Profesör Doktor Nazan Erkmen'i kaybettik

Profesör Doktor Nazan Erkmen'i kaybettik

Profesör Doktor Nazan Erkmen'i kaybettik

Profesör Doktor Nazan Erkmen'i kaybettik.

Erkmen ile ilgili Aydınlık gazetesinde 31 Aralık 2011 tarihinde şu yazı yer almıştı:

10. İstanbul Bienali’nde küratör Hou Hanru’nun bienal kataloğunda Kemalist modernleşme modeline “tepeden inme bir dayatma” demesi üzerine Prof. Nazan Erkmen, 131 öğretim görevlisi adına bir kınama mesajı yayımladı. Sadece Atatürk’ü eleştirirken özgürlük isteyenler yine karşı çıktılar ve bilgisizliği aşan bu kasıtlı ifadenin savunuculuğuna soyundular. Erkmen’i “tepeden inmeci, dayatmacı, özgürlük karşıtı, devlet ideolojisinin savunucusu” ilan ettiler

Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (DTGSYO) olarak 1957 yılında kurulan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Türkiye’de sanat eğitimi veren en önemli sanat kurumlarından biri. Bu okul son 15 yılını kendi yetiştirdiği iki parlak dekanın yönetiminde geçirdi. Fakültenin yıldızını yükselten ilk dekan tam dokuz yıl (1997-2006) hizmet veren Prof. Hüsamettin Koçan oldu. “Şaman-Dekan” Koçan’dan sonra göreve bir “Anne-Dekan” geldi: Prof. Nazan Erkmen. Koçan döneminde sekiz yıl dekan yardımcılığı yapan Erkmen altı yıllık dekanlık döneminden sonra geçtiğimiz günlerde emekli oldu ve Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin dekanlık koltuğuna oturdu.

Nazan Erkmen, MÜGSF’nin 50 yıllık tarihinde ilk kadın dekandı. Diğer alanlara göre daha özgürlükçü ve eşitlikçi olması beklenen sanat alanında eğitim veren bir kurum bile ancak yarım yüzyıl sonra bir kadın dekan çıkarabilmişti. Erkmen iki dönem üst üste yüzde 70’lik bir oy oranıyla seçildi. Ancak görevi süresince aynı desteği görebildi mi, söylemek zor. “İnsan insanın kurdudur” sözünü boşa çıkarmayan akademik ortam kurtları Erkmen’i de kemirmeye çalıştılar ama yüksek enerjili ve heyecanlı bu kadını yıldırmak kolay değildi.

Bir Cumhuriyet kızından bekleneni yaptı

Atatürkçü çizgisinden ödün vermediği için sanat dünyasından tepki aldı. Örneğin 10. İstanbul Bienali’nde küratör Hou Hanru’nun bienal kataloğunda Kemalist modernleşme modeline “tepeden inme bir dayatma” demesi üzerine Prof. Nazan Erkmen, 131 öğretim görevlisi adına bir kınama mesajı yayımladı. Tabii son yıllarda sadece Atatürk’ü eleştirirken özgürlük isteyenler yine karşı çıktılar ve bilgisizliği aşan bu kasıtlı ifadenin savunuculuğuna soyundular. Erkmen’i “tepeden inmeci, dayatmacı, özgürlük karşıtı, devlet ideolojisinin savunucusu” ilan ettiler ama o bu eleştirileri de göğüsledi. Çünkü yapılması gereken çok daha önemli işler vardı: Okulun fiziki koşullarının düzeltilmesi, toplumla ve mezunlarla ilişkilerin kurulması, uluslararası anlaşmaların yapılması, yeni bölümler kurulması... Devletin “ödenek yok” duvarını sponsorlar bularak aştı. Şirketler, iş adamları, eski mezunlar, yerel yöneticiler... Herkesin desteğini alarak derslikleri ve atölyeleri yeniledi. Modern iç mimarlık ve grafik atölyeleri öğrencilerin kullanımına açıldı. Uluslararası Öğrenci Trienalleri aksamadan gerçekleştirildi. Bunun dışında hem öğretim üyeleri hem öğrenciler kurulan uluslararası ilişkiler sayesinde yurt dışındaki sergi, sempozyum, çalıştaylara katıldılar; yabancı meslektaşları ve öğrencileri ağırladılar.

Bir insan kaç insan olabilir?

Bütün bunları yaparken sanatçı kimliğini de bir kenara bırakmadı ve üretmeye devam etti. Resimlediği 150’den fazla kitapla, açtığı pek çok sergiyle illüstratör ve grafik sanatçısı olduğunu unutturmadı. 2008’de Uluslararası Çocuk Kitapları Kuruluşu (IBBY) tarafından dünya çocuk edebiyatına hizmet eden bir yazar ve çizere verilen Hans Christian Andersen Ödülü için Türkiye’den aday gösterildi. Bunların hepsine nasıl yetişti? Sadece birkaç saat uyuyarak ve çok hızlı bir tempoyla elbette... Kimi zaman enerjisine ve hızına yetişmeye çalışan kadrosuna saç baş yoldurarak... Tüm bu koşturmaca içinde okulun bahçesine çiçekler ekmeyi, hayvanları ve insanları beslemeyi - sergi komitelerine aç kalmasınlar diye yemekler yaptı- yoğun bir günün ortasında piyanonun başına oturup güzel bir parça çalmayı ihmal etmedi. Öğrencilerden de anne sevecenliğini esirgemedi.

Prof. Nazan Erkmen’in dekanlığı dönemindeki en önemli işlerden biri Bauhaus felsefesini benimseyerek kurulan okulların üye olduğu Uluslararası Bağımsız Sanat ve Tasarım Fakülteleri Birliği (AIAS)’ne katılmak oldu. 1990’da Almanya’da kurulan birlik, üye kurumlar arasında eğitim kalitesini arttırmayı ve işbirliğini hedefliyor. Bugün fakültenin tüm dünyadan 116 sanat ve tasarım kurumu ile anlaşması var. Partnerleri Erasmus, Sokrates, AIAS, ECUMEE (Akdeniz Birliği) sayesinde hem öğrenci değişimi hem karşılıklı kültürel faaliyetler sürdürülüyor. 2007-2008 döneminde Erkmen’in kurmayı çok istediği iki yeni bölüm de hayata geçirildi: Müzik Bölümü önümüzdeki yıl ilk mezunlarını verecek ama Film Canlandırma Bölümü YÖK’ten kadro tahsis edilmesini bekliyor. Seramik-Cam Bölümü’nün Sıcak Cam Atölyesi ise geçtiğimiz günlerde açıldı.

Prof. Nazan Erkmen kuşkusuz yeni kurumunda da aynı enerjiyle çalışarak Atatürk’ün yolundan giden aydınlıkçı gençler yetiştirmeye çabalayacak. Yeter ki meslektaşları ve öğrencileri onun enerjisine ayak uydurabilsin.

ulusal.com.tr