İnsan olmak...

Sebahattin Arslantürk Yazar ulusalkanaliletisim@gmail.com

Yağmur çokça yağmazsa sel ve heyelan olmaz.

Hava sıcaklığı aşırı artmaz ise kuraklık olmaz.

İlkbahar da don meydana gelmez ise tarımsal üretim düşmez.

Siyasette emanet ehline verilmez ise, işler yolunda gitmez.

Hocanın yellenmediği yerde cemaat boca etmez.

“Su uyur düşman uyumaz!”

Ama “Çıt” diye bir ses çıkar, uyuyan kuşlar uçar.

*

Futbolun Çarşı’sı, insan fıtratındaki karşıtlığı ateşler, “gelene ağam, gidene paşam” dedirtmez!

Liyakat da kayıtsız şartsız sadakat aranır, hak ve doğruluk aranmaz.

“Söz uçar yazı kalır” gerçeği elin tersi ile itelenir, ağızdan çıkan söz, “bir kulaktan girip, diğerinden çıktığı” için kolayca unutulur.

“Hak, hukuk” denilip durulur ama haksızlıktan çıkar sağlamak için şeytana karşı susulur.

Yetmez ise, küçük çıkarlar için şeytan içeri buyur edilir, ancak ona ihtiyaç kalmadığında sessizce çıkıp gitmesi boşuna beklenir.

Dün “kara” görülen renk, bugün “ak” haline getirilir.

Ama “Neden ve nasıl?” siye sorulmaz.

“Demokrasi” denilir! “Paylaşım” denilir! “Birlikte karar almak” denilir!

Ancak; “Bakanlarımın görüşleri, benimkisine uyarsa uygun görürüm” diye Rus Çariçesi Katherina gibi hareket edilir.

*

Devlet eliyle tebayı yönetirken, meydana gelen hasarları gidermek için gereken müdahaleler yapılmaz, algı operasyonları yapılır.

Kapitalizmin emperyalist emelleri için tüketime gaz verilir, üretim için ise; “o sizin işiniz değil” algısı yaratılır.

Çünkü onun en çok kullandığı besin kaynağı algıdır.

*

Algıdan kaçabilmenin, kurtulabilmenin yolu da insan olarak aklın güdümünde irade kullanabilmektir.

Kendinle barışık olmaktır!

Sosyal bir toplum halinde yaşanacak ise “benim özgürlüğümün sınırları bir başkasınınkine kadardır” diyerek gerçek demokrasiyi anlayabilmektir.

Düşünüp, sorgulayıp birlikte yaşama adına, insan hakları savunucu Martin Luther’in; “Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ama bu arada basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı” sözünden ders çıkarabilmektir.

Sosyo-ekonomik kalkınabilme düşüncesini ve hareketini paylaşımcı bir zemine oturtabilmektir.

Ve her şeyden önemlisi sadece ekonomi için değil, hak, hukuk, demokrasi için de tüketen değil, üreten olabilmektir.

Kaynakları dünyayı, doğayı kirletmeden, yok ve israf etmeden sağlıklı ve verimli bir şekilde kullanabilmektir!

Gerektiğinde; “Çanakkale’de üzüm hoşafı ve ekmekli menü bana çok bile” diyebilmektir.

Her şeyi, herkesi, ille de, “suya atılan bir taşın önce kendi etrafında halka yaptığı” gerçeğinden hareket edip, aileyi, çevreyi, hele hele ülkeyi sevebilmektir.

Doğruluğu, hakikati sevmek, istemek işte budur, böyledir?

İnsan olmak da böyle bir şeydir.

Tüm yazılarını göster