk algısı ve paylaşılan yanıtlar, bize önümüzdeki dönemde bazı gelişmelerin ve sorunların da haberini veriyor.

Şüphesiz bir çok yanıt var; ama risk algısı adına bakarsanız üç başlığın öne çıktığını görüyorsunuz. Bunların başında uzun vadeli riskler adına iklim krizi ilk sırayı alıyor. Yöneticilerin yüzde 91’i önümüzdeki 5 yılın en önemli riskinin bu olduğunu düşünüyorlar.

Peki bu neden önemli? Bize ne anlatıyor? Eğer finansı yönetenlerin risk algısı bu yönde şekillendiyse bazı sonuçlar çıkarabiliriz. Öncelikle bundan böyle finansman kullanımında bu başlığın karşınıza çıkacağından emin olun.

Yani dünyanın en iyi bilançosuna bile sahip olsanız, çevreye duyarlı bir faaliyet içinde değilseniz, karbon emisyonu ile ilgili kaygılarınız yoksa, çevreye zararlı bir enerji türü kullanıyorsanız ya kredi talebiniz geri dönecek ya da çok daha maliyetli bir biçimde karşınıza gelecektir.

İkincisi iklim krizinin hiç konuşulmayan tarım boyutu var. Bu faktör gelecekte tarım ve tarımsal üretime yönelik kredilerin destekleneceğini, ama aynı zamanda da kuraklaşma, afet ve benzeri risklerle birlikte sigorta maliyetlerinin artacağını anlatıyor.

Bir diğer boyutuyla yenilenebilir enerji kaynaklarının ve çevreye duyarlı projelerin finansmana rahat ulaşacağının da ipuçlarını veriyor. Türkiye’nin de ekonomik gerçeklerini bir an önce bu doğrultuda yapılandırması gerekir.

Uzun vadeli risklerde ikinci başlığı ise yüzde 83 ile küresel ekonomideki toparlanma oluşturuyor. Bunun çok üzerinde durmayacağım, çünkü zaten pandemide ders çalışanların az hasar alacağı, laf üretenlerin yıpranacağı bir süreci yaşayarak öğreneceğiz.

Kısa vadeli risklere bakarsak bir numaralı başlık yüzde 98 oranla kredi riski. Kısa vade ne demek? 12 ay içinde gerçekleşecek bir fotoğrafın paylaşılması anlamına gelir. Bu nedenle 2021 – 2022 döneminde bu risk algısına paralel paranın daha da maliyetleneceğini söyleyebiliriz.

Hatta bizim gibi ülkeler için para bulmak zorlaşacağından döviz karşısında kırılganlığın ve kredi ödemelerinde sorunun büyüyeceğinin de habercisi niteliğinde. Böyle bir sürece borçsuz ya da ödenenebilir borç yüküyle giren işletmelerin ve bireylerin çok avantajlı olacağını, hatta fırsatlar yakalayabileceğini de öngörmek mümkün.

Elbette bu göstergenin şirket evlilik ve satınalmalarını da hızlandırması muhtemel. Burada sermaye bakımından güçsüz olanlar için zor bir süreç yaşanacağını söyleyebiliriz. O yüzden ekonomi yönetiminin nitelikli ama sermaye bakımından darbe görmüş firmaların, pazar payları ile birlikte yok pahasına satılmaması için önlemler alması gerekir.

Kısa vadeli risklerin banka yöneticileri cephesinde ikinci başlığını ise siber güvenlik oluşturuyor. Bilhassa pandemide dijital ekonomiye geçişin hızlanması, yıllardır yeterince önem verilmeyen siber tehditlerin de öneminin anlaşılmasını sağladı.

Bu demek oluyor ki, gelecekte verimlilik ve pazarda etkinlik adına üretimden ticarete dijitalleşirken siber güvenlik önlemlerini dijitalleşmenin önüne koymalıyız. Aksi takdirde zaten bir saldırı anında zarar göreceğiz, ama saldırıya uğranmasa da finansman kullanımında sorgulanan bir başlık olarak bununla tanışacağız.

Sözün özü şu ki; bankacıların risk algısının değişmesi paranın da, ticaretin de yeniden şekilleneceği anlamına geliyor. Bundan sonra paranın maliyetli, ticaretin zorlaştırıcı etkilerinin arttığı ve sadece sürdürülebilirliğe inananların hayatta kalacağı bir döneme girdiğimiz çok açık.

Tüm yazılarını göster