Or[m]an’ın ormanları esin kaynağı

Abdullah Gürgün Yazar gurguna@hotmail.com

30 Ekim günü Ankara Cumhuriyet Liseliler (ACL) 4. Ormanlarının fidanlarını diktiler. İlk üçü Şirince’de 15.000 kadar ağaç… Sonuncu Ankara’da, 3500 ağaç… Devamı gelecek… Darısı anaokullarından üniversitelere dek tüm diğer okullarımızın başına… ACL Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Bayraktar esin kaynağının Yavuz Oran olduğunu söyledi.

Yavuz Oran’a Yavuz Orman diyenler çoğaldı. Ben “ORMANCI” diyorum, çünkü her şey sevgili arkadaşım Avukat Yavuz Oran’ın beyninde bir şimşek çakmasıyla başladı.

Yavuz çok yönlüdür. Hukukçuluğu yanı sıra yazar, çizer, sunar, oynar, iş bitiricidir... Aynı zamanda sihirbazdır pardon illüzyonisttir (Bilimsel olmadığından “sihirbaz”lığı kabullenmez). Şapkadan güvercin, tavşan da çıkarır orman da...

Nasıl bitirdi orman kurma işlerini? Ormancı Yavuz roman yazar gibi anlatsın, sabırla okuyalım; belki hepimize esin kaynağı olur... Söz Yavuz’da:

xxx

NEDEN AĞAÇ, NEDEN ORMAN?

Çünkü“Tek ve hür yaşayan o ağaç” örneğin bir tek çam ağacı 24 saatte 1000 kişinin tükettiği karbondioksiti oksijene dönüştürüyor.Havadaki oksijenin yaklaşık %60’ını ormanlara borçluyuz. Bir futbol sahası kadar çam ormanı yılda 30 ton oksijen üretir, havadaki 36 ton tozu süzer, ormanlar, kar ve yağmur sularını ağaçlarındaki yapraklar, dallar, gövdeler ve kökleri ile tutarak, selleri önler, yeraltı sularının oluşmasına yardım eder. (Yetişkin bir kayın ağacı kökleri ile10 ton su tutabilir). Ormanlar, erozyonu önler derken, 1 cm kalınlığındaki toprağın oluşması için 4 asır gerektiğini ve ülke topraklarımızın % 90’ının erozyon tehdidi altında olduğunu bilmemiz gerekir. Ağaçları akıllıca kullanarak, istediğimiz yerlerde gölge oluşturabilir, rüzgarı kırabilir, selleri, heyelanı ya da kar yığılmasını da engelleyebiliriz. Ağaçlar, bulundukları yere doğal güzellikler verirken rekreasyon ortamları ile dinlenme, rahatlama, gezi ve kamp olanağı sağlayıp beden ve ruh sağlığımız açısından da büyük katkılar sağlarlar. Turizme katkıları ise, bambaşka boyutlardadır.Flora bakımından oldukça zengin olan ülkemiz ormanlarında 10.000’e yakın bitki türü mevcuttur. (Bunlardan 3.000 adedi endemiktir; yalnız ülkemizde yetiştir). Ormanlar bitki örtüleri ile yaşadıkları toprağın içinde karbon depolanmasını sağladıklarından, iklim üzerinde olumlu etkiler yapar. Aşırı sıcaklıkları düzenler, sıcağı soğuğu dengeler, yaz sıcaklığını azaltırken, kış sıcaklığını artırarak bir ısı tamponu görevi yapar, radyasyonu da önlerler.Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Rüzgarın hızını azaltarak toprak ve kar savurmalarını ve rüzgarın kurutucu etkisini yok eder. Bu nedenle açık alanlara oranla ormanlarda gündüzler serin geceler ise sıcaktır.

Bir tek ağacın bile benzersiz 50 - 60 çeşit ürün üreten muhteşem bir fabrika olduğunu kavramak çok etkileyicidir. Çok az sermaye ve emek ile kurulabilen, sürekli kendini yenileyen, dünyanın en verimli fabrikalarıdır ağaçlar.

Tam da bu noktada Türkiye’deki orman varlığını oluşturan ağaç sayısının 8 milyar olduğunu ve ülkemize kazandırdıklarını düşünmek aklımızı zorlar. (2 milyar kadar meyve ağacını hesaba katmıyoruz.)

Sen, ben, nüfusumuzun sadece dörtte biri, 10 yıl boyunca yılda sadece 50 fidan dikebilsek,

sadece 10 yılda 10 milyar ağacımız olur ki, bu, ülkenin dört bir yanında kendi kendine çalışan ve kendini sürekli yenileyecek olan binlerce fabrika, kalkınma, refah, doğal güzellik, kuraklık ve erozyonun olmadığı, çok daha sağlıklı ve mutlu bir dünya demektir.

Bütün bunları bilmeden, bir ağacın altında oturmak ve bir ormanda gezinmek bile içimizi mutlulukla doldurur. (Bildiğimiz tek bir neden dahi ağaca müthiş saygı duymamızı sağlar).

O ağacı kendi ellerimiz ile dikmiş ya da o ormanın oluşmasını sağlamış isek, yaşayacağımız mutluluk kat kat artar.

Menemen’deki çiftlikte ağaçlar ve bitkiler arasında geçen yaz tatilimden ayrı olarak, çocukluğum ve gençliğimin büyük bölümünde sıkı bir izciydim. Üniversite öğrenimimin son yılına kadar yaz kış demeden, yılda birkaç kez kamp yaptım. Ormanlarda, muhteşem dağ ve nehir manzaralarına hakim yemyeşil dünyaların doğal güzelliklerinin tam ortasında unutulmaz dostluklar, mutluluklar ve anılar edindim.Şurası kesin : Dağları, toprağı, çölü, kıvrıla kıvrıla uzanan bir kanyonu, bir ırmağı, evimizin bahçesini, caddeleri, sokakları ve parkları ile kentlerimizi, yollarımızı, okullarımızı, fabrikalarımızı, uzak ya da yakın gözümüzün gördüğü her yeri cennete çevirecek olan, sadece ağaçların ve ormanın sihirli varlığıdır.

ORMAN YASASI DEĞİL ORMAN TASASI VAR

Çalışma yaşamına atıldıktan sonra dinmeyen kamp özlemimin yerini, yakılan ya da kesilen ormanlar ile ilgili haberler ile birlikte derin acılar aldı. Ne denli benzersiz güzelliklerin yitip gittiğini kavrayabildiğiniz ölçüde, adeta en güzel anılarınızdan oluşan muhteşem bir geçmişi de yitirmiş gibi olursunuz.Çünkü bir tek ağacı bile benzersiz, muhteşem ve çok özel olarak algılayanların ve ancak böyle bir geçmişten gelenlerin anlayabileceği, diğer herkesten de çok daha derin yaşayacağı bir acıdır bu. Yanan bir ormanın uğultusu, hiçbir gözyaşı ile kıyaslanamaz. Yaydığı sıcaklık ancak güneş ile kıyaslanabilir. Ortamı cehenneme çeviren o kadar yüksek bir sıcaklıktır ki, bir tepe yanarken karşı tepedeki ağaçların birdenbire tutuştuğunu görürsünüz. Kurdu, çakalı, geyiği, yılanı, tavşanı, köstebeği, fareler, çekirgeler gibi sayamayacağınız kadar çok hayvan alevlerden ve dumandan kaçarken, havada kavrulup düşen kuşları, panik halinde daldan dala atlarken ateş toplarının yuttuğu sincapları ve yangından kaçan böcekleri avlayan diğer hayvanlardan oluşan hengameyi tarif edemezsiniz! Bu, filmlerde izlediğiniz en büyük meydan savaşından çok daha büyük, hiçbir canlıya yaşam hakkı tanımayan, eşi görülmedik bir toplu katliamdır. Belki 50, belki de 100metrelik dikey alevlerin etrafında ya da kilometrelerce uzunluktaki bir alev duvarının arkasında yükselen koyu mavimtrak ve siyahlı beyazlı yoğun duman dalgaları arasında göz gözü görmez.Havada bulut yoktur ama ortalık kapkaranlık olabilir. Bu curcunada yön kavramınızı yitirebilir, bir tepeden yuvarlanabilir, soluk alamayabilir, dumandan boğulabilir, bir kayaya çarpabilir, kaçan bir karaca ile çarpışabilirsiniz. Yangın, bir nehrin suları gibi akabilir, yön değiştirip, alevden şelaleler oluşturarak bambaşka bir yöne doğru atlayabilir. Alevlere yakın iseniz bir arabanın içinde olsanız bile dayanılmaz bir sıcaklık yüzünüzü ve ellerinizi yakmaya ve nefesinizi kesmeye yeter. Cildiniz gerilir, ağzınız dudaklarınız kururken, genziniz berbat bir şekilde yanar. Her yeri kaplayan o ağır yanık kokusu ile birlikte nereden geldiğini, anlayamadan yanan hayvan ve bitkilerden yayılan çok farklı kokuları da almaya başlarsınız. Geceleri alevlerden yansıyan parlak ve hareketli bir kızıllık, baktığınız bir yönü tamamen kaplayabilir. Gördüğünüz her kare, dehşetli bir yıkımın durdurulamaz akışını yansıtır.Yangından geriye kalanlarda tahammül ve hayal kabul etmez. Alevler ile birlikte başlayan kül ve is yağmuru bazen günlerce sürebilir. Rüzgarla birlikte yüzlerce kilometre uzağa da savrulabilir. Alevlerin toprağı dahi yakıp yok ederek gelip geçtiği her yer, koyu gri, mavi beyaz ya da simsiyah bir kül denizi ile kaplanır. Kalın dalları ve gövdelerinin yarıdan fazlasını yitirmiş halleriyle yere saplanmış gibi duran kömürleşmiş ağaç iskeletleri, yanan her bir ağacı simgeleyen mezar taşını andırır. Yaprak hışırtılarının yerini ölüm sessizliği, mis gibi havanın yerini ise ağır is ve yanık kokuları almıştır.Yer yer dumanı tüten, hatta minik alevlerle yanmasını sürdüren bu iskeletlerin arasından geçerken, kömürleşmiş hayvan cesetleri ve ne kadar da çok dedirten içi buhar olup uçmuş kaplumbağa kabukları, yaşanan vahşetin acımasız boyutunu simgeler. O bölge artık, dünya ile hiçbir benzerliği bulunmayan, ürkütücü bir başka gezegeni andırır. Bildiğin o cennetin geri gelmesi için bir şeyler yapmak ister ve hiçbir şey yapamamanın çaresizliğinde kahrolursun.(Her kim pis bir çıkar uğruna ağaç kesiyor ya da orman yakıyor ise insani duygulardan yoksundur. Böylelerinden nefret etmekle kalmaz, dehşet korkarım ben.)

O kahrolmanın ertesinde, diğer ağaçları korumak ve yanan yerleri yeniden yeşertmek için engellenemez bir arayış içine giriyor insan. İlk çaresizlik şokunu atlatanların yüzde onu “ne yapabilirim ve nasıl yapabilirim” diye kendine soruyor. Bu kitlenin de ancak binde biri çözüm bulma ya da katkı sağlama arayışı içine giriyor(ve genellikle bir dernek ya da şirket adına yapılan ağaçlandırmalara katkı sağlamakla yetiniyor). Geriye, kendi adına koru ve az da olsa, orman oluşturan en duyarlı yurttaş kesimi kalıyor olsa da sayıları toplam nüfusumuzun on ikibinde birini bile bulmuyor. Çünkü, ulusça geleceğimize dair ayrıntılı bir plan ya da programımız, büyük hayallerimiz, ajandamız ve hedeflerimiz olmadığı gibi kan verme ve ağaç dikme kültürümüz de yok bizim!

AĞAÇ SEVGİSİ VE ORMAN KURMA

2008Temmuz ayıydı. Annemi Karşıyaka’ya götürmek üzere Davutlar’daki yazlığından aldım. Selçuk’tan geçerken, kendimizi ödüllendirmeye karar verdik. Direksiyonu Şirince’ye kırdım. Minik bir turdan sonra, bir yerde oturup çay eşliğinde gözlemelerimizi yedik. Ardından, muhtarlığın önündeki kahvehaneye kurulup kahvelerimizi içtik ve pek fazla oyalanmadan, öğleden hemen sonraİzmir’e doğra yola koyulduk… Eve gireli yarım saat bile geçmemişti ki, saat 16.30 gib,i bütün televizyonlar, Şirince’de rüzgarın etkisiyle hızla yayılan ve kontrol altına alınamayan orman yangınını birinci haber olarak geçmeye başladılar. Bütün gece devam eden ve ancak ertesi gün söndürülebilen yangın felaketinin bilançosu, 700 hektardan fazla (700 futbol sahası kadar) orman alanının yok olduğunu gösteriyordu.

Sonraki aylarda, neler yapabileceğime dair sorular aklımdan hiç çıkmaz oldu. İlk başlarda, bir orman yaratmanın çok masraflı ve uzun vadeli bir iş olduğu düşüncesi ile yangın söndürme uçağı ya da helikopteri sayısını artırarak eldeki hazır ormanları korumanın daha akılcı olacağı inancına kapılmıştım.İnanması zor ama orman yangınlarının yüzde doksanı insan elinden çıkıyordu.İnsanların yangın çıkarmasını engellemek, uçak ve helikopter almaktan daha önemliydi.

2009 yılı Nisan ayının başında büromda bulunduğum bir sırada, “doktor ayağıma geldi!” Ege Orman Vakfı tanıtımı yapacaklarını söyleyen ve görüşme talep eden iki genç,aydınlatıcı ve inandırıcı cümlelerle Vakfı, amaçlarını, gerçekleştirdikleri uygulamaları ve hedeflerini anlattılar. Bir fidan 4 TLidi. Dilediğim kadar bağışta bulunabilirdim. Hatta istersem, 1000 fidanlık bir bağış yaparak kendi adımı taşıyacak bir koru ya da 5000 fidanlık Orman sahibi olabilirdim.Üstelik, ağaçlandırma alanları içinde Şirince de vardı! Diktiğim her fidanı yerinde görebilecektim. Daha da iyisi her fidanımın 5 yıl süre boyunca bakımı (ve tutmayan fidanların yerine yenilerinin dikilmesi de) bağış ücretinin içindeydi. Dilediğim zaman ve tutarda ödeme yapabilecektim ama bir koru ya da orman bedeli yatırmadan adıma bir levha asılmayacaktı. Tabela peşinde olmadığımı ve sadece ŞİRİNCE’de yanan alanlarda, bildiğim bir yerde bir ormanımın olmasını istediğimi bildirdim. Ertesi gün (14 Eylül 2009) saat 14.00’de Vakfın genel müdürü ile birlikte sözleşmeye imza koyduk. Bir hafta kadar sonra, yerinde, ağaçlandırmanın yapılacağı alanları belirlemeye gittiğimizde, yanmış orman alanları içinden, kömürleşmiş ağaç iskeletlerinin arasından geçerek, tek bir ağacın dahi bulunmadığı yaklaşık 20 derecelik eğimi olan konik bir tepenin kenarında buldum kendimi.Tam karşımızda kuş uçuşu iki kilometre kadar uzakta Şirince, bize bakıyordu!...

2010 yılı Ağustos ayı ortasında Vakıf’tan aradılar.Önümüzdeki aylar içinde bir açılış töreni düşündüklerini söylediler. 23 Ekim 2010 tarihinde mutabık kaldık. Böyle bir günü dostlarım ile birlikte şölen havası içinde kutlamanın çok güzel olabileceğini, ulaşımın paralı olmasının konuklar için bir külfet yaratabileceğini ve sabah kahvaltısı gibi bir ikramın da törene katılımı daha cazip hale getirebileceğini düşündüm.Ana yoldan orman alanına giden oldukça kötü yolun nasıl aşılacağı sorununu Ege Orman Vakfı Genel Müdürü Sayın Metin Gençol,orman işçilerini götürüp getiren araçları tahsis ederek çözmekle kalmadı, kahvaltı mekanı olarak da, orman yolunun çok yakınındaki Keçi Kalesi tesisleri adıyla bilinen bir akaryakıt istasyonunu önerdi; Geriye sadece bir davet yazısı hazırlayıp, önce E-posta listeme, sonra da sosyal medyadaki arkadaşlarıma ve arkadaş gruplarıma göndermek kalıyordu.

Çağrımın üzerinden 5 dakika dahi geçmemişti ki, o güne kadar hiç karşılaşmadığım yoğunlukta kutlamalar ve katılım istekleri almaya başladım. E-posta, telefon, SMS ve sosyal medya mesajlarının ardı arkası kesilmeksizin yağmur gibi yağıyordu. Günün sonunda, bana ulaşan hemen herkes “benim de bir iki dikili ağacım bulunsun” derken, bir iki arkadaşım daha da ileri gitti, kendi ormanını kurmaya niyetlenip yardım istedi…

ACL’NİN ÜÇ ORMANI

Ankara Cumhuriyet Lisesi’nden arayan sevgili okuldaşım DSP eski milletvekillerinden Gönül SARAY bambaşka bir öneri ile gelmişti. Özetle, “…Bu özverinden ilhamla, başka bir girişimin kapısını aralayabilir miyiz diye düşündüm. ANKARA CUMHURİYET LİSESİ ORMANI’na ne dersin? Yavuzcum, böyle bir projeyi deneyimli bir kişi olarak yürütebilir misin? Senin ormanın ekimdeki açılışına yetişir mi ve senin ormanın yanı başında olabilir mi?”Kimler bu işte var arkadaşlar?Valla çok heyecanlandım” diyordu.

Ekim’e tamı tamına 45 gün kalmıştı. Ormanımın hemen yanı başında ACL Ormanı için yerler de vardı ama soru yanıt şeklinde geçen görüşmemiz pek olumlu gelişmiyordu: Yaklaşık 35.000 ACL mezunundan3500’üne ulaşsam bile, bağışta bulunacak kişi sayısı %10’u (350’yi)geçmezdi. Bir koru 1000, bir orman ise 10.000 fidandan oluştuğuna ve 1 fidan 4 TL olduğuna göre bu kadar az sayıda bağışçı ile bu kadar az sürede bir koru oluşturma şansı yoktu! Ama cumhuriyetimizin adını taşıyacak, (sadece öğretim değil) eğitim verecek, çok özel öğretmenleri, biyoloji, fizik, kimya laboratuarları, müzik ve dil odaları, çok nitelikli sportif, edebi ve sosyal etkinlikleri olan, her alanda ülkemize on binlerce aydın kazandıran, yüzlerce ünlüsünün onurunu da taşıyan çok özel bir liseden söz ediyorsak, ulaştığım her arkadaşımın da benim gibi düşüneceğini ve elinden gelen gayreti göstereceğinden adım gibi emindim.

Değil iki ormandan da fazla, 25.000 fidan olarak ilan ettim. Esasen, kişi başı 4 TL bağış ile yola çıkmak da bu bağışlara bel bağlamak da çok yanlış olacaktı. Bu nedenle, “dikili en az 12 ağacım olsun” tümcesini hedef sloganı olarak seçerek, EN AZ BAĞIŞ TUTARINI 48 TL olarak belirleyip, daha az bağışta bulunma olanağını ortadan kaldırdım. Bununla da yetinmeyip, bazı dostlarımı arayıp yüksek bağışlar aldıktan sonra ilk günün ÇOK ÇARPICI ve ses getiren bağış listesini oluşturup, ulaşabildiğim bütün gruplarda yayınladım. (Bu listede en küçük bağış 250 TL’den başlıyor ve 1000 TL’ye kadar yükseliyordu). Bütün bağışlar doğrudan EGE ORMAN VAKFI tarafından (banka hesabına ödeme ya da kredi kartı yolu ile) tahsil edildi…

Böyle bir kampanya, buraya aktarmadığım çok farklı yönleri ve boyutları bulunan, oldukça yorucu, titizlik ve sabır gerektiren bir süreç. Aynı zamanda, düzenleyen ve her türlü öneri ve eleştiriye muhatap olan kişi açısından çok öğretici benzersiz bir deneyim. O güne kadar bütün platformlarda mangalda kül bırakmamışların, iş tek bir fidan dikmeye gelince nasıl ortadan kaybolduklarını da,meyve veren ağacın nasıl taşlandığını da görüyorsunuz. Hepsini bir yana bırakırsak, öngörülen ve uygulanan yöntemler ile hiç niyeti olmayanları bağış havuzuna çekmeye, “ayıp olmasın ya da adım kötüye çıkmasın” diyenleri de daha fazla bağışta bulunmaya ikna edebiliyorsunuz. Kampanyanın başarısını belirleyen en büyük etken ise “benim bağışımdan ne olur” mantığının aşılması…

Sonuçta, 23 Ekim’den önce “ACL ORMANI” tabelası ağaçlandırma alanında yerini aldığında, ertesi gün çifte açılış yapılacağı da kesinleşmişti!

23 Ekim sabahına çocuklar gibi heyecanlı uyandım. Bir otobüs, bir midibüs ve 5 özel arabadan oluşan konvoyumuz, 93mutlu yolcusu ile sabah 08.00’de Alsancak limanı önünden hareket etti. Gökyüzü masmavi, sıcaklık da 23 C derece idi. Harika bir kahvaltı sonrası, bayraklı, balonlu, pankartlı, konfetili bir törenle fidanlarımızı diktik. Marşlar söyledik. Okuldaşlarımız,[“ACL Hava Kuvvetleri Komutanı” namıyla bilinen rahmetli] Besim ERGÜVEN ve [''Deliğanlı'' emektar paraşütçümüz] Halit ÖNER, Cesna Tip bir uçak ile üzerimizde daireler çizerek bizleri selamladıklarında coşkumuz daha da arttı. Ardından Şirince’ye geçip, günün geri kalan kısmını mutlu bir şekilde tamamladık ve gün batımında gene Alsancak Limanı önünde araçlarımızdan indik. Böyle bir günü aslan sütü ve Balık olmadan tamamlamamak büyük eksiklik olurdu. Günler öncesinden ayarladığım bir mekanda, müzik eşliğinde yemeğimizi yedik, doya doya dans ettik ve medya mensuplarına poz verdik. Ankara’nın İzmir’de Şirince’ye vermiş olduğu bu katkıya yazılı ve görsel basın da geniş yer ayırınca, mutluluğumuz daha da arttı. Devam eden bağışlar ve ilgili yönetmelikte yapılan düzenlemeler sonrasında, orman oluşumu için öngörülen ağaç sayısı 5.000’e düşürüldüğünden, ACL’nin diktiği 15.000’i aşkın fidan, 3 büyük ormana dönüştü.

Bütün bunlardan sonra elde ettiğim deneyimi, daha sonra görev yaptığım (içinde bulunduğum) bütün platformlarda orman oluşturulması yönünde kullanabilmiş olduğum için de ayrıca çok mutlu oldum. Bu bağlamda yönetim kurulu ikinci başkanlığında bulunduğum ve tiyatro oyuncu kadrosu içinde yer alıp sahne aldığım İzmir Tiyatro bünyesinde 1 BİLETE 1 FİDAN kampanyasını düzenlemiş olmaktan, gene yönetim kurulu ikinci başkanı olduğum IBM SMYRNA RİNG ve UTİKA Ukrayna Uluslararası ticaret ve İşbirliği Derneği’nde yeni koru ve ormanlar oluşturulmasına katkı sağlamış bulunmaktan büyük mutluluk duymaktayım.

Böylece, sonraki yıllarda her vesile ile bu ormanlara bağış yapılmasının sürdürülmesine de katkı sağlamaktan ayrıca mutlu oldum.

VE ACL 4. ORMANIMUTLULUĞU

Geçtiğimiz ay, 30 Ekim’de ACL Şirince Ormanı’ndan esinlenen ACL Derneği, Ankara’da da yeni bir ACL Ormanı oluşturulmasını sağlayınca, mezun olduğum lisenin 4. Ormanı da kurulmuş oldu. Başta ekonomik yararlar olmak üzere, her bir ağacın sağlayacağı çok sayıda katkı, refahımızı, sağlığımızı ve mutluluğumuzu daha üst düzeylere taşıyacaktır. Dolayısıyla, benim bir fidanımdan ne olur demek yerine ben 10 fidan dikersem, benim gibi başkaları da 10’ar fidan dikerse neler neler olur diyecek kadar olumlu ve kararlı düşünmeliyiz.

Ellerinizle diktiğiniz 25 – 30 cm’lik fidanların dev ağaçlardan oluşan bir ormana dönüştüğünü görmek tarif edilmesi çok zor – bambaşka bir duygu. İşte tam da o zaman, ne denli anlamlı bir iş yaptığınızı kavrıyor, yeni ormanlar için umut, heyecan ve güç ile doluyor, farklı bir aydınlanma yaşıyor ve yeni hayallere yelken açıyorsunuz. Örneğin,kaldırımları ve refüjleri ağaçlar ve çiçekler ile bezenmiş cadde ve sokakları olan semtlerin çok daha güzel ve değerli göründüğünü, böyle bir sokaktaki evlerin eski püskü olmasının bile ikinci plana itilebildiğini,pek fazla yeşili olmayan herhangi bir köyün meydanındaki tek bir asırlık çınarın ve altındaki kahvehanenin muazzam bir çekim merkezine dönüştüğünü fark etmeye başlıyorsunuz. İzmir’de yaşıyorsanız Karşıyaka’daki çamlık ve palmiye sokaklar, Bostanlı’da palmiyeler arasından geçen tramvay yolu, İnciraltı’na ya da Marmaris’e giderken geçtiğiniz okaliptüslerin, Selçuk’tan Kuşadası’na giderken (eskiden içinden araba ile geçtiğiniz) dutların oluşturduğu ağaç tüneli, İstanbul Dolmabahçe sahilindeki çınarlar, şehirlerarası yolculuklarınızın doyumsuz orman yolları, ay çekirdeği, pamuk, tütün tarlası manzaraları, şehirden kaçıp doğa yürüyüşü, piknik, mangal partisi adı altında yakın koruluklarda ya da ormanlarda geçirdiğiniz saatleri, Ankara’daki Kuğulu Park’ı,Emirgan ve Yıldız Parkı’nı, Fransızlar döneminde yapılan Antakya Büyük Park’ı gözünüzün önüne geliveriyor. Biraz daha dikkatle bakar ve incelemeye kalkarsanız dünyanın belli başlı büyük şehirlerinin hemen her birindeyaş ortalamaları 150 yılı aşkın olan (İngiltere’dekiler 400 yıldan yaşlı) New York’ta Central Park, Londra’da Hyde Park, Amsterdam’da Voldenpark, Mexico City’de Chapultepec Park, Lisbon’da Monsanto Forest Park, Avustralya’da Kings Park, Vancouver’da Stanley Park, Tokyo’da Ueno Park, Pekin’de Beihai Park, Moskova’da Bitsevsky Park, Chicago’da Grant Park, Dublin’de Phoenix Park, Philadelphia’da Fairmount Park, Melbourne’nde Flagstaff Gardens, San Francisco’da Golden Gate Park, Los Angeles’de Griffith Park, Sao Paulo’da Ibirapuera Park, Bangkok’ta Lumphini Park, Madrid’te Buen Retiro Park ve daha nice devasa parklar bulundukları şehirlere değer katıyor, hayat veriyor ve simge oluyor. SaintPetersburg gibi muhteşem yapısal dokusunu korumakla birlikte yeşil ile iç içe geçmiş şehirlerin yanı sıra her yeri park, her yeri orman olan KIEV gibi kentler de var (Ünlü Alman edebiyatçı Goethe KIEV’i “İçinde parklar olan şehirler gördüm ama parkın içinde bir şehri ilk kez görüyorum” sözleriyle betimlemiştir).

Hal böyle iken eğitimsiz, deneyimsiz, kültürsüz, öngörüsüz, bilimden ve ekip çalışmasından nasibini alamamış ama demokrasinin NİMETLERİNDEN (!) yararlanıp örneğin belediye başkanı seçilerek milyonların kaderini iki dudağının arasına almış ama siyasi geleceğini düşünmekten öte kaygısı bulunmayan bir “DENYO”nun kararları, koskoca bir ilin geleceğine dair KALICI ve ÇOK ÇİRKİN hasarlar yaratabilmektedir.

NE YAPMALI?

1. Ülke, devletimizin toprak bütünlüğüdür, üzerinde yaşadığımız vatan toprağıdır. Ağaçlandırma ülkemizin geleceğidir. Devlet eli ile yöresel gereksinimler ve olanaklar gözetilerek bir plan-program dahilinde uzun vadeli bir seferberlik yürütülmelidir.

2. Yasalar ve uygulamalar ile ağaç ve orman bilinci olabildiğince yükseltilmeli ve korunmalıdır. Bu bağlamda ilgili Bakanlığın yönetim ve denetimi altında, devletin bütün kurum ve kuruluşları, coğrafi bölgelerin, illerin ve ilçelerin gereksinimlerini gözeterek, belediyeler ve yurttaşlar ile sürekli işbirliği ederekağaçlandırma savaşını yürütmelidir. Her T.C. yurttaşına yaşamı boyunca her yıl, en az 12 fidan dikme sorumluluğu verilmelidir ve bu fidanlar ücretsiz olarak sağlanmalıdır.Bu sorumluluk etkin bir şekilde takip edilmeli, ihmal edenlere de 2 katı kadar fidan dikme cezası verilmelidir. Bu görevin doğum, sünnet düğünü, doğum günü, kız isteme, söz kesme, nişan, evlenme, düğün, resmi bayramlar, mezuniyet, askerlik, işe girme, okul ya da fabrika açılışı gibi vesilelerle ilişkilendirilmesi ve şölen havası içinde toplu kutlamalarla uygulanması sağlanmalıdır. Hangi fırsatta hangi tür ve kaç adet fidan dikileceği önceden belirlenmelidir. Bu arada örneğin kara, deniz ya da hava aracı satın alanlar adına da satıcılar tarafından bakanlığa intikal ettirilecek fidan fonları da oluşturulmalıdır. Tüzel kişilerin de korusu ya da ormanı bulunmalıdır. Gerçek ya da tüzel kişi mükelleflere, sorumlu oldukları adetleri aşan her fidan bağışı tutarı kadar vergi muafiyeti sağlanmalıdır. Çam fıstığından keresteye, akla gelebilecek orman ürünlerine özgün üretimler ya da işleme tesisleri için yatırım ya da ortaklık fırsatları yaratılmalıdır.

3. Eğitim kurumları ile fabrikaların ve devlet kurumlarının bulunduğu alanlar ve şehir içi yolların tamamı öncelikli olmak üzere, (İster köy, ister büyükşehir olsun) yerleşim yerleri giriş ve çıkışları, çevreleri, şehirlerarası yolların ve otobanların iki yanı, şehir içi yolların tamamı, ağaçlandırılmalıdır.

4. Her düzeyde yerleşim yerinde tarihi, turistik ve sosyal yapıya uygun özel peyzajı olan ve içinde dinlenme alanları, sanat, kültür ve spor tesisleri ile köylünün ve/veya yerel kooperatiflerin doğal ürünlerini pazarlayabilecekleri kapalı ve açık satış stantlarının da bulunduğu geniş rekreasyon alanları oluşturulmalıdır.

5. Kentsel dönüşüm adı altında yıkılan binalarda 2. el kullanıma aktarılamayıp çöpe giden dolap, doğrama, kitaplık gibi ahşap malzemenin elden geçirilerek gereksinim duyan kişilere aktarılması, kâğıt sektörü için yeniden değerlendirilmesi ya da yakacak odun olarak kullanımının sağlanması yolu ile muazzam kaynaklar yaratılabilir, ulusal ekonomiye de milyarlarca lira kazandırılabilir.

6. Atık kağıtların toplanması ve yeniden değerlendirilmesi yöntemi ile de orman varlığımızı koruyabilir, büyük yatırımlara kalkışmadan çok büyük kaynaklar yatırabilir ve gene ulusal ekonomimize milyarlarca lira kazandırabiliriz.

BAFA JAKARTA PARKI FİKRİ

“Memleket meselelerinde” her vesile ile görüş alışverişinde bulunduğum okuldaşım, arkadaşım, Sinema ve Televizyon Yapımcısı, Senarist, Yönetmen ve Yazar dostum Sevgili Abdullah Gürgün ile asırlık ağaçları dinamitlerle katledilen Ilbıra ormanlarının yok olmaması için dirsek temasında bulunurken, Bafa için neler yapabileceğimize de kafa yorup dururuz. Geçen yıl Facebook’daki Bafalıyız sayfasına Buenos Aeros’deki bir Bulvarın mor çiçekli jakaranda ağaçları ile buluştuğu muhteşem fotoğrafı koyduğunda, Bafa’yı da jakaranda ile güzelleştirebileceğimiz düşüncesi oluştu bende. Onun gözünde “orman yaratma uzmanı” olduğumdan, topu bana attı! Şehirlerarası konumunu ve olanaklarını dikkate alarak bir süre kafa yorduktan sonra Bafa’nın, (tam ortasından yolgeçen diğer bütün yerleşimlerden farklı olarak) İzmir’den Bodrum’a giden yolun sağ tarafında kaldığını, mola için çok iyi bir yerde bulunduğunu,doğal, tarihi, arkeolojik ve turistik çok iyi olanaklara sahip olduğunu fark ettikten sonra bu müthiş potansiyelin Bafa’yı güzelleştirecek, tanıtacak, yaratacağı artı değer ile kalkındıracak bir ivmeye ve küçük dokunuşlara gereksinim duyduğunu düşündüm. Yolun her iki tarafında, köylü ailelerinin kendi gayretleri ile kurduğu derme çatma birkaç mekanda çay, gözleme, ayran, nar suyu, zeytin ya da zeytinyağı satılan mola yerleri bulunmakla birlikte, bu yerler kısa süreli konaklamalara yönelik, ucuz ve yetersiz hizmet noktaları olmaktan öteye geçmiyordu. Her mola yerinin olmazsa olmazı tuvaletler, çağdaş her türlü standarttan yoksundu. Üstelik, sergilenen ürünlerin tamamı da asgari sağlık ve güvenlik standartlarını taşımaktan uzaktı. Yapılacak ilk iş küçük ölçekli üretici ve girişimci köylü yurttaşları bir kooperatif çatısı altında buluşturmaktan geçiyordu. Böylelikle ürün standartlarının ve güvenliğinin oluşması, fiyat istikrarı ve pazarlama garantisi sağlanması, sağlıklı ambalajlama ile tazeliğin korunması ve taşıma kolaylıkları elde edilmesi, özellikle zeytin ve zeytinyağındaki mükemmel kalitenin bir Bafa markasına dönüştürülmesi, online pazarlama olanağı, üreticinin ve çalışanların sosyal güvenliği, kazanç sürekliliği de elde edilmiş olacaktı. Satış, yol kenarındaki derme çatma, mezbele görünümlü mekanlardan Bafa Kooperatifi çatısı altında hizmet verecek çağdaş bir mağazada yapılacaktı. İşte tam da bu mağaza, İzmir’den Bodrum’a giden yolun sol tarafında Belediye, Bafa Derneği, Bafa Kooperatifi işbirliği ile kurulacak (içinde dev bir jakaranda ormanının da bulunduğu) BAFAPARK’ta yer alacaktı. Yerel işletmeler ile köylünün kendi ürünlerini pazarlayabileceği satış stantlarına da yer verilecek olan bu park, dinlenme alan ve hacimleri, derneğin ticari işletmesi niteliğinde olan restoranı ve kafesi, her yeri sanat ve sanat eserleri ile yoğurulmuş özel dokusu, sanatçıların eserlerini üretip sergileyebilecekleri sanat evi; çocuk ve genç misafirler için sağlanan bilim ve bilimsel illüzyon uygulama müzesi, mini treni, mini hayvanat bahçesi, mini gokart pisti, farklı bir mini lunaparkı, Bafa’yı geçmişten günümüze taşıyan müzesi, suyun sanat ve bilim ile buluşturulduğu, su kayağı ve sörf de yapılabilecek bir oyun ve eğlence tesisi ile duvarları mazı gibi bitkilerden oluşan yarım dönümlük bir labirentten (ve çok daha fazlasından oluşan) bir BAFAPARK! Bu nitelikleri ile ailece güzel vakit geçirilecek harika cazibe merkezi özelliği taşıyacak bir yer… İşte böyle bir projenin öncelikli gereksinimi olan 30 – 40 dönümlük arazi için Gürgün ile birlikte Milas Belediye Başkanı’nı makamında ziyaret ettik. Jakaranda, labirent, kooperatif ve sanat içerikli niyet ve hayallerimizi aktardık. Belediyenin Park, Bahçeler ve Tarım Müdürü ile de görüştük. Ne var ki talep ettiğimiz yerde böyle bir alan bulunmadığı anlaşıldı. Muğla Büyükşehir Belediyesi ya de Mal Müdürlüğü üzerinden şansımızı deneyeceğiz. Tam da bu noktada, böylesine benzersiz bir tesisin mutlaka yolun tam kıyısında olması gerekmediğini, nerede olursa olsun insanların BAFAPARK’ta zaman geçirmek isteyecekleri düşüncesini taşıyorum.

Yaşamdan edindiğim en büyük deneyimin sınır tanımadan güzel hayaller kurmanın işin püf noktası olduğunu söylemeliyim. Çok isterseniz en uçuk hayalleriniz arkanızdan gelecektir. (Nasıl mı?) Kendinize ve sevdiklerinize harika bir iyilik yapın; Yarın Bafa’ya gelin. Yaşayabileceğiniz en renkli ve mutlu gün dostlarınız ile birlikte sizi bekliyor olacak:“BAFAPARK”!..Unutamayacaksınız…

xxx

Şimdi gözüm Yavuz’cuğumun silindir şapkasında. Hayal ediyorum: Elindeki sihirli değneği silindir şapkasına pıt, pıt, pıt vuruyor, “Hokus pokus… BAFAPARK Jakaranda ormanı karşınızda”… ALKIŞLAR…

Ormancı Yavuz’u,ACL’yi, başkan ve yönetim kurulunu kutlarım. Darısı tüm yurttaşlarımızın, okullarımızın, kurum ve kuruluşlarımızın başına. Nice ormancılara ve ormanlara...

Tüm yazılarını göster