Metin Akgerman

Metin Akgerman

Köşe Yazısı

Alain İle Fransafrik Üzerine Jeopolitika Sohbeti

Fransa’daki Büyük locayı, "fazla İngiliz etkisinde olduğu için" bölmüş, kendi liderliğinde en az büyük loca etkisinde ve ölçeğinde yeni bir loca kurmuş. (kendi anlatıyor). Masonluktan ötürü sosyal çevresi geniş olan ve haliyle kanalına davet edecek emekli asker, uzman, emekli büyükelçi, üst seviye şirket yöneticisi vs. bulma sıkıntısı çekmeyen biri. Yaş olarak 80'lerinde. Meslek olarak asker (paraşütçü) kökenli ve daha sonra istihbarat tarafına kaymış. Fransa'nın ana (dış) istihbarat servisinin (DGSE) ekonomik istihbarat birimini yönetmiş. Dönem dönem, çeşitli Fransız ve İngiliz şirketlerinde üst düzey yöneticilik yapmış. Gaulist bir aileden geliyor. ("Charles De Gaulle" sempatizanı, Fransa vatanseveri veya derin devleti ilintili diyelim. (tr: Golist ). Görüşlerinin Fransa'da politikayı ve bürokrasiyi az veya çok etkilediğini gözlemleyebiliyoruz. Alain hakkında, Ulusal Kanal web sitesindeki önceki yazımın bağını aşağıya ekledim.

 Alain programlarında daha çok güncel jeopolitik konulara değiniyor. Misal: ABD-Rusya'nın Ukrayna üzerinden çatışması, Pasifik'teki gelişmeler, Orta Asya'daki gelişmeler, Sahel Afrikası'nda ve özellikle Fransafrik denen Fransa’nın eski kolonilerinden oluşan bölgedeki gelişmeler. Bazen kendisi anlatıyor, bazen kendisi moderatör rolüne soyunup, davet ettiği uzmanlara anlattırıyor. 

 Bu yazıda, Alain'in son haftalarda anlattığı Fransafrik politikaları konulara değineceğim ve onun ağzından (birinci tekil) özetleyerek aktaracağım. İfadelerin biraz "bozuk" olması, Alain'in kullandığı Fransızca terimleri Türkçeye çevirirken fazlaca değiştirmek istemememdendir. Alain'in ifadeleri bir görüş beyanıdır ve muhakkak ki taraflıdır. Yazının amacı bu görüşü yansıtmaktır. Başlayalım:

Yazının Devamı

İDEF 23'ün ardından savunma sanayimiz

Temmuz sonunda, İstanbul'da birkaç gün süren bir savunma sanayi fuarı yapıldı. İsmi İDEF. Bu fuar 2 senede bir yapılıyor. web sitesi: https://idef.com.tr

Bu yazının hedefi, İDEF 23 temel alınarak sonraki İDEF'ler ve genel olarak savunma sanayisi gelişimi için bazı önerilerde bulunmaktır.

Fuar temmuz sonu gibi Avrupa'nın büyük bölümünün tatil olduğu bir dönemde yapıldı ve bu durumun yurtdışı katılımları azaltmasını beklemeliyiz. Sonraki fuarlar için, eğer daha çok yurtdışı katılım hedefliyor isek tarih konusunda değişiklik düşünülebilir.

Yazının Devamı

Fırsatlar-4

İstanbul son gelen bazı Atlantik menşeyli medya gruplarında yaşam kalitesi en kötü şehirler arasında belirtilmiş. Global sıralamada durum bu kadar kötüdür veya değildir ayrı bir tartışma konusu ancak hepimiz biliyoruz ki İstanbul da yaşam kalitesi kötüdür ve iyiye de gitmemektedir. İstanbulluların ilk yerel seçimlerde Vatan Partisi adayına oy vermeleri ile İstanbul'un küçülme politikalarının başlaması da pek olası gözükmemektedir. En olası senaryolar, CHP adayı ile kötü yönetimin devam etmesi veya AKP adayı ile yeni bir kötü yönetimin işbaşına gelmesidir. Mevcut kötü yönetimin derhal devrilmesi doğru bir yaklaşım olmaz. İstanbullularımız bu seçimi yaptı, mevcut başkanın son gününe kadar İstanbul’un mevcut halinin keyfini(!) yaşamaları gerekmektedir. Malum her millet hak ettiği iktidar tarafından yönetilir.

Peki biraz mevcut sistemin dışına çıkıp İstanbul'u hızla kurtarma planı tasarlayabilir miyiz? Misal TBMM üzerinden veya CHP-AKP uzlaşması ile bir kanun çıkartalım ve İstanbul'un bir dönemlik yönetimini yeterli kaynakları olan yegane kuruma yani devlete bırakalım. Misal Çevre ve Şehircilik bakanlığı görevlendirilebilir. Kamu kaynaklarını büyük ölçüde bu kurtarma programına tahsis edelim ve İstanbul'u 5 sene içinde tekrar yaşanabilir bir kent haline getirelim. Temel olarak konu bir kaynak yönetimi konusudur. İstanbul'un kendi kaynakları ile içinde bulunduğu şehircilik batağından çıkması belki yirmi sene alacaktır. Süpermen gelse belki 18 senede çözülebilir lakin kimsede o kadar sabır yoktur. Kaldı ki İstanbul'a kaynak üretmek için gereken İSKİ zammı, ulaşım zammı, İGDAŞ, işpark zammı gibi konular da zaten politik kısıtlardan dolayı mümkün değildir, yapılsalar da yeterli gelmezler. İstanbul'a en az bir dönem OHAL gereklidir. Bu yaklaşımı CHP'nin de kabul etmesi ve hatta önayak olması gerekir lakin İstanbul seçimlerini HDP ile ittifak yapsa dahi kaybedeceği kesin gibidir.

Kritik olan konu, devletin bütün gücü, kurumları ve kaynakları ile İstanbul'un kurtarılması projesini başlatmasıdır. Mutlaka işin başında milletin gözünün aşina olduğu bir figür konmak isteniyorsa misal "Muharrem İnce" tüm politik şapkalarını çıkartıp projenin halka ilişkiler kısmında görevlendirilebilir. Benzer şekilde Vatan Partisi'nin İBB adayı 2019 yılında Mustafa İlker Yücel idi. Kendisi aynı zamanda FETO'nun hedefindedir, birinci sınıf bir gazeteci ve yurtseverdir. Tekrar aday yapılması durumunda kendisi İnce'den daha iyi bir seçenek olur. İçinden geçtiğimiz olağanüstü dönem, olağanüstü çözümleri zorunlu kılmaktadır.

Yazının Devamı

Zeytinyağımızı kaptırmayız

Zeytinyağı fiyatları çıldırdı. Dünyanın lider zeytinyağı üreticisi İspanya'yı ve kısmen İtalya'yı kuraklık vurdu, mahsul miktarı yarıya yakın düştü ve dünya piyasaları çalkalandı. Dolar bazında fiyatlar iki katına çıktı. TL bazında hiç hesaplamayalım zaten!  Haliyle Türkiye iç pazarı satış fiyatları da arttı. Pek alışık olmadığımız şekilde, değişen pazar koşullarına politika yapıcılarımız hızla uyum sağladı ve dökme z.yağı ihracatına vergi getirdi ve daha sonra da dökme için geçici süreyle ihracat yasaklaması getirdi. Z.yağı gibi Türkiye için kritik bir tarım ürününde, pazar gelişmelerini böylesine yakın takip etmek ve hızlı cevap vermek çok güzel, demek z.yağı politikalarını kamu menfaati uyarınca akıllıca düzenleyen bir birim kamuda var. İlgili bakanlığı da tebrik ederiz.

Dünya z.yağı üretiminin kabaca 3 milyon ton ve TR'nin üretiminin yaklaşık 200 bin ton olduğunu yani pastadan 7% civarında pay aldığımızı ( İspanya, Italya ve Fas'tan sonra 4.büyük üretici) hatırlayalım.

Pazarlama konularında bir sonraki adım için ne yapabiliriz?

Yazının Devamı

Cinayetler neden azalıyor?

Geçenlerde Esenyurt'ta bir tekel bayine giren saldırganlar iki vatandaşımızı öldürdü ve konu memlekette gündem oldu. Cumhuriyetin 100. yılında çıkartılması planlanan genel affın kapsamından, idam cezasının geri getirilmesine kadar bolca yorum okuduk.

Gelin biraz google gazeteciliği yapalım ve Türkiye'de cinayet oranlarına ve son yıllardaki değişim trendine bakalım. Hatta Dünya ile karşılaştırmasına da bakalım. Türkçe aratınca da bir şeyler çıkıyor ancak "Homicide rates by countries" şeklinde aratınca ülke bazında karşılaştırmalı sonuçlar çıkıyor. Raporlarda kullanılan ortak ölçü "100 bin nüfus için yılda işlenen cinayet sayısı".

Durum şöyle... Türkiye'de 2003-2013 döneminde yılda ortalama 3000 adam öldürülüyormuş ve oran az-çok sabit. 2014 sonrasında keskin bir düşüş oluyor ve yılda öldürülen adam sayısı 2000'lere düşüyor. Adam derken eski dil, toplam kişi sayısı anlamında. Dikkatinizi çekmiştir, bu yıllar aslında Fetö ile mücadele öncesi ve sonrası dönemi. Arada nedensellik var mıdır yoksa farklı etkenler mi vardır tabi uzmanların incelemesi lazım ama 2003 sonrası, Fetö koalisyonu döneminde memlekette günde ortalama 8 adam kasten öldürülürken, mücadele döneminde bu rakam 5 adama düşmüş. Bu rakamların kaynak bağlarını aşağıya ekledim.  Cinayet sayısının tepe yaptığı yıl ise ( yüz binde 5,7 oranıyla) 2007 olmuş.

Yazının Devamı

Uğur Mumcu'nun son yazısındaki kitap

Uğur Mumcu son yazısında bir kitaptan bahsediyor. O kitabı aldım, şöyle bir göz gezdirdim ve ilgili bazı kısımları bu yazıda aktaracağım.

Uğur Mumcu'nun son yazısı şeklinde internette arattığınızda 7 Ocak 93'te Cumhuriyet'te yazdığı bir yazıya ulaşılıyor. Bu yazının başlığı "Mossad ve Barzani". Mumcu bu yazısında Mossad ve Barzani'nin ilişkisinin belgelendiğinden bahsediyor ve Londra'da o dönemde yeni yayınlanmış, gayri resmi Mossad tarihçesi kitabından bahsediyor.( ing: Israel's Secret Wars by Ian Black and Benny Morris)

Yazının Devamı

Fırsatlar-3

2022 sonunda bir haber çıktı (link aşağıda) ve 2024 sonuna kadar kira sözleşmelerinin E-Devlet sisteminden yapılabileceği belirtildi. Bu çok doğru bir proje ancak bu devirde bu derecede basit bir uygulama geliştirilmesi için iki senelik süre kabul edilemez. Bu işin ederi 3 aydır. Uygulama geliştirilir, hatalarını ayıklamak için 2-3 ay küçük ama yüksek eğitimli bir şehirde ( Misal Eskişehir ve/veya Tunceli) uygulama pilot proje olarak test edilir, yeter miktar stabilite sağlandığında da ulusal çapta devreye alınır. 2 ay pilot, 3 aylık uygulama geliştirme eder 5 ay. Yeter de artar. Temel uygulama devreye alındıktan sonra sürekli geliştirme sistematiği elbette tüm kaliteli ve fayda üreten işlerde olduğu gibi uygulanmalıdır. Kira kontratları konusunda hem ev sahipleri hem kiracılar dertli. E-Devlet üzerinden kontrat yönetimi tüm sorunları çözmez ama doğru yönde atılmış önemli bir adımdır. Misal, hükümetimiz ilgili kurumun kulağını çekmeli ve bu sene 29 Ekim'i geçmeyecek bir termin süresi vermelidir. Zaten bu uygulama, vatandaşa kolaylık sağlayacağı gibi devletin vergi gelirini artıracaktır, savsaklanması kabul edilemez. TTBS ( Taşınmaz Ticareti Bilgi Sistemi) denen uygulama da harita tabanlı olarak ve kullanıcı dostu olacak şekilde iyileştirilebilir. İngiltere'de olduğu gibi tüm emlakların satış değerlerinin kamuya açık hale getirilmesi de ( komşunun evi, en son hangi yılda, kaç paraya el değiştirmiş bilgisi internet üzerinden açık hale geliyor. Link aşağıda) kayıt altına alınmış ekonomi yolunda önemli bir Km taşı olabilir.

E-devlet sistemi ile ilgili bir diğer iyileştirme, eklenen servislere bir kod/numara verilmesi olabilir. Misal geçende yurtdışı çıkış kayıtlarımın tarih bazlı listesine ulaşmam gerekti. Bir fonksiyon var ama kullanabilmek için tam ismini bulmak gerekiyor çünkü kodu yok. E-devletteki arama motoru da çok iyi çalışmıyor. Diğer bir iyileştirme ise E-devletin ürettiği yurtdışı çıkış raporunda, çıkış yapılan ülkenin de yazılması olabilir. Bu tür raporlar sıklıkla yurtdışında yaşayan Türkler için çeşitli konsolosluklardan istenebiliyor.

https://www.cnnturk.com/ ekonomi/kira-sozlesmeleri-e- devletten-yapilabilecek

Yazının Devamı

Doğu Yatırım Holding'i Diriltmek

DYH'nin hikayesi 95'lerde başlıyor. Demirel'in Cumhurbaşkanlığı döneminde başlayan ve dönemin İTO yönetiminin öncülüğünde yürüyen işler. Birilerinin girişimi ile Türkiye'de pek hayal edilemeyecek bir ortaklık kurulmuş. Koçlar, Sabancılar, Eczacıbaşı, Kibar, İhlas, Tekfen, Ege Endüstri, aklınıza kim gelirse sermaye koymuşlar ve bir yatırım şirketi kurmuşlar. Besim Tibuk bile var, rengarenk bir yapı. Ortaklık içinde bazı ticaret odaları ve kamu ilintili kurumlar da var ( İTO, Gaziantep Ticaret Odası, Vakıf Finansal Kiralama vs.)

Özel sektörün bunca büyükbaş oyuncusu bir yatırım holdingi kurmuşlar. Amaç Doğu ve G.Doğu'da yatırımlar yapmak, istihdam yaratmak, bölgenin atıl durumdaki ekonomik ve sosyal potansiyelini harekete geçirmek.

Nasıl proje? Kulağa gayet güzel geliyor değil mi? O dönem Türkiye'de kanayan bir yara var, Doğu bölgeleri ile Batı arasındaki gelişmişlik uçurumunu azaltıcı, sosyal barışı, birliği, bütünlüğü destekleyecek bir proje ile özel sektör elini taşın altına koyuyor. Tabi bahsettiğimiz yatırım bu grupların ölçeği yanında devede kulak, neredeyse sembolik derecede küçük ama niyet iyi, yaklaşım olumlu. Bu proje başarılı olsa idi muhtemelen sermaye artırımları gelecekti, yeni ortaklar da işe para koyacaktı ve Doğu'da yapılan yatırımlar artarak devam edecekti. Fakat durum öyle olmadı.  İyi niyetli bazı çalışımalar yapıldı, planlar yapıldı, şirket kuruldu filan ama olmadı. Muhtemelen birileri şirketin kaynaklarını başkaları ile işbirliği halinde hortumladı. Dönemin konjonktüründe de artık kim varsa bu kişilerin arkasında, kimse bu işlerin hesabını soramadı. Tüm bu büyük kurumlarımız tokatlanmış oldu. Haliyle bu iyi niyetli projelerin devamı da gelmedi.

Yazının Devamı

Adnan Kahveci - 2023 Retrospektif

Gelin bu yazıda değişik bir tür denemesi yapalım. 1993'teki bir çok suikast ve tuhaf kaza olaylarından biri olan Adnan Kahveci (AK) kazası (veya suikastı) konusunda neler biliyoruz, bir "google gazeteciliği" yapalım, bir kaç olayı alt alta sıralayalım, bakalım anlamlı bir sonuca ulaşabilecek miyiz? ilave bazı araştırmaların yapılmasını tetikleyebilecek miyiz?

Malum olayın üzerinden yıllar geçti, genç bir toplumuz, dönemin çerçevesini çizmek ile başlayalım ve AK kimdir ile devam edelim.

Yıl 1993. Bir çok dönem genci için unutulmaz bir sene. Metallica gelmiş konser vermiş, Gun's Roses gelmiş, Madonna'sı, Scorpions'u, Elton John'u, Bon Jovi'si filan nasıl olduysa bu özel sene İstanbul'a konsere gelmişler. Kulağa pek tesadüf gelmiyor değil mi? Ülke tarihinde olmayan böyle bir festivaller senesinde Uğur Mumcu suikastıymış, Özal suikastıymış, Adnan Kahveci kazasıymış filan kaynadı gitti değil mi?

Yazının Devamı

Fırsatlar-2

Son aylardaki jeopolitik (ve belki de iklimsel) sorunların sonucu olarak bazı Afrika ülkelerinde açlık ve açlık kaynaklı sefalet, savaş, göç ve ölüm riski çok yüksek seviyelere çıktı. Nijerya'yı bu duruma örnek gösterebiliriz. Afrika'nın en büyük nüfusu (200 milyon), en büyük ekonomisi olan ve Müslüman bir toplum olan Nijerya'da şu aralar son derece ciddi gıdaya ulaşım sorunu mevcut. Bir tarafta binlerce ton Ukrayna/Rusya tahılı depolarda çürüyor, diğer tarafta Afrika'da büyük kıtlık mevcut. Bu duruma hiç bir politik sistemin ve ideolojinin müsaade etmesine imkan yok. Putin, istikrarlı şekilde tahılların fakir ülkelere gitmesine yeşil ışık yaktığını açıklıyor. Her ne kadar yeni kabinemiz Rusya'ya kazık atma konusunda istekli ve motive görünse de bu tahıl transferi konusunda izlenebilecek tek bir politika mevcut. Bu tahıllar gemiye yüklenmeli ve Nijerya başta olmak üzere ilgili Afrika ülkelerine (ve sadece ilgili fakir ülkelere) gönderilmeli. Bu konunun önünde ne engel var ise, ilgili yetkilerinin bu engelleri kamuoyu ile açık olarak paylaşmasının takipçisi olmalıyız. Nijerya'daki gıdaya erişim probleminin bir diğer sebebi ülkenin bazı bölümlerindeki terör ilintili durumlar. Türkiye'nin bu gıdanın Nijerya'da dağıtılması konusunda işi Birleşmiş Milletler'e devretmekten kaçınması gerekiyor çünkü BM'nin hali malum. BM her siyasi konuda ABD ve vassallarının tarafı durumunda ve BM’nin sözüm ona barış gücünün olduğu Afrika'nın bir çok bölgesinde terörist faaliyetler bırakın azalmayı artma eğiliminde. Zaten bu duruma uyanan hükümetler BM ekiplerine kapıyı gösteriyor. En son Kongo'da bunları kovdu. Gıda dağıtımı işinde BM ekipleri ile çalışılması gerekiyor ise Türk ekipleri BM'ye tabi olmamalı. Türk ekipleri işin yönetimini yapmalı ve karar merkezi olmalı, BM ekipleri de taşeronluk yapabilir. Bu tahıl anlaşması işinin gecikmesine izin verilmemeli. Gerekiyorsa arada sürece takoz olan tüm devlet ve kurumlar aradan çıkartılmalı, Rusya ve Türkiye ikili olarak karar alıp uygulamalı. Ukrayna limanları kullanılamıyorsa, Rus limanları üzerinden tahıllar transfer edilmeli. (veya tahıllar herhangi bir gemiye yüklenip açıkta Türk gemisine transfer edilmeli). Ukrayna'ya kendi malı olan tahıllar karşılığında bir ödeme yapılması gerekir ise de bu ayrıca TR ve Ukrayna arasında halledilmeli.

Madalyonun diğer yüzü de Rusya'nın gübre hammaddesi ihracındaki kısıtlamalar. Bu kısıtlamalar da küresel gübre piyasalarında fiyatları yükseltiyor ve fakir ülkelerin gübreye ulaşımını engelliyor ve dolayısı ile tarımsal üretimleri azalıyor ve pahalılaşıyor. Bu durumu da Türkiye gerekiyorsa Rusya ile ikili anlaşma ile çözmeli ve Rusya menşeyli Gübre hammaddesinin özellikle fakir Afrika ülkelerine serbest ulaşımının önünü açmalıdır. Bir çözüm yolu gübre hammaddesinin Karadeniz’deki Türk limanlarına getirilmesi, katkı maddeleri ile menşeinin Türk menşeine çevrilmesi olabilir.

Eylül başında Kenya'daki Afrika iklim zirvesi bu konudaki sonuçların dünya ile paylaşımı için iyi bir fırsat olabilir.

Yazının Devamı

KKTC 40 yaşına gün sayıyor

Bir kaç ay sonra (15 Kasım 2023'te) KKTC 40 yaşına basacak. Nice 40 yaşlara diyelim.

KKTC biraz uzun oluyor, kısaca Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KTC) desek kafi.

KTC'ye Doğum Günü planlaması için neler önerebiliriz?

Yazının Devamı

Küba purosu, Kenya kahvesi, Irak uçağı

Küba'nın bir numaralı ihracat ürünü purodur.  Küba'ya havalimanından girişte ve çıkışta etrafta bolca puro mağazası bulunur. Küba ile ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek için Türkiye'nin puro konusunda Küba ile işbirliği yapmasında fayda olacaktır. Küba'ya puro işbirliği üzerinden ne kadar çok kaynak transfer edebilirsek, Küba'da bizden o kadar çok ürün ve hizmet alacak finansal güce erişecektir ve ikili ticaret gelişecektir. Elbette gelişecek ekonomik ilişkilerin siyasi sonuçları da olacaktır ve Türkiye'nin Karayipler bölgesindeki etkisi ve daha önemlisi Latin Amerika ülkeleri üzerindeki etkisi ve olumlu imajı güçlenecektir. (Latin Amerika'da önemi bazı ülkelerde maalesef Ermeni diasporalarının faaliyetleri sebebiyle Türkiye'nin imajı iyi değil). Avrupa'nın en işlek havalimanı olan İGA'da Küba'nın puro satması için bir dükkan tahsis ettiğimizi düşünelim. Nasıl Havana Havalimanı'nda puro mağazası var, İGA'da da aynısını Küba açsın. İstediği fiyattan Küba mali purolarını yerli, yabancı ziyaretçilere satsın. Türkiye için devede kulak derecesinde önemsiz olacak bu dükkanın Küba için önemi büyük olacaktır. Burada önemli nokta, araya aracı (komisyoncu, yandaş, pazarlamacı vs..) koymamaktır. Havana Havalimanı'ndaki dükkanı kim işletiyorsa, İGA'yı da o işletmelidir ve Avrupa puro pazarında bir numara olması için gerekli şartlar sağlanmalıdır. İGA'da hali hazırda satılan bir çok ülkenin ürünü ile berber Küba puroları da satılıyor olabilir ancak bu işe ayrı bir dükkan, yönetim ve fiyat politikası ile yaklaşmak amaca daha uygun olur.

İşbirliğini biraz daha genişletecek olursak, Kübalı üreticiler ile Ege'de puro üretimi konusunda ortaklık yapılması ve hatta Kübalı firmalara bu konuda üretim lisansı verilmesinde fayda olabilir. Elbette tütünlerde coğrafyaya göre tat farkı olabilir ancak Ege'de zaten dünyanın en iyi tütünleri yetişmektedir, buna uygun bir puro tütünü üretilebilir ve Ege çiftçisine ilave gelir ve bölgeye istihdam sağlanabilir. Purolarda genelde en az üç farklı çeşit tütün kullanılır, gerekiyorsa Ege'de üretilemeyen cinsin ithalatı da puro endüstrisini Ege'de kurabilmek için kolaylaştırılabilir. (THY zaten Küba'ya uçuyor, her uçuşta atıl bagaj kapasitesi ile bu yapraklar getirilebilir)

Küba'da, Havana Havalimanı'ndaki puro satışı yapan firmalardan biri "La casa del Habano" dur ve son yıllarda dünyada çeşitli şehirlerde (genelde bayılık sistemiyle) mağaza açmaktadır. Misal Almanya'da Bonn'da geçen ay mağaza açtılar. Geçen sene St Petersburg'da ve Sao Paulo'da açtılar vs. Bu firmanın 50% sahibi Küba devlet firması olan Cubatobaco'dur geri kalan kısmı ise özel bir yabancı firmadır. Bu bağlamda belki üretim ve pazarlama, mağazacılık konularında direk Cubatobaco ıle çalışmak daha doğru olabilir. Ayrıca Küba'ya daha çok kaynak transfer edebilmek için benzer mağazaların Antalya havalimanı, Nişantaşı, Levent gibi ilçelerimize de açılması değerlendirilebilir.

Yazının Devamı

4 bin dolara satılabilecek yerli arabayı tasarlamak

Türkiye’de en ucuzundan yeni bir araba almak isteseniz ödeyeceğiniz para ne kadar? Hani şöyle “ayağımı yerden kessin” türünden bir araba. Fiat Egea Haziran en ucuz model fiyatı 556.000 TL imiş, güncel kurdan 21.300 USD yapıyor. Yuvarlak hesap 20.000 USD diyelim. Çin’de Suzuki Alto satış fiyatı 3.150 USD, Hindistan’da Tata Nano 2.000 USD’dan başlıyor. Yine Hindistan’da Pazar lideri firma olan Suzuki ortaklığı olan Maruti Suzuki Alto modeli 4.500 USD. Avrupa’da arabalar görece pahalı. En ucuz yeni araba Polonya’da 7.000 USD dan başlıyor. Bu yazıda ultra-ucuz araba tasarım ve üretimi konusundaki fırsat ve engeller hakkında spekülasyon yapalım.

Böyle bir projenin hedef kitlesi kim olabilir?

Belki yeni evlendiniz ve kredi borçlarınız  yüksek, belki eve ikinci bir araba gerekiyor, az kullanılacak haliyle ucuz bir model olsun isteniyor, belki üniversitede öğrencisisiniz, belki yurtdışında çalışıyorsunuz ve Türkiye'de geçirdiğiniz 1-2 ay için ucuz bir araba tutmak istiyorsunuz, veya kırsalda,  bir köyde yaşıyorsunuz, kısıtlı bütçeniz var ama temel ihtiyaçlar için motosikletin sağlayamadığı ailecek kullanılabilecek mobiliteye ihtiyacınız var. Tüm bu kesimler ve daha fazlası, ultra-ucuz bir araba sahipliğine ilgi gösterecektir. Bizim 4.000 dolara satılacak alt segment, yerli üretim araba yapmamız bir seçenek değil, ekonomik ve sosyal ihtiyaçların dayattığı bir zorunluluktur.

Yazının Devamı

Dışişlerinde attan indik, neye bindik?

Önceki dışişleri bakanımız Sn. Mevlüt Çavuşoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı performansı fena değildi. Hayli koşturdu, çalıştı kabul edelim. Selefinden aldığı basta Suriye olmak üzere enkazı kaldırmak için hayli çabaladı (Suriye politikalarında kendi döneminde de büyük hatalar yapıldı).

Yeni Bakanımız Hakan Fidan, malum eski MİT başkanımız. Kendisi Dışişlerinde çıtayı hayli yüksekte teslim aldı ve milletin bu koltuktan beklentileri yüksek. Göründüğü kadarıyla, şimdiye kadar koltuğa pek ısındığını söyleyemeyiz. 3 Haziran’da görevi devraldı yani bir ay olmuş. Bir ay sürede selefi olsaydı en az iki nordik diplomatı tokatlamıştı (mecazen), AB zevatına da yeri geldikçe ağız payı vermişti. Sn. Çavuşoğlu’nun basın toplantısı performanslarını keyifle izler ve heyecanla “Türkiye’nin demokrasisi, Kıbrıs konusu, terörle mücadele” filan bir gollük soru gelse de bakanımız gelişine cevaplasa diye beklerdik. İngilizce, Türkçe, vücut dili filan de fark etmezdi her türlü Sn. Çavuşoğlu uygun lisan ile hak edilen cevabı verirdi.

Yeni dışişleri bakanımızın bir ayda daha pek sesini duyamadık. Kabul etmek gerek, MİT müsteşarlığı gibi çok da her konuda kamuoyuna fikir beyan etmesi beklenmeyen bir makamdan, her konuda, yerli ve yabancı basın karşısında, canlı yayında yüksek performans gösterilmesi gereken bir pozisyona atama yapıldı. Üstelik bu konularda konuşabilmek için, konuların gelmişine geçmişine üst düzeyde hâkim olmak gerekli yoksa devekuşu gibi kafayı kuma gömmekten başka yapılabilecek bir şey kalmıyor.

Yazının Devamı

Fırsatlar

Geçtiğimiz günlerde medyada bazı haberler gözüme çarptı. Acaba bu haberler üzerinden Türkiye'ye ilave istihdam ve ekonomik büyüme sağlayabilecek fırsatlar tasarlayabilir miyiz?

İran'da bulunduğu ilan edilen lityum rezervleri ile İran, dünyanın ikinci büyük lityum rezervlerine sahip oldu. Malum, Lityum konusu elektrikli arabaların en pahalı sistemleri olan bataryalarının en kritik unsuru ve bu sebepler ile Lityum da hayli stratejik bir element ( alkali metal grubu, hatta grubun ismi Lityum grubu) haline geldi. Habere göre İran'ın batısında Hamedan eyaletinde 8,5 milyon tonluk lityum rezervi bulundu ve bu rezerv ile İran, Şili'den sonra dünyada ikinci sıraya oturdu.

Hamedan, Türkiye sınırına pek uzak değil, Hakkari ve Van bölgesi ile birleşen sıradağlara komşu bir bölge. Yani İran'da Lityum var ise pekala Hakkari ve Van civarlarında da olmasını beklemeliyiz. Bizde var veya yok, İran'ın sınırımıza yakın olan bu lityumu çıkartması, rafine etmesi ve elektrikli bataryaya çevirmesi için en üst düzeyde işbirliği yapmamız faydalı olacaktır. Tercihen rafinaj ve batarya üretimi kısmını Türkiye'de, limana yakın bir bölgede, mevcut yatırımlara ilave yatırım ile ortak olarak yapabiliriz. Diğer taraftan Türkiye'de maden, mineral, gaz, petrol vs. arama konusunda Maden Tetkik ve Arama Enstitümüz (MTA) var ancak bu kurumun genel müdürü biraz daha televizyonlarda görünür olursa ve ne yaptıkları hakkinda halka bilgi verirse faydalı olabilir çünkü bu kurumdan beklenti büyük.

Yazının Devamı

İmparatorluğun merkezini çöp ve ot götürüyor

Geçenlerde bir kaç gün için New York'a gittim.  Bu yazının amacı bazı gözlemleri aktarmak ve bunlara dayalı siyaset, ekonomi, turizm konularında politika önerilerini tartışma zeminine taşımak. Yazı uzun oldu, ilginizi çeken başlığa lütfen atlayınız.

ABD'nin 50 eyaletinden birinin ismi "New York" ve bu eyalet Kanada (Krallığı) ile sınırdaş. Bu eyaletin güney ucundaki şehrin ismi de "New York Şehri" ( New York City : NYC). New York'daki idari bölümlere Boro deniyor ( ing:Borough). Bu Boro kavramı İngiltere'de ve başka anglosakson ülkelerinde de  olan bir kavram (ve basit bir tanımı yok). New York şehrinin boroları: Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Islands. New York'un esas oğlanı ise bitişik bir ada olan Manhattan borosu.

Amerika'da eyaletlerin takma isimleri var. New York'un takma ismi "Empire State" yani İmparatorluk eyaleti. (Emperyalizm kelimesi de imparatorluk kelimesinden geliyor). Gel de gör ki imparatorluk namına merkez Manhattan'da pek bir şey kalmamış. Ziyaretçilerin ilk gözüne çarpan, şehirdeki ciddi çöp problemi. Etrafta vızır vızır çeşitli altyapı araçları geziniyor, belediye işçileri çalışıyor ama gene de yetmiyor. Her yer çöp dağı. Muhtemelen zamanında nispeten küçük bir alanda inşa edilen ve artık eskiyen bu yüzlerce gökdelenin artık bakım maliyetleri ve altyapı işleri ile başa çıkılamıyor.

Yazının Devamı